Nasıl emin kız olmak

ben sadece sevildiğime emin olmak istiyorum, çünkü daha önce bazı ihanetler yaşamıştım, benim için her şeyi göze alacak kadar büyük bişey yapar mı aklıma bişey gelmiyor, sadece bir kız eğer bir erkeğe kendini bırakıyorsa bu onu sevdiğinin kanıtıdır diye düşünmeye başlamıştım ben Burada anlatılanlar sizlerin; öz güvenli, emin bireyler olmanız yolunda işinize yarayacak bir kaç tüyodan ibarettir. ‘Cool olmak’ ya da olmamak… İnanın kimsenin umurunda değil. “Ne cool erkek!” ya da “Ne cool kız!” gibi söylemlerden ziyade iyi bir kalbinizin olup olmaması insanlar için önemli. Siz kendiniz ... - Emin olmak zorundasın. to be certain. I just want to be certain that it's OK. - Sadece bunun iyi olduğundan emin olmak istiyorum. You've got to be certain. - Emin olmak zorundasın. certain. I want to be certain that we're doing what's best for Tom. - Tom için en iyi olanı yaptığımızdan emin olmak istiyorum. Peki kız arkadaşınızı sevindirecek, nitelikli ve düşünülmüş hediye nasıl olur? İşte bu yazımızda biraz olsun bu konuya değinip sizlere yardımcı olmak istiyoruz. En Yakın Kız Arkadaşa Hediye Nasıl Alınır? İlk aşamada hediyenizin kategorisini belirlemeye çalışın. Hayranlık dolu bakışları üzerinize toplamak istiyorsanız seksi olmak için bu 20 adımı bir kenara not edin. Bu nedenle, akut soru, kendine güvenen bir kız olmanın nasıl olacağı ve tanıdık şeylere nasıl yeni bir bakış atılacağıdır. Güvensiz bir kişinin işaretleri. Konuşma, çabuk karıştı, karıştı. ... Kendine saygı duymadan kendinden emin bir insan olmak imkansızdır. Başkalarının sizin hakkınızda kötü konuşmasına ... Kız Babalarının, Çocuklarını Daha İyi Anlayabilmek İçin Kesinlikle Bilmesi Gereken 15 Hayat Dersi ... Ama her şeye rağmen onu sevdiğinizden şüphe duymadığından emin olun. Her fırsatta ona onu ne kadar çok sevdiğinizi gösterin. 2. Gelecekteki seçimlerini etkileyeceksiniz. ... Annesine nasıl davrandığınızı sürekli ... HABER MERKEZİ – Zapatista kadınlar ilki geçtiğimiz sene düzenlenen “Enternasyonal Kadın Buluşması”nın ikincisi için davet yayınladı. Aralık ayında kadına şiddet gündemiyle yapılacak buluşmanın Türkçeleştirildiğimiz davet metnini aşağıdan okuyabilirsiniz. Çeviri: Evren Toprak ZAPATİSTA ULUSAL KURTULUŞ ORDUSU MEKSİKA Eylül 2019 Tüm dünyada mücadele veren ... Kız Almak İçin Nasıl Bir Stop Işıkta. ... Dişlerinizin bir şey olmadığından emin olmak için bu sefer kullanın. Adım 6: Harekete geçin Diye gülümsedi varsa, harekete. Senin Pencereyi aç ve yakın bir yer için yön sormaya. O bunları size verdiğinde, kartınızı sunmak ve söylemek yardım için teşekkür - ve o ilgileniyor ... Bir kız kardeşe sahip olmak bazen çok sinir bozucu olabilir, ancak vaktinizin çoğunu birlikte geçirdiğiniz kız kardeşiniz sizi daha iyi biri yapabilir. Bazen kız kardeş sahibi olmanın tam bir karın ağrısı olduğunu, dünyanın en sinir bozucu kız kardeşinin sizinki olduğunu düşünebilirsiniz.

AMINI IZDIRABINI SİKEYİM

2020.09.28 20:41 aprencher AMINI IZDIRABINI SİKEYİM

Uzun bi yazı yazıcam içimi dökmek istiyorum, lütfen yorumlarda tatavasını yapmayın.
Ya amına koyayım ben iyi bi ünide makine okuyorum. Online eğitim sürecinde çalıştığım kadar tüm derslere çalışsam ortalığın içinden geçerdim. Yaz okulunda ders alıyorum çıkmışlarla alakası yok. Defter kitap açık diye yarım saatte normalde yapılan sınavın iki katı soru soruluyor ve 90 yerine 30 40 dakika süre veriliyor. Kitap zaten açık deyip soruları da en zor seviyelerden seçiyorlar. Gereksiz ne kadar sabit varsa hepsini ezberledim soru çözmekten. Dersi verecek yetkinliğe ulaştım, ama sınavda sorulara geri dönemiyosun ve sadece cevabı doğru ya da yanlış yazmış olduğuna göre puan alıyorsun. Ben bu zor sorulara bile tek atarken gel gör ki işlem hataları yapıp ortalamanın üstünde olsam bile istediğim puanı alamıyorum, ve hocalar tarafından sürekli mağdur ediliyorum.
Sonra yüzbinlerce andaval her gün maskesiz dışarı çıkıp kafeleri tıklım tıklım dolduruyor diye, millet sikinin keyfine tatile gidiyor diye benim okulum online oluyor. Eğitim zaten kimsenin umrunda değil, hocalar bile hiçbir şeyi umursamıyorlar, mağdur edilmeyeceksiniz deniyor, verilen sözler tutulmuyor, hocalar hiçbir şeyi umursamıyor, toplu mail atınca isyanmış gibi algılanıyor, elin andavalları diğer sikko anadolu ünilerinde bedava geçip ortalama kasarken ben burada hocaların sikinin keyfine kalıyorum. Adamlar sınav yapıyor cevap anahtarında yanlış var ama bahaneler hazır sınav zaten defter kitap açık. Defter kitap açık ama tüm konuların yerlerini bilseniz bile soru çözmediyseniz o sürede sadece soruyu anlayıp değerleri hesap makinesine yazıyorsunuz zaten.
En son öğeniyorum ki muhteşem haşmetli yök online eğitim kararı almış. Sonra girip bakıyorum ki ulan ünileri açsan zaten millet sikişmeye gidiyor diye yorumlar amk. Bu da yetmezmiş gibi #karantina #evdekal diye tweet atan tayfa tatile gidip sonra da ailesinin yanına gelip yaşadığım sik kadar yere virüsü getiriyor. Amına koyayım abi böyle ülkenin de böyle milletin de. Her amk yeri güvenli, kafeler restoranlar güvenli, ama sadece okula gidemiyoruz. Yeter abi artık liselerde zaten hocalar kendi kurs açıp özel ders veriyorlar, parası olan okuyor amk. Özel okullar ders yapıp devlet okullarında "Ben bunu kullanamıyorum ki ya!" diyen öğetmenler, zoom altyapısını kullandığı halde çöken bir eba var. Artık zaten sinirlenmiyorum, sadece yüksek lisans için vs yurtdışına gidip orada uzun yıllar kalmak istiyorum. Yeter artık amk hayallerimi çaldığınız, önümü kestiğiniz. Ülkenin en iyi ünilerinde "Yha notumu slaytımı paylaşmicam derse gelenle gelmeyenin bi farkı olsun" diyen hocalar var.
Ulan 2 3 hafta önce banyoya tadilat yaptırdık, usta geldi muhabbet ediyoruz adam nerde okuduğumu falan soruyor, söyleyince şekli değişiyor. "Ben oraları biliyorum diyor ahlakı kötü oraların." Sana mı kaldı benim ahlakımı sorgulamak vasıfsız orospu evladı. Sıva çekmekten başka bir şey yapayan adam gelmiş bana laf sallıyor, sen niye polislik denemedin ki diyor.
Ortalık mal orospu evladı dolu, bi kere bir şey almaya çıkıyorum millet maskeyi koluna takmış yürüyor amk. Hepinizin amına koyayım buradan. Yeter abi artık ben yıllardır yere çöp atmayan, teknolojik alet aldı mı işlevini yitirene kadar kullanmaya çalışan, hayatında bi kere kavga etmemiş, ülkeme faydalı olmak isteyen bi insanım. Ama sonuca gelince küçük şehirde yaptığınız topuz bile laf oluyor amk. Sikimde mi? Hayır. Ama bunu haketmiyorum. Ben esnaf tipli emekli olmasına 2 3 sene kaldığı halde yaz okulunda dahi insanların beynini siken bi hoca istemiyorum artık. Düzgün Atatürk milliyetçisi insan da kalmadı zaten memlekette. İnsanlar milliyetçi olmayı Trump'a tweet atmak zannettiği için kötü bir şey zannediliyor.
Ulan şehirde bi tane işlek cadde var onda da amk bekçileri volta atıp akşamlara kadar kız kesiyorlar. İş uydurup lise mezunu adamları bekçi, bilgisayar kullanamayan adamları memur diye kadroda tutuyorlar. Geçen PTT 1 haftadır şubede beklettiği ürünü 2 günde de teslim edemeyince güya bir sonraki gün 7.20'de getirdiğini iddia edip, 7.50 de de şubeye bırakmış. Şikayet ettim bir şeyler zırvalamışlar gittim kendim aldım.
Amına koyduğumun karantinasında bile her yaşadığım aksilik amk. Ev desen hayvanat bahçesi gibi amına koyim hep bi gürültü var televizyon saatlerce açık tek eğlencem bi redbull açıp reddite bakmak zaten onu bile zor sokuyorum eve alkolüm sigaram yok peder ben doğduğumdan beri sigara içiyor bunun bile tatavası yapılıyor evde.
Bunlara rağmen hala elimdekilerle mutlu olmaya çalışıyorum, hatta oluyorum bile amk. Çok fazla şey gerekmiyo beni mutlu etmek için zaten. Liptonun çayı, sikko kaçak çay, lükse kaçacaksak Redbull, Kurukahveci'nin filtre kahvesini içip lolün turnuva özetlerini izleyerek mutlu olabiliyorum amk. Bi saat yürüyüşe çıkıp müzik dinleyeyim iki maNga şarkısı dinleyip ulan benim gibi insanlar da var, birbirimizi bulacağız diyorum mutlu oluyorum.
Ulan iyi kötü spora gidiyordum göbek falan vardı ama bir şeyler beceriyodum o da kalmadı 100 kiloya çıktım. Stresten yapacak bir şey bulamamaktan yedik yedik çorabı rahat giyemez hale geldik anasını satayım.
Bir gün bu ülkeden gideceğim, gidersem bir daha döner miyim bilmiyorum. Ama artık buraya aitmiş gibi hissetmiyorum, insanların önyargılarından, "Orda kızlarla erkekler aynı tuvalete giriyomuş" yorumlarından iyice sıkıldım. Kendimi bir yere ait hissetmeyeceğimden neredeyse emin olsam da en azından liyakat görmek beni rahatlatır diye düşünüyorum. Nasıl olsa toplumlar da kendileri gibi insanlar tarafından yönetiliyorlar, belki de ben buraya ait değilimdir. Belki fazla kafaya takıyorumdur, belki onlar haklılardır. Arada gençliğe hitabeyi alıyorum elime, bi acaba diyorum, sonra geçiyor. İnsanların sığ muhabbetlerinden bıktım, bir yere varmayan kavgalardan, insanların ikiyüzlülüğünden de bıktım artık.
Buraya kadar okuyanlara teşekkürler, iyi geceler herkese.
submitted by aprencher to KGBTR [link] [comments]


2020.09.22 23:13 seytanreis KREŞ BY ŞEYTANREİS

Çocuklarımızın kreşten çıkmasını beklerken, benimle beraber kendi çocuklarını bekleyen, mahalleden arkadaşlar Şehmuz ve Fehmi ile ibretlik bir sohbete dalmıştık. Konu döndü, dolaştı çocuklara geldi. Fehmi oğlunun okuduğu kitaplardan şikayetçiymiş. Zararlı yazarların kitaplarını okuyormuş devamlı. “Yoldan çıktı çıkacak, iki sene sonra ben gominist oldum, Allaha da inanmıyom” derse ben ne ederim. Ele güne nasıl açıklarım bunu.” diye yakınıp durdu. Yakındı ama içime kurdu düşürüverdi. Benim kız da aynı kitapları okuyor olabilirdi. Aynı okulda, aynı sınıfta beraber tahsil görüyorlardı. ” Kimmiş o yazarlar söyleyive bakam sen bana” dedim ama Fehmi de bilmiyormuş yazarların adını. “Hangi kitaplamış bakem onlar” dedim, kitapları da bilmiyor. Kendisi okumamış, televizyondan duymuş falanca yazar kominist, filan kitap zararlı” diye. Fehmi konuyu açıpda oğlundan dert yanmasıyla gaza gelen Şehmuz, sanki baştan beri o anı bekliyormuş gibi atıldı hemen. “Sorma arkedeş. Benim kız da kötü kötü şarkıla dinliyo. Hepsi yabancı, anamıza, bacımıza, dinimize, imanımıza küfür ediyola hep.” Birden benim kız geldi aklıma. O da gece gündüz yabancı şarkı dinliyordu. Belki de aynı imansız adamların şarkılarıydı bunlar. Hemen sordum Şehmuz’a “Bak ne diyecem sana. Sen şarkıları anlıyon yalım. Benim kızın kasetlerini sana getiremde bi bakıver bakalım. Hangisi küfür ediyo, hangisi etmiyor” Bunda da umduğumu bulamadım. Şehmuzda anlamıyomuş şarkılarda neler söylediklerini. Geçen sene ölen Mithat emminin cenazesine gelen, merhumun askerden arkadaşı Molla Mehmet söylemiş ona da. “Kızlarınıza zinhar yabancı şarkıcı dinletmeyeceksiniz. Maazallah kafir olurlarda, mahşerde hesabını sizden sorarlar” deyince, bizim Şehmuz evdeki bütün yabancı kasetleri yakacak olmuş. Kızıyla hanımı bir olup, yalvar yakar kurtarmışlar imansızların kasetlerini. Şehmuz lafını bitiripte masaya koyunca, ikisi de taş sırası bandeymiş gibi bana bakıyorlardı. Çaresiz bende gömecektim kızımı masada. “Vallahi arkadaşlar benim derdimin yanında sizinkilerin esamesi okunmaz. Benim derdim dağlar kadar. Aramızda kalsın da ( aslında aramızda kalsın dediğim hiç bir şeyin, hiç bir zaman aramızda kalmadığını biliyordum) benim kız sakıncalı şeyler seyrediyor. Üstelik bir şey de diyemiyorum. Yanımda izliyor bir de utanmaz. Annesi de ona destek çıkıyor. ” Seni hep o Şehmuzla Fehmi dolduruyor) deyip izletiyor.” Şehmuz adının bizim evde bile anılacka kadar popüler olmasından memnun bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Derken Fehmi de aynı şeyleri kendi oğlunun izleyip izlemediğinden emin olmak ister gibi sordu ” Ne izliyor mesela?” Onları da uyarmam gerektiğine o kadar emindim ki, usulca başımı masanın ortasına doğru yanaştırdım. Onlarda dikkat çekmeyen gizlilikle başlarını masanın ortasına yaklaştırdıklarında, neredeyse nefeslerimizi birbirimizin dudaklarında hissedebiliyorduk. Ve ılık nefesim eşliğinde o dehşet verici cümleyi kurdum. Dinsiz, hem kömünist hemde faşist, devletimize, milletimize kasteden, evlatlarımız daha çocukken, aklı ermeyecekken, altına sıçıp, sümüğünü yerken onlara kendi tarikat propagandalarını aşılamayı amaçlayan, dış güçlerin dizisi, “Şirinler” dediğimde, yüzlerindeki insan rengi adeta limonu fazla kaçmış bol ekşili bir pırasa yemeğinden ilk kaşığı almış gibi sararıvermişti. “Evet” dedim fısıldayarak. “Şirinler”.Yine de açıklamam gerektiğini anlatan bakışlarıyla tahammül sınırlarımı zorluyorlardı. Bu çağda hala bütün bunları anlayamayacak kadar cahil insanların yaşıyor olması başlı başına bir alamatti zaten. Boğazımı temizler gibi yapıp, öylesine, yalnızca dikkat çekmek için hafifçe öksürdüm, ve onlara bu lanet dizinin iç yüzünü anlatmaya başladım. “Kan kırmızısı bir şapka takan, bütün köyü it gibi çalıştırıp, kendisi bir bok yapmayan, onların sırtından geçinip bütün işi gücü büyüyle, bedduayla, kem gözle nazar deyirmek olan yaşlı bir adam var. Bu size kimi hatırlatıyor?” Şehmuz bir an için olayın ciddiyetini kavramış ve bana hak veriyormuş gibi bakmaya başladıysa da, gözlerindeki derin karanlık bir bok anlamadığını hissettirecek kadar belirgindi. Derken gergin sessizliğimizi bozan yine Fehmi oldu. “Cafer Emmi mi yoksa. Vallahi onun bir şeyler çevirdiğini ben anlamıştım.” Onun verdiği cevaptaki cehalet değildi aslında üzerinde durmam gereken nokta. Bunu öyle merak uyandırıcı bir ses tonuyla söylemişti ki, Şehmuz bile hiç anlamamasına rağmen, hemen o anda dizideki yaşlı adamın “Cafer Emmi” olduğuna inanmıştı. “Halbuki Cafer Emmi garibanlara muska yazan, içine cin kaçan kızların bedeninden o cinleri çıkartan, mübarek bir adamdı.” O anda nerede hata yaptığımı, daha en başta onlarla bu kadar ciddi bir konunun içine girmemem gerektiğini anladım. Ben onlara kominist, din düşmanı, katil bir adam olan Beşer Esedden bahsediyorum. Şirin baba diye bize Suriye rejimi olan Komünizmi sevdirmeye çalıştıklarını söylüyorum. Ama onlar bana Cafer Emmiden bahsediyorlar. Aşağı köyün Muhtarı Seyfettin haklıymış. Bana “Sana bunları anlatıyorum ama, sakın kimseye benim anlattığımı söyleme. Sonra bizi seri cinsinden devlet kurmakla suçlarlar, vallahi olimpiyatlarda şiirlerde okutsak, ilçedeki gazetede yazılarda yazdırsak, belediyenin anonsuynan her gün imdat, nerdesiniz, adam öldürüyorlar, biz adam bile değiliz,” de desek yırtamayız. Zaten böylesine zeka gerektiren bir bilgiyi herkes anlayamaz” demişti. Vallahi haklıymış. İnsanlar bilmedikleri, okumadıkları, anlamadıkları şeyler hakkında yorum yapmayı ne kadar seviyorlar. Cahil bu köyün insanı cahil. Öğlen ezanının okunmasıyla birlikte çocuk bakım evinin paydos saatinin geldiğini anladık. Kapıda beliren köyün kadrolu tek çocuk bakıcısı Hacer Yenge kapıda belirdi. Önünden başları önde, büyük bir edeple onu selamlayıp çıkan çocukları seyrediyordu. Sırayla hepimiz geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızı kucağımıza aldık, tekrar görüşürüz diyerek evlerimize döndük.
submitted by seytanreis to KGBTR [link] [comments]


2020.09.20 11:20 griljedi (Kuram) Jon Snow Hayalet’i Nasıl Buldu?

(Kuram) Jon Snow Hayalet’i Nasıl Buldu?

https://preview.redd.it/s1lvqcsss9o51.png?width=1280&format=png&auto=webp&s=69f3fc3767185650e0b544d139db95acf639cea1
ASOIAF Youtuber Talking Thrones’un “The Real Reason Jon Snow Found Ghost” isimli videosunu izlediğimde genel olarak hoşuma gitti, çevirmek bugüne kısmetmiş. Her zaman ki gibi kendi cümlelerim, yorumlarım ve eklemelerimle yazıyı hazırlıyorum.
Bildiğimiz gibi Bran I POV’da ölü bir ulu kurt ve beş yavru bulunmuştu; üç erkek, iki dişi. Bunlar Ned Stark’ın beş meşru evladının sayısına ve cinsiyetlerine denk geliyordu. Lord Stark ilk başta yavruları istemese de Jon’un ikna becerisiyle Ned ikna edildi ve çocuklar kurtları aldı. Ortalıkta Jon için bir kurt yoktu. Herkes atlara binip köprüye kadar atlarını sürdüklerinde Jon bir anda atını durdurdu.
Atlarına binip yola çıktıklarında, Bran zaferin şekerli tadını ağzında hissediyordu. Yavru kurdunu kıyafetindeki deri katlarının arasında sarmalamış, sıcak bedenine yaslamış, yolculuk için güvene almıştı. Şimdi yavrusuna ne isim vereceğini düşünüyordu.
Köprünün yarısına geldiklerinde Jon aniden durdu.
"Ne oldu Jon?" diye sordu babası.
"Duymuyor musunuz?"
Bran ağaçları sallayan rüzgârı, demir ağacından yapılmış köprüye vuran nal seslerini, aç yavrudan gelen gurultuları duyuyordu ama Jon bambaşka bir şeyi dinliyor gibiydi.
"İşte!" dedi Jon. Hemen atını çevirdi ve tam ters istikamete, köprünün başına doğru koşturdu. Ölü ulu kurdun olduğu yerde atından inip yere çöktü. Bir an sonra, yüzünde bir gülümsemeyle, kafileye doğru geliyordu.
"Diğer yavrulardan uzakta kalmış olmalı," dedi Jon.
"Ya da uzağa bırakılmış," dedi babaları altıncı yavruya bakarken. Bu yavrunun tüyleri bembeyazdı. Gözleri kan kadar kırmızıydı. Bran, diğer yavruların gözleri henüz açılmamışken, bu beyaz yavrunun gözlerinin neden açık olduğunu merak etti.
"Bu bir albino," dedi Theon Greyjoy. Eğleniyor gibiydi. "Bu enik diğerlerinden de önce can verir."
Jon Kar babasının himayesindeki çocuğa uzun ve soğuk bir bakışla cevap verdi. "Ben senin gibi düşünmüyorum Greyjoy," dedi. "Bu yavru benim."
Burada dikkat çeken ilk şey, Jon Snow ve diğerleri 6. yavruyu ilk başta göremiyor çünkü yavru, diğerleriyle beraber değil. Kurt, muhtemelen sürünerek diğerlerinden ayrıldı, yahut Ned’in söylediği gibi “bırakılmış” dahi olabilir. Yani eğer bu yavru kurt, aslında başka bir kurttan doğmuşsa ve buraya bir başkası tarafından (diğer kurtları gönderen) kastten bırakıldıysa, tamam ama hepsi aynı kurttan doğdu ise bırakılma şansı olduğunu sanmıyorum ama burada Ned’in ağzından GRRM’in Jon’un kimliğine de gönderme yapıldığını düşünüyorum. Jon’un ebeveynleri ile ilgili gerçeği göz önüne aldığımızda o da aslında Ned Stark’ın ellerine bırakıldı ve gerçek ailesinden uzağa gönderildi. Zaten kurdun renginin beyaz olması GRRM’in ifadesiyle Jon’un piç olarak büyümesine, dışlanmışlığına bir işaretti ve bence diğer Stark kurtlarından farklı bir kurt olduğuna da bir işaret. Unutmayın ki bu kurt, ayrıca diğerlerinin aksine, gözleri açık olan tek kurttu. Yeni doğan kurt, köpek, kedi vb. Canlıların gözleri ilk aşama kapalı olur ve sonraki haftalarda açılır. İlk doğan ayrıca en iri olandır da... Burada Hayalet’in gözleri açık. Bunun sebebini bir türlü anlamamıştım, ya bu hayvan hepsinden önce doğdu ya da hepsinden daha hızlı gelişen, büyüyen ve güçlenen kurt, Hayalet ki gerçekten de Hayalet, sonrasında diğerlerinden daha hızlı büyüyordu. Bu da belki Jon’un geleceğine işaret olabilir, bir çocuk olmasına rağmen daha ilk iki senesinde Gece Nöbeti’nin Lord Kumandan’ı seçilmeyi başarmıştı ve kendi kardeşlerinden de daha olgun olmasının yanı sıra hızla büyüyen biriydi.
Bu kısmı geçersek gelelim ana konu olan kurdun bulunma şekline... Hayalet ile ilgili ilginç bir bilgi verdikten sonra devam edelim. Bunun için JON I POV’a geçiyoruz.
Jon tavuğun bir budunu koparmak için uzandığında aklına daha iyi bir fikir geldi. Tavuğun tamamını bıçağına geçirip bacaklarının arasından masanın altına kaydırdı. Masanın altındaki Hayalet, sessiz bir vahşilikle kendisine verilen yiyeceği yemeye başladı.
...
Benjen soğan yerken Hayalet'i neşeyle izliyordu. "Çok sessiz bir kurt bu," dedi.
"Diğerlerine hiç benzemiyor," diyerek karşılık verdi Jon. "Hiç ses çıkarmıyor. Ona bu yüzden Hayalet adını verdim ve bembeyaz tüyleri yüzünden. Diğer yavrular siyah ya da gri, hepsi koyu renk."
Bunun gibi birkaç alıntı daha görmek mümkün; kısacası Hayalet, hiç ses çıkartmıyor, ismi bu yüzden Hayalet. GRRM sonraki kitaplarda bile bunu bize hatırlatıyor. O zaman şu soruyu soralım; Jon Snow, Hayalet’in sesini nasıl duydu da onu gidip buldu? Öyle ya, bu kurt hırlamıyor bile, mırıldandığını bile okumadık, dilsiz bir hayvan gibi, sessizce işini hallediyor. O zaman Jon’un bu kurdu duyması mümkün değil ki diğerleri de duymadı zaten. Bran, elindeki kurtların mırıltısını ve diğer bir çok şeyin sesini duydu ama Hayalet’i duymadı.
“...O sıradan bir kurt değil. İri Jon, ulu kurtların çocuklarınıza kuzeyin eski tanrıları tarafından gönderildiğini söylüyor.”
Catelyn, oğullarının kurtları karlar arasında bulduğu günü hatırladı. Üçü erkek ikisi dişi beş kurt yavrusu vardı, Stark Hanedanı’nın beş öz çocuğu için beş kurt... ve altıncısı, beyaz tüylü, kırmızı gözlü, Ned Stark’ın piç oğlu Jon Kar için. Onlar sıradan kurtlar değiller, diye düşündü. Gerçekten değiller.
Kurtların sıradan olmadığı aşikar, başkaları da bunu sezinleyebiliyor, birkaç yerden bu yönde ifadeler okuduk. Yaz, Bran’ın komadayken ölmesine engel dahi olmuştu ve dahası hayvanlar, sahiplerinin ölüm tehlikesine girdiğinde anlıyor ve uyarıyor ve karşı tarafın içindeki kötülüğü sezinleyip yine uyarıyor. Hepsinden önemlisi bu kurtar, Stark çocuklarının warg yeteneklerini asıl tetikleyen unsurdur. Yani kanlarındaki büyü ile bu hayvanların bir bağlantısı, ilişkisi var. Sadece sayı değil cinsiyetlerin de birebir uyuşması, hayvanların çok önemli olduğuna ve sıradan olmadıklarına işaret ve İri Jon haklı olabilir, bu kurtlar gerçekten de kuzeyin eski güçleri tarafından gönderilmiş olabilir ki mantıklı olan da budur, yoksa 200 senedir Sur’un güneyinde görülmeyen bir kurdun, Sur’u geçip Starkların bulması için doğum yapması mümkün değildir.
Bazı okuyucular ulu kurtların, sıradan kurtardan daha büyük; hoş özellikli koca köpekler gibi görse de bu kurtların içinde Melisandre’nin de ifadesiyle “güç” olduğunu yani “büyü” olduğunu çok rahat gözlemleyebiliyoruz. Zaten başka türlü warg yeteneğini tetiklemeleri mümkün olmaz. Unutmayın sadece 1000 kişiden 1’i warg olabilir ama bir evde etkin olarak warg gücüne sahip olduğundan emin olduğumuz 4 çocuk var, Robb rüya gördü mü hiç bilmiyoruz (ama diğerleri gibi onunla çok vakit harcadığı için tetiklenmesi mantıklı olan) ve Sansa’nın, kurdu öldüğü için, var olan warg yeteneğinin tetiklenmediğini ve haliyle hiç kurt rüyaları görmediğini biliyoruz ama Leydi ölmeseydi ve onunla zaman geçirmeye devam etseydi, Sansa da etkin bir warg olacaktı çünkü altı çocuk da warg, kanlarında o büyüyle doğmuşlar.
“Boz Rüzgâr’ın hoşlanmadığı her adam, senin yanında olmasını istemediğim adamdır. Bu kurtlar, kurttan öte yaratıklar Robb. Bunu biliyor olmalısın. Belki de onları bize tanrılar gönderdi. Babanın tanrıları, kuzeyin eski tanrıları...”
...
"Sizin de beş meşru evladınız var. Üç oğul, iki kız. Ulu kurt Stark Hanedanı'nın arması. Bu yavrular sizin çocuklarınız tarafından sahiplenilmek için doğmuş." Jon Snow, Bran I
...
Kırmızı gözler, diye fark etti Jon ama Melisandre’nirı gözleri gibi değil. Kırmızı gözler, kırmızı ağız, beyaz kürk. Kan ve kemik, bir yürek ağacı gibi. Bu hayvan eski tanrılara ait ve bütün ulu kurtların içinde yalnızca bu kurt beyazdı. Robb ve Jon yaz karlarının arasında altı yavru bulmuşlardı; beş yavru gri, siyah ve kahverengiydi, Starklar için beş yavru ve bir beyaz yavru, Kar gibi beyaz. Jon cevabını almıştı artık.
Gördüğünüz gibi birden fazla kişi bu kurtların, kuzeyin eski güçleri tarafından gönderildiğini düşünüyor ve hatta Jon’un alıntısı bize Kankuzgun’un görünüşünü de tarif ediyor. Hayalet ve Kankuzgun’un tarifi neredeyse aynı; kemik/kar kadar beyaz ten/kürk ve kan kırmızısı gözler. Kemik ve Kan. Bu ayrıca Büvet ağaçlarının da tarifidir. Yani Büvet Ağaçları, Hayalet ve Kankuzgun’un görünüşleri aynı. Bu da kurtların ve kuzey güçlerinin ilişkisine bir gönderme. Yani kurtlar, Kankuzgun’u ve Şarkıcılar tarafından gönderilmiş olabilir. Bazı okuyucular, kuzeyin eski tanrılarının aslında eskiden yaşamış ve ölmüş ve ruhlarının Büvet ağaçlarının içine girmiş olan yeşil görenler olduğunu düşünüyor. Bu kadar çok ve isimsiz olmalarının sebebi buna bağlanıyor ki mantıklı. İnsanın ilkel aklıyla da böyle güçleri olan ve bu şekilde iletişim kuran kişiler, zamanla ilah gibi görülmeye başlanmıştır. Bu da bize eski kuzey ilahlarının neden Büvet ağaçları olmadan güçlerini kullanmadıklarını, bu ağaçların olmadığı yerde güç sahibi olmadıklarını açıklıyor çünkü yeşil görenler, bu ağaçlar aracılığı ile güçlerini kullanıyor.
Jon’a ve Hayalet’e dönelim...
"Ne oldu Jon?" diye sordu babası.
"Duymuyor musunuz?"
Jon’un, ses çıkarmadığı için, Hayalet’i duymasının mümkün olmadığında anlaştık sanırım? Oradaki onca insanın da kurdun çıkardığı sesi duymamasının aslında tam da bu sebeple olduğunu anlamışızdır. Jon, köprünün yarısına geliyor, atlar zaten ayrı ses çıkartıyor ve diğer sesler de var ama kimse duymaz iken Jon, kurdun sesini duyuyor. Onca mesafe ve sesin içinde kurdun, sesini duyurması için, çok fazla ses çıkarması beklenir ki böylece sadece Jon değil, diğerleri de duysun ama kimse Hayalet’i duymadı çünkü kurt yavrusu aslında hiçbir şekilde ses çıkarmadan orada duruyordu, en azından sesi dışından çıkarmadı.
O zaman Jon nasıl duydu? Aslında soruyu birkaç kere sorsak da kesin bir cevap vermek mümkün değil ama yüksekle ihtimal buna imkan veren şey Jon’un warg yeteneği ve bu kurdun onun için olmasından kaynaklı. Yukarıda söylemiştim, kurtlar ve sahipleri arasında bir bağ var; sadece sayısı değil, cinsiyetleri de çocuklara denk ve warg yeteneklerinin tetiklenmesiyle bağlantılılar. Hepsi warg kanını taşıyor, Jon da bu şekilde Hayalet’in duyuyor; zihnini... Yani bir çeşit ön-warglama gibi diyebiliriz belki. Sonraki kitaplarda uyanıkken de kurdun varlığını hissettiğini biliyoruz, yanında olmasa bile (bir tek Sur ötesinde ayrıldıklarında ve Jon geri döndüğünde, bir süre hissedemedi ve rüyasında göremedi) ve Jon’un Hayalet’in hislerini, açlığına kadar hissettiğini de biliyoruz, doğal olarak hayvanın içinden/zihninden ses çıkardığını ve Jon’un, kurtla bağlantısı sayesinde, bunu duyduğunu söylemek mümkündür.
Bran, diğer yavruların gözleri henüz açılmamışken, bu beyaz yavrunun gözlerinin neden açık olduğunu merak etti. - Bran POV I
...
Bütün yavrulardan hızlı büyüyen Hayalet onu kokladı, dikkatli ve hafif birkaç ısırıktan sonra iki kurt da yere yattı. - Arya POV I
Hayalet’in gözlerinin hepsinden önce açık olmasının belki de sebebi ve amacı buydu? Biliyorsunuz “gözlerinin açılması” terimi, kitaplarda güçlerini keşfetme ve kullanmayla ilişkili bir durum. GRRM buna gönderme yapmak istemiş olabilir. Belki de bu yüzden Hayalet, diğerlerinden daha hızlı bir şekilde büyümüştür... warg bağlantısı çift taraflıdır; Jon ile hızlı kurduğu bağlantı, belki de kurdun hızla büyümesine de sebep olmuştur?
Videoyu hazırlayanın başka bir düşüncesi var ve daha çok bu düşünce üstünde duruyor; Bloodraven ya da gelecekteki Bran’ın etkisiyle Hayalet’i duymuş olması/fark etmiş olduğu... Jon’un “Duymuyor musunuz?” sorusu üstüne Bran’ın ilk duyduğu şeyin ağaçları sallayan rüzgarın sesi olduğuna dikkat çekiyor. Belki de diyor, gelecekteki Bran’ın fısıltısını duymuştur ve bunu Hayalet’in çıkardığı bir ses olarak algılamıştır. Sonuçta hayvanın da nasıl bir ses çıkardığınız bilmiyorsak da bence bunun bir “kelime” olması pek olası değil, kelime olsaydı zaten bu Jon için dikkate değer bir şey olurdu. Gelecekteki Bran’ın da köpek sesi çıkardığı düşüncesi çok saçma geliyor yahut Kankuzgun’un.
Bu düşünceye temel olarak daha sonraki bölümlerde de Büvet ağacı kullanıldığında, dinleyen kişi için ağaçların-rüzgarın fısıltısı şeklinde bir şey duyduğuna dair örnekler vermiş. Örneğin geçmişteki Ned’e seslenmesi ve BR’nin rüzgar duydu vs. şeklinde bir açıklaması veya Theon’un Kışyarı’nda iken Bran’ı fısıltı-rüzgar şeklinde duyması gibi.
Belki gelecekteki Bran sayesindedir, bilemiyoruz ama bana göre “rüzgar fısıltısı” alıntıları bunun için yeterli bir delil değil, bu sadece ama sadece bir yeşil görenin “etkisi” olduğuna dair bir işaret olabilir ki kurtları gönderenin bir yeşil gören olduğu fikrine sıcak baktığımızı farz ediyorum. Haliyle orada halihazırda olan biteni izleyip, Jon’un kendi kurdunu bulduğundan da emin olmak isteyecektir.
Gelecekteki Bran kuramı popüler sayılan bir düşünce ama bu fikre çok soğuk bakıyorum. Yani neden illa sittin sene sonraki x kişi geçmişe müdahale etmek zorunda ki? Hele ki elimizin altında sittin senedir Starkları izleyen ve çevresinde dolanan yaşayan en güçlü yeşil gören varken? O yapabilecekken niye 100 sene sonraki Bran yapsın? Mantık nedir? “Bakın, gemişe müdahale edebiliyor, çok güçlü biri!” demek için mi? 100 tane olayla bunu anlatabilirsin. Örnek? Bir insanı (Hodor) warglayarak. Bu yüzden Gelecekteki Bran kuramlarına, ikna edici kanıtlar görmediğim yahut doğrudan bu konuda sahne görmediğim sürece, pek ihtimal vermeyeceğim.
Konuyu sonuca bağlayıp bitirirsek; bana göre Hayalet ve Jon arasındaki bağ, (muhtemelen) 3. kişilerin (yeşil gören; BR?) vesilesiyle, o anda kurulmuştu ve bu sayede de kurdu zihninde duyması ve bulması mümkün oldu.
İnşallah yazıyı beğenmişsinizidir, okuduğunuz için teşekkürler.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.09.14 09:50 griljedi GRRM 2016 Söyleşileri

- 2015 yılında, yapmaya karar verdiğini söylediği twistin, GoT dizisi için mümkün olmayacağını çünkü kitaplarda hala yaşayan ilgili bir karakterin dizide öldüğünü açıkladı(Elbette bir sürü karakter öldü ve bazıları hiç eklenmedi ama küçük yan karakterleri konu dışına atabiliriz diye düşünüyorum).
- Yüzsüz Adamlar hakkında...
Biliyorsunuz, suikastçilerden oluşan bir loncaya sahip olmak, yaygın bir fantezidir. Suikastçılar loncasını icat eden ilk kişi ben değildim; Biliyorsunuz, bu büyük ölçüde bir fantezi kinayesidir. Tarihte bunun için çok fazla kanıt yok. Şey ... tek kanıt, Orta Doğu'da bulunan Assassins (Haşhaşiler) adlı bir grubun olduğu ve Orta Doğu'daki insanları öldürmek için suikastçılarını gönderen Dağın Yaşlı Adamı adında bir adam olduğu, orası yüzyıllardır insanları öldürdükleri yer ama suikastçıların fantezi loncaları gibi değillerdi, bu yüzden ona kendi yorumumu koymaya karar verdim. Aslında birkaç farklı suikastçı loncası kurdum, sadece Yüzsüz Adamlar değil, Hüzünlü Adamlar ve hepsi.
Yüzsüz Adamlar felsefesinde biraz var; onlar- bazı açılardan onlar bir ölüm tarikatı ve bu dinsel bir temel, ben de bunu düşündüm ve ondan çıkarım yaptım. Gerçek dünyada daha fazla ölüm kültüne sahip olmamamıza şaşırdım, çünkü bana öyle geliyor ki, eğer bir şeye tapacaksan, ölüm oldukça iyi bir şey çünkü biliyorsun, mesela, bizim bütün bu dinlere sahibiz; sana ölümsüz hayat sözünü verirler. Hiçbiri onu teslim etmiyor. Diğer tüm dinlerdeki herkes zaten ölür, bu yüzden kazanan ölüm kültüdür. Ölüm kültü gerçekten ölüme yol açabilir. "Gelin ve bizimle ibadet ederseniz ölürsünüz." Evet, muhtemelen yapacaksın! Öyleyse ... neyse. Bunu aldım ve onunla koştum.
- GRRM, kendini pro-seks feminist olarak tanımlıyor, yani pornogrofinin ve seks işçiliğinin kadını aşağıladığını ve sömürdüğünü ve buna karşı olduğunu.
- Soru üstüne Arya’nın yakında çiçek açacağını ve ileride Arya ve Gendry’nin yeniden buluşacağını söyledi.
- GRRM Dorne hakkında konuştu! Şovu tam olarak reddetmiyordu ama bunun hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoktu. Bir adam, 6. sezonun onun için kitapları bozup bozmayacağını sordu. "Dizide olanların kitaplarda olacağını düşünme, dizi tamamen farklı. Kitaplar öyle olmayacak." gibi bir şey söyledi. Gerçekten ondan(show) hoşlanmadığını hissedebiliyordunuz.
- Yemekte asistanı Joanna bana bazı grafik romanların resimlerini yapan diğer asistanının "süper gizli" bir şey üzerinde çalıştığını söylediğini söyledi ve biraz sonra George masamdayken, bana Bloodraven'ı da içeren daha fazla hikaye üzerinde çalıştığını söyledi. İlk önce D&E öykülerinde Kışyarı'nın Dişi Kurtları olasılığı beni heyecanlandırdı ama sonra ben deh gibiydim, muhtemelen Winds ve sanat asistanı başka bir şey üzerinde çalışıyordu(Sonra bunu tekrar doğruladı, muhtemelen 6. kitap için Kankuzgun’u sahneleri yazıyordu).
- Targ ve Targ Olmayan Teorisinden bahsetmiş ve “İlginç, çok şey biliyorsun” cevabını vermiş(Bilmeyenler için; annesi Targ olmayan ilk doğan Targlar, anneye çekerken sonrakiler babaya çekiyor. Bknz; Rhaegar’ın kızı anneye, oğlu babaya; diğer anneden olma oğlu Jon da annesi Lyanna’ya benziyor).
- 2016’daki Bağış Yemeğindeki söyleşisi sırasında, gelmeden önce, Cersei sahnesi üzerinde çalıştığını söylemiş.
- GRRM, sanat ve oyun gibi şeyler için bazı alt lisanslar çıkardığını söyledi. GRRM ayrıca HBO'nun hikayenin tv versiyonunun tam benzerlik haklarına sahip olduğunu, yani Dany'nin Emilia'ya benzediği resimler yapılamayacağını belirtti. Kendisine iki kez sorulmasına rağmen, HBO ile kendisi arasındaki duyguda gerçek bir bağdan kaçınmakta çok dikkatliydi.
- GRRM, filmlerin kitaplardan çok uzaklaştığında nasıl nefret ettiğini söyledi(Anlayan anladı, bize sor bir de Martin! :D ).
- Bir seyirci GRRM'ye sordu: “Game of Thrones TV dizisi kitaptan uzaklaştıkça, bu, hayran kurgu hakkındaki görüşlerinizi değiştirdi mi veya herhangi bir şey yaptı mı?
GRRM'nin Yanıtı: "Hayır. Telif hakkı ihlali olduğu için hayran kurgusuna karşı çıkmaya devam ediyorum. Tabii ki HBO, bana para dolu büyük damperli kamyonlar ödeyerek bunu aşıyor. Öyleyse, evimin önüne parayla dolu büyük bir damperli kamyonla gelmek isterseniz, size biraz hayran kurguları yapmanıza izin vermeyi düşünebilirim ama o zaman bunu hayran kurgusu olarak görmeyeceğim. Bunu bir alt lisans olarak düşünürdüm. Oyun, kart oyunları ve jeton vb. Yapan kişilere birçok alt lisans yapıyorum. Ancak Harlan Ellison, yıllar boyunca çok sesli olduğu bu kurala her zaman sahipti. Onun hakkındaki konuşmasını YouTube'da bulabilirsiniz ve bence John da sanatçıya para ödemek zorunda olduğunu düşünüyor çünkü bu şekilde hayatımızı kazanıyoruz. "
(Yıllardır dizi için D&D’nin Hayran Kurgusu demiştim ve 2016’da GRRM aslında beni resmen onaylamış. Daha ne diyelim? :D )
- Martin, kimsenin Kankuzgun’unu sevmediğini düşünüyor (ben seviyorum cicim).
- Arkadaşım, Jon ve Arya arasındaki romantizm (teori) ilişkisini sordu, Jon’un Ygritte’de gördüğü Arya bağlantısını gündeme getirdi. GRRM, evet ya da hayır diye bir cevap vermedi. Onun yerine Ygritte’in, Jon’un, yanında rahat hissettiği kadınlık seviyesi olduğunu ifade etti. “Bunun bir romantizm göndermesi olduğunu düşünmüyorum, bu belirli bir fiziksel tipe bir göndermeve Jon’un takdire şayan bulduğu şeyin bir göstergesi. Bu sanki birinin size birini hatırlatması gibi, biliyorsunuz... Diğer insanlar, orada yaşayan küçük kemirgenlere benzeyen saçlar yüzünden rahatsız olabilir. (Jon) Buna alıştığı için onu rahatsız etmiyor. GRRM şimdi koridorda "Geçmişteki bazı şeylerin bu kadar güçlü bir foreshadowing olmamış olmasını dilediğini" ve "bazı yeni şeylerin o zaman daha güçlü bir foreshadowing olmasını dilediğini" söyleyerek bitirdi.
- Bunun yerine George, (kitabın) taslağının ofis binasına asılmasına ve birinin fotoğraf çekip bunları paylaşmasına "kızdığını" söyledi. Bunun sadece kendisi ve yayıncı için bir mektup olduğunu söyledi. Bunu söylerken çok kararlıydı ve yüzünde görebiliyordunuz. Daha sonra, taslaklar yazmakta, kitap teslim tarihlerini belirlemekte iyi olmadığını ve taslaklarda sık sık "b*k uydurduğunu" ve "karakterlerin yol boyunca değiştiğini" söyledi. Yan not: Geçmiş röportajlarda başka şeyler söylediğini biliyorum(karakterlerin sonlarını 91’den beri bildiğini ve hiçbir zaman değişmediğini sayısız kere söylemesi meselesi, bu yüzden muhtemelen Jaime gibi karakterler için konuşuyor olabilir), bu yüzden bunu istediğiniz gibi yorumlayın. * "Alıntılanmış" kelimeler aynen onun sözleridir.
- Ona Bran / Orman Dansçıları / Pinokyo teorimi sordum. Pinokyo'nun Bran hikayesinde sahip olduğu görünüşte ağır etkiye dikkat çektim ve o da "İlginç" diye yanıtladı. (Pinokyo)Disney filmini görüp görmediğimi sordu çünkü bu onun "en sevdiği" Disney filmi ve ne kadar "karanlık ve rahatsız edici"idi. Kitapları okuyup okumadığımı da sordu ve sonra kitap ve film arasındaki farklara değindi. George, o sırada Pinokyo'nun vicdan istemediğini ve kendisine bir vicdan vermeye çalıştığı için cırcır böceğini ezdiğini söyledi. Birisi araya girdiğinde Bran'ı Pinokyo ile ilişkilendirmeye başladı. Bunun bir çeşit dikkat dağıtıcı taktik olduğuna inanıyorum çünkü bir şeylerin peşinde düşmüş olabilirim. Sonra durup cevabının sonraki bölümünü düşünürken, başka bir kadın Shakespeare'in onu nasıl etkilediğini sordu. Bu arada, bu Shakespeare sorusu halka açık tartışma panellerinde en az iki kez daha sorulmuştu.
- Doğrudan gerçek kitaplardaki referanslardan söz etmeye başladı, o zamandan bugüne taslaktaki "farklılıklara" gitti. Ana beşlinin oyun sonunu, ve Sansa’yı da dahil ederek, Demir Tahta kimin oturacağını hala bildiğini söyledi, ancak herhangi bir ayrıntı vermedi bariz nedenlerden dolayı.
(Şimdiye kadar çevirdiğim bu söyeleşi karmaşık bir şekilde sıralanmış, bir yerde bahsedip sonra ileride tekrar bahsedip ayrıntıya giriyor veya arada başka bir şey bahsedip devame diyor gibi, anormal. Bu yüzden tekrar tekrar sorulmuş gibi düşünmeyin bazı şeyleri.)
- (Jon-Arya meselesine devam) Pekala, bunu benden daha fazla düşündün. Demek istediğim, Jon Arya'ya çok düşkün. Burada Stark ailesi yuvasındaki iki garip kuştu. Diğerleri, birbirlerine benziyorlar, ikisi de kahverengi saçlara sahipti, biliyorsunuz, Sansa ve Bran ve Rickon ve Robb'un kumral-kızıl saçlarının aksine. Yani aralarında her zaman bu yakınlık vardı. Ve bilirsiniz, Arya Jon'un bir piç olduğunu umursamadı ve Jon da Arya’nın bir erkek fatma olduğunu umursamadı, bu yüzden orada bir yakınlık var. "
- [Jon'un sevgilisini kız kardeşiyle karşılaştırmasıyla ilgili soru (ama olayı çok baya başka noktaya geçirip, başka şeylerden bahsedip, sonunda bir şeyler bağlıyor)] "O(Jon) yaptıysa, uhm ... Bu kitapları 1991'de yazmaya başladım ve uhm, 91'de üzerinde çalıştım ve sonra bir televizyon oyunu aldım, bu yüzden onu gerçekten 'Doorways' üzerinde çalışmak için bir kenara bıraktım. 92-93'te tv pilotu ve bir televizyon programı yaptım. 94'te ona [kitaplar] geri döndüm ve üzerinde çalıştım. Biliyorsun, o zamana kadar, yazar olarak kariyerimde, satış öncesinde kitabın tamamını hep daha önce yazmıştım. Bu alışılmadık bir durum. Çoğu yazar bölümler ve bir taslak yazıyor. Birkaç bölüm yazıyorlar, kitabın geri kalanının ana hatlarını veriyorlar, bunu yayıncıya veriyorlar ve yayıncı 'tamam, onu alacağım' diyor.
"Bazılarınızın fark etmiş olabileceği gibi, çok çok dikkatli bir şekilde ilgilenenler, son teslim tarihlerinde iyi değilim. Ve, uh, taslaklarda da iyi değilim. Her zaman taslaklardan nefret ettim. Fevre Dream ve Armageddon Rag ile Dying of the Light ve tüm romanlarım ile kitabın tamamını yazdım. Bölümler ve taslaklar yapmadım. Oturdum, bütün bir kitap yazdım ve ajansıma gönderdim. 'Bakın, işte tam bir kitap ve bitti' dedim. Bu şekilde son teslim tarihim olmadı, piyasaya çıkmadan önce bitti. Ve benim için iyi çalıştı. Ve ilk düşüncem bunu aynısını yapmaktı bir şekilde ama olan şey, biliyorsunuz, 1994'te, ona döndüğüm ve üzerinde çalışıyordum ve bu konuda çok heyecanlıydım ve 'Bu Game of Thrones kitaplarını gerçekten sonraki bölümlerini bitirmeyi istiyorum ' . Ama hala Hollywood'daydım ve Doorways’deki tüm bu temelleri kaybettim, hala oradaydım ... Stüdyolar ve Networklar hala benimle çalışmak istiyor, bu yüzden başka işler alıyorum "Bu filmi senin yazmanı istiyoruz", "başka bir tv pilotu yapmanı istiyoruz" gibi. Ve biliyorsun, onlardan birkaç tane aldım ve 'Aman tanrım, kitabı tekrar kaldırmam gerek' dedim. Çünkü [kitap için] son tarihim yok. Biliyorsunuz, Hollywood'u düşündüğünüzde size bir son tarih verecekler, bilirsiniz, 'burda oğlum, bu filmi yaz, üç ay sonra istiyoruz' diyorlar.”
"Bu yüzden, 'Bak, romancı olmaya geri dönmek istersem, bitmemiş olsa bile bunu satmak zorunda kalacağım' dedim. O noktada 200 sayfalık Game of Thrones'um vardı ama onlar bunu istediler "Taslaklar yapmıyorum. Ne olacağını bilmiyorum, giderken çözüyorum. Ve hep böyle yaptım." dedim. Hayır, bir taslak hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden iki sayfa yazdım, ne olacağını düşündüğümle ilgili iki sayfalık bir şey. Bir üçleme olacak, üç kitap olacak, Game of Thrones, the Ejderhaların Dansı. ve Kış Rüzgarları Bunlar üç pencere başlığıydı. Ve, uh, üç kitap olacak ve bu olacak ve bu olacak ve bu olacak. Ve ben uyduruyordum.”
"Ve bu iki sayfanın çoktan unutulduğunu düşünmüştüm çünkü elbette kitaplar satıldı. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri'nde ve İngiltere'de satıldı. Daha fazla Hollywood işi almak zorunda kalmayacağım kadar çok paraya sattılar. Böylece etrafta 'hayır' diyebildim. 94 ve 95'te bitirmek için birkaç tane daha az [???] vardı. Bir kere ‘hayır, artık daha fazla tv show istemiyorum, bu kitapları yazmak istiyorum” dedim ve kitapları yazmaya başladım. Ve bu süreçte, taslağı hemen hemen göz ardı ettim. Karakterler beni tamamen farklı yönlere götürdü. Yani, 20 yıl boyunca o iki sayfalık şeyin var olduğunu bile unutmuşum. Ve sonra İngiliz yayıncım HarperCollins'den biri, yeni bir ofis binasına, uh, yepyeni ofislere, yeni konferans odalarına, kitaplarla ve benzeri şeylerle dekore ettikleri büyük konferans odalarına kavuştu. . Konferans odalarına yazarların adını verdiler, yani konferans odalarından biri [?] Ve bu plastik vitrinlerden birine iki sayfalık taslağı astılar, evet. [??], benden izin istemediler, sadece koydular. Ve bu iki sayfalık taslakta Jon ve Arya romantik bir öğe haline geliyor. "
(Sonra yine en yukarıda “işte bunun romantizm göstergesi olduğunu sanmıyorum... ile başlayan paragraf geliyor ve sonra 5 dakika kaldı, diye bir şey söyleniyormuş ve GRRM devam ediyormuş.)
"Biliyorsunuz, bu taslağın ortaya çıkmasına çok kızmıştım. Olmamalıydı. Bunun gibi ana hatlar ve mektuplar yalnızca editörün gözleri içindir. Kamuya açık gösterilmemelidirler. Ve, uh, onlar ayrıca [?] [?] üzerindeki kağıtlarım, tüm makalelerim ve yazışmalarım. Biliyorsunuz, o şeyleri oraya yıllardır gönderiyorum ve bu, bilirsiniz, gelecekteki bilim adamları için veya her neyse, tıpkı diğer birçok yazar gibi. Her nasılsa, kafamın arkasında 'evet, öldüğümden 20 yıl sonra bir bilim adamı girip onları bulacak' gibiydim. Hemen içeri giriyorlar! "
[1991 sonuyla devam edip etmediğini soruyorum]
- "Evet, yani nereye gittiğimi bilmediğimi söylediğimde kısmen şaka yaptım. Ana fırça darbelerini biliyorum ve ana fırça darbelerini 1991'den beri biliyorum. Kimin Demir Taht'ta olacağını biliyorum. Bazı savaşları kimin kazanacağını biliyorum, ana karakterleri; kimin öleceklerini ve nasıl öleceklerini, kimin evleneceğini ve tüm bunları biliyorum. Ana karakterler. Tabii ki yolum boyunca bir bir çok küçük karakter, bilirsiniz, ben, uhm ... 1991'de Bronn'un nasıl olacağını biliyor muydum, Bronn'a ne olacağını? Hayır, Bronn adında bir adam olacağını bile bilmiyordum. Onu yol boyunca keşfettim. 'Tamam, (Tyrion)kaçırılıyor. Bakalım orada bir çift paralı asker var, isimleri Fred ve Bronn' yazıyordu. Aslında Bronn ve Chicken'dı ve onlardan biri öldü, bir yazı tura attım 'tamam, kim öldü? Tavuk öldü, çünkü adı aptalca. Bronn daha iyi bir isim, bu yüzden Bronn'u koruyacağım.' Ve sonra Bronn oldukça ilginç bir karakter haline geldi ve bu karakterlerin çoğu kendi akıllarını kazanıyor. Siz konuşana kadar öne doğru itiyorlar ve havalı bir söz düşünüyorsunuz ve Bronn'a veriyorsunuz çünkü konuşmaya çalışıyor ve şimdi Bronn havalı bir şey söyleyen biri. [?] Karakterler bu şekilde sizde büyüyor. Bu yüzden hala yol boyunca küçük karakterlerin çoğunu keşfettiğim. Ama ana-"(cümle tamamlanmamış? Peh)
[Arya'nın ve Jon'un kaderini bilip bilmediği soruldu.]
- "Tyrion, Arya, Jon, Sansa, bilirsiniz, tüm Stark çocukları ve büyük Lannisters, evet."
(Yeminle şu ana kadar çevirdiğim en karmaşık söyleşi bu oldu, muhtemelen aktaran arkadaşın kendisinden kaynaklı çoğu ve GRRM de baya çelişkili ve yarımlı ve aktaranın bile anlamadığı bazı cümleler kurmuş. Ne diyon abi sen? Sıfırdan şimdi her şeyi tekrar daha düzenli anlat lütfen. :D Neyse şimdi başkalarına geçiyoruz, burası bitti.)
- En çok hangi karakterle ilişki kurduğu sorulduğunda “hepsiyle ilişki kuruyorum. Onlara sempati geliştiriyorum. Empati, her yazarın meydan okumasıdır. Yazmayı öğretirken insanlara ‘bildiklerini yazmak’ yerine tam tersini yazmanı söylüyor. Derileri içinde dolaşmaları gerekiyor.”
- Jon ve Robb olmak ister ama gerçekten Sam gibi (Aslında bu son dönemlerde Sam’e benziyorum açıklamalarını ilginç buluyorum çünkü ilk yıllardan beri kendisini Tyrion ile özleştirdiğini gördüm ama sanırım artık öyle olmadığını anladığı bir aydınlanma yaşadı).
- Aeron'un inancını paylaşmadığını ancak ilginç bulduğunu söyledi. İnancı sayesinde kendini bir arada tutan paramparça bir adam.
- "Brienne, zincirden örülmüş zırhlı bikini giyen DND kadın savaşçılarına cevabımdır"(Saygılar usta, aldık mesajı, seni anlıyor ve sonuna kadar bu konuda destekliyorum).
- Birisi Arthur Dayne'in öldüğünü doğrulamak istedi. "HİÇBİR ŞEYİ ONAYLAMIYORUM. 1000 aptal teorinin hüküm sürmesine izin verin ”(GRRM, ben senin....)
- Sancaksık Kardeşlerin neden R’hllor inancına geçtiği soruldu. “Çünkü onlar birinin ölümden döndüğünü gördüler. Birinin ölümden dirildiğini görsem ben de o dine girerdim.
- Birisi Brandon Stark'ın Kral Toprakları'na gittiğinde Rhaegar'ın çıkıp ölmesi dışında başka bir şey söyleyip söylemediğini sordu. George, tarihin bunu kaydetmediğini söyledi ama muhtemelen şöyle bir şeydi, "Bu uzun bir yolculuktu. Yiyecek bir şeyler var mı? Oğlum, atıma iyi bak. " (Şakanı yesinler.)
- Annem, zor zamanlar geçiren çok iyi bir aileden geliyordu ama yine de bir servet hatırası vardı. Bradys adlı ailesinin adını taşıyan uzun bir iskele inşa ettiler. Okula giderken her gün çok süslü Brady evinin önünden geçti ve kendi kendine "Neden o eve BİZ sahip değiliz? O rıhtım bizimdi! Kendimi kraliyet ailesinin sürgün edilmiş bir üyesi gibi hissettim. Belki de Dany şeylerin bir kısmı buradan geldi.”
- "ASOIAF'in bu kadar uzun olmasını planlamıyordum. İçinde dolaştım. Daha önce sadece dört roman yayınlamıştım ve her biri sadece bir yıl sürdü. ASOIAF'ı bir üçlü olarak yazmayı planlamıştım, bu yüzden üç yıl süreceğini düşündüm. İlk kitap için 1400 sayfaya ulaştığımda, uzun bir kitap olacağını biliyordum. Yaklaşık 400 sayfa kaldı ve bu ACOK'a dönüştü. Sonra "dört kitap üçlemem" beş oldu ve sonra altı kitap üçlemesi oldu. Ben onu 6 kitapta tutmaya sımsıkı sarıldım ama eşim Parris yedi parmağını kaldırmaya devam etti. Tolkien'in dediği gibi, hikâye anlatıldıkça büyüdü. "
- Konuşmanın öne çıkan bazı kısımları: -Varys ve Littlefinger, her birinin birbirleriyle ilgili zararlı şeyleri bildiği, ancak hiçbirinin diğerinin niyetinden emin olmadığı (Littlefinger daha yakın olsa da) politik bir dans oynuyor.
- Eğer en sevdiği karakteri öldürürse karısı onu terk edecek herkes diyor ki, A ile başlayıp bitiyor.
- Hayır, 2500 kişilik bir forumda Lyanna'nın son sözlerini açıklamayacak.
-Ve en açıklayıcı olanı: Winds için Kış'ın 'şeylerin öldüğü' en karanlık dönem olduğunu ve birçok karakterin karanlık yerlere gideceğini söyledi(gel de heyecan yapma :D ).
- Yedi Krallık'taki siyasi kurumların neden bu kadar zayıf olduğunu düşünüyorsunuz?
Krallık ejderhalarla birleşti, bu yüzden Targaryen'in kusuru monarşiyi tamamen onlara bağlı olarak yarattılar. Küçük konsey gerçek bir kontrol ve denge olarak tasarlanmadı. Bu yüzden, ejderhalar olmadan (krallık) aksırdı, çılgınca beceriksiz ve megalomanyak bir kral, aşk vurgunu bir prens, acımasız bir iç savaş, tahtla ne yapacağını gerçekten bilmeyen ahlaksız bir kral ve sonra kaos.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.28 03:33 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 10

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 10
https://preview.redd.it/o4ulfrp63id51.jpg?width=750&format=pjpg&auto=webp&s=cd5a993c71e87be745898fbbf5093e26c1f0101c

Marksizm 5.2

Yeri gelmişken, güçlü üretici ve tüketici hareketlerinin muazzam bileşimi ile bastırılmaları halinde devlet ve kapitalizmin ne yapacağı ve ne yapmak zorunda kalacağına dair öngörü, “Şimdi ne yapabiliriz? Devlet bunu yasaklayacaktır!” şeklindeki bildik kalıp ile işçilere bir uyarı olarak anlaşılmamalıdır. Bu tür bir uyarı bizim yolumuz ve bizim görevimiz değildir. Yine de diğerlerinin kendi rollerine göre hareket edeceğini varsayıyoruz; bu beklenir bir şeydir ve bize sıkıntı vermemelidir. Bu bakımdan her kim kapitalistlerin işçilerden çok daha az kazandığını ve işçilere çok daha fazla ödeme yaptığını görmeyi kendine görev addetmişse bizden şunu öğrenmiştir: başarılı bir sendika mücadelesiyle birleşmiş güçlü bir tüketici-örgütü uygun olan silahtır. Zira neredeyse hiç kimse bunun alternatifine, hükümet tarafından ücretin ve fiyatın sabitlenmesine, çok fazla umut bağlamayacaktır. Tıpkı gelir vergisi yoluyla kapitalistin fazla gelirine, bu fazlalığı örneğin işçi birlikleri aracılığıyla proletaryaya yönlendirmek için ilgili el koyma girişimine çok az umut bağlayacakları gibi. Bu da zar zor devrimci bir yöntemdir, kifayetsiz ve amatörcedir ve buna sadece geçiş aşamasında geçici olarak başvurulabilir. Benzer vasıtalar, Fransız devrimci hükümeti idaresi altında başarısız bir şekilde zaman zaman denenmiştir ve 1848’den hemen sonra Fransa’da Girardin tarafından da tavsiye edilmiştir. Lasalle’ın siyasal eylemi ve programı da bu yönde ilerlemiştir.
Bu bakımdan devrim ve sosyalizm, mücadele ve inşa bileşimi ile toplumu durma noktasına getirme amaçlı bu özel girişime karşı uyarıda bulunmuyoruz. Sadece bu noktadan şu anda çok uzak olduğumuzu ve tüketici kooperatiflerinin, bugün var oldukları gibi – gerçi bunların sosyalizmin sadece acınası başlangıcı olup olmadığını bilmeden – ciddi bir biçimde kapitalizmin fiyatlarını çökertmek ya da müşterilerini ellerinden almak için en az uygun olan vasıtanın bunlar olmadığını söylemeliyiz. Dolayısıyla sosyalizme çağrı yapanların ana görevi budur. Sosyalizm, eğer gelecekse, yalnızca tüketimle başlamalıdır ve başlayabilir.
Bu aşağıda açıklanacaktır. Buradaki görev, kapitalist üretim alanındaki tüm faaliyetlerin ve tüm tek taraflı mücadelelerin ve dolayısıyla üreticilerin tüm faaliyetlerinin kapitalizm tarihinin bir parçası olduğunu, başka da bir şey olmadığını göstermekti.
Kapitalizmin idaresi altında işçi, ihtiyacı dışında gelirini belirleyecek başka her hangi bir ilkeye sahip olmayı kaldıramaz. Lakin kendisinin ve ailesinin var olması için sadece yeteri kadar kazanmak hayati bir zorunluluk değildir; sağlığını, uykusunu ve dinlencesini uzun çalışma saatleri ile harap etmemek de böyledir.
Fakat üreticilerin sendika faaliyetini, işçilerin ekonomik olarak kendi kendilerine-yardımlarını ve yasal düzenlemeler için devlete uyguladıkları baskıyı tarif edip eleştirdiğimiz için bu örgütlerin ve mücadelelerinin iki önemli görevi daha kısaca ele alınmalıdır. Sendikaların ana görevleri halen daha çalışma saatlerinin kısaltılmasını ve ücret yapısındaki değişimi kapsamaktadır. Ki bunlar, yani götürü işin ikamesi ve günlük ödemeli sözleşmeli iş, birbiri ile yakından ilişkilidir. Götürü iş ve sözleşmeli iş elde edilen ürünün niteliğine ve niceliğine göre iş için yapılan ödemedir. Adil bir takas sisteminin emek için her zaman bu tür bir ödemeye geri döneceği söylenmelidir fakat insana karşı adil olmayan, insanın asli ihtiyaçlarını ihmal eden bir toplumda eşya odaklı adalet ile insanlara karşı adaletsizliğin şiddetlenmesinden daha kötü neredeyse hiçbir şey olamaz. Kapitalizmin idaresi altında işçi, ihtiyacı dışında gelirini belirleyecek başka her hangi bir ilkeye sahip olmayı kaldıramaz. Lakin kendisinin ve ailesinin var olması için sadece yeteri kadar kazanmak hayati bir zorunluluk değildir; sağlığını, uykusunu ve dinlencesini uzun çalışma saatleri ile harap etmemek de böyledir. Çalışma saatlerini kısaltma mücadelesi götürü işe ve sözleşmeli işe karşı çıkmak için işçiye yeni bir sebep de verir. Kısaltılmış saatler gelirini düşürmemeli ve kendisini çalışma yoğunluğunda ölçüsüz bir artışa zorlamamalıdır. Buna göre bazı mesleklerde örneğin inşaat sektöründe günlük değil saatlik ücret ödenmesi belirsiz bir değer taşır. Bu da işçileri daha az çalışma saati için verdikleri her savaşta aynı zamanda daha yüksek saat ücreti için de çarpışmaya zorlar ve genellikle böyle bir çekişme sonunda bir taviz ortaya çıkar: işçiler bir hedeflerini kazanırken diğerinden vazgeçmek zorunda kalırlar. Böylelikle mesela iş sürelerini kısaltırlar fakat aynı zamanda kendi gerçek gelirlerini azaltırlar. Buna göre kapitalist sistem altındaki her yerde işçiler sadece götürü işe ve sözleşmeli işe karşı değil saatlik ücrete de karşı çıkmak zorundadır. Günlük ücret kapitalist işçinin talebi olmalıdır. Bu durum kültür ve ahlak bozulmasının sesini duyan herkese şunu açıklar: yaşam pazarına giren ve mal takas eden işçi özgür bir adam olmayıp, iaşesi efendisi tarafından bahşedilmesi ve toplum tarafından garanti edilmesi gereken bir köledir. Günlük ücretler sistemi altında iş ile ürünlerinin niteliği ve niceliği arasında açık bir ilişki yoktur; quid pro quo (verilen şey karşılığında alınan şey) takası yoktur. Sadece geçimi arzulayan ihtiyaç vardır. Bu bakımdan biz yine fark ediyoruz ki kapitalist dünyada işçi kendi varlığını korumak için bir kapitalisti, kültür karşıtı kurumu savunmak zorundadır. İhtiyaç ve üretici olarak rolü işçiyi kapitalizmin bir hizmetçisi ve tebaası yapar. Kendi günlük ücret sistemi için verdiği örgütlü emek mücadelesinin, diğer bir deyişle gizli oy için siyaseten militan olan işçinin mücadelesinin devlet yaşamında muadili bulunur. Geçimini ürüne karşı ürün takas etmek yerine, yani ürün için fiyatı ya da ücreti almak yerine günlük iaşe ücreti biçiminde elde etmek ne kadar haysiyetsiz ise kişinin topluma karşı görevini ve hakkını oy kabininde korkudan saklanarak icra etmesi de aynı derecede acınasıdır. Egidy’nin halkın oyunu kullanmasını savunmasının sebebi buydu: özgür ve namuslu adamlar açısından oylamanın hiçbir kötü sonucu olamayacağını iddia etmişti. Fakat bu donkişotvari asil bir adam düşüncesiydi. Zamanımızda işçi günlük-ücret-kazanan olmayı ve vatandaş da ürkek kul olmayı istemelidir. Bireysel ölçekte, kapitalist ekonominin ve kapitalist devletin girift semptomlarının izhar olduğu yerde tedaviyi başlatmayı istemek imkânsızdır. İşçi yaşamını korumalıdır ve kapalı bir kabinde oy vermeye gitmediği takdirde yaşamı tehdit edilecektir. Bu arada günlük ücretini almadığı takdirde de geçimi tehdit edilecektir. Tüm bunlar ve burada konuştuğumuz her şey, kapitalizmi terk etmediğimiz müddetçe yaşamın zaruriyetleridir, fakat elbette bunlar sosyalizmin yolları ve araçları olmaktan çok uzaktır.
İş saatlerini kısaltmanın iki yönü bulunmaktadır. Bu yönlerden ilki sık sık anılmasına karşın ikincisi ile bildiğim kadarıyla çok ilgilenilmemiştir. İlk olarak, çalışma süresini kısaltmak işçi için, gücünü muhafaza edebilsin diye, gereklidir. Burada kapitalizm altında mücadele ve düzenleme için gerekli bir kurum olan sendikalara saldırmak bizim görevimiz değildir, zira bu kesinlikle aptalca ve neredeyse suç olurdu çünkü yaşayan insanın refahı hürmetine kapitalizmin her bir yönüne karşı çıkılmayacaktır. Serinkanlı ve objektif bir eleştiri önermekle birlikte bizlere burada bir an durup önemli çalışmaları için sendikalara hak ettikleri teşekkürü belirtmeliyiz. Sendikalar, tüm ülkelerde işçilerin yapageldikleri zahmetli işlerin, faaliyetlerini ruhsuz ve ölümcül sıkıcı kılan, aşırı yoğun tekniklerle kendilerini yorgun ve bunalımlı yapan fabrikalarda, çoğunlukla da kendilerini ilgilendirmeyen işlerin sürelerini kısaltmıştır. Onlara teşekkür etmeli ve onları övmeli: kaç kişiye iş saatlerinden sonra dinlenme, güzel bir aile yaşamı, ucuza elde edilebilen yaşam sevinci, güzel kitaplar ve yazılar ve kamu yaşamına katılım fırsatını sunmuşlardır. Kaç kişi – ve ne kadar az! Sadece son yıllarda bir başlangıç yapılmış ve çoğunlukla yetersiz, genellikle saçma bir biçimde kötü ve parti-politika vasıtaları ile elde edilen dinlenme saatlerinin doğru kullanımı için de bir şeyler yapılmıştır. Sendikalar uzun çalışma saatlerine karşı mücadelenin yanı sıra alkolizmin zararlarıyla savaşmak için ortaya çıkmıştır. Sadece üretken işçi ile değil işten sonra dinlenme zamanlarındaki işçi ile ilgilenmeyi de kendi görevleri addetmelidirler. Bu alanda daha yapılacak çok iş var ve halkımız arasında sanatçılar, şairler ve düşünürlerle işbirliği için çok fırsat var. Sadece sosyalizme çağırmamalıyız. Sadece düşüncenin sesini takip etmemeli ve geleceği inşa etmemeliyiz. Bizler için beden ve biçime dönüşmek isteyen ruhun hürmetine, dikkatimizi, halkımızın yaşayan insanlarına, yetişkinlerine ve çocuklarına çevirmeliyiz ve bedenleri ve ruhları güçlü ve iyi, sıkı ve esnek olsun diye elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Sonra bu yaşayan insanlarla sosyalizme ilerlemeliyiz! Fakat bu ifadeden bunlara belli bir sözde sosyalist sanat veya bilim ya da eğitim sağlamamız gerektiği anlamı çıkarılmasın. Heyhat, parti broşürleri ve taraflı yazılar ile bu konuda ne kadar çok kötülük yapılageldi ve Sosyal Demokrat olana göre, sözde burjuva bilimi örneğin, ne kadar da çok değerli, doğal ve özgürdür! Bu tür tüm girişimler resmi, doktrinci bürokrasiye yol açar. İşçi sınıfı çevrelerinde sessiz ve sonsuz olan her şeyin küçümsendiği veya bunların bilinmediği, öte yandan ajitasyonun ve günün suni sloganlarının abartıldığı ve incelikten yoksun bir şekilde geliştiği [anlayışı] tüm Marksist ekollerin, Sosyal Demokratların ve de anarşistlerin paylaştığı büyük bir hatadır. Geçenlerde Sosyal Demokrat bir dernek tarafından desteklenen ve işçi sendikası üyelerinin katılım sergilediği Alman edebiyatı ile ilgili on konferans verdiğim büyük bir Alman şehrinde, bir konferans sonrasında, anarşist işçilerin daha önceden bana sormaktan kaçındıkları soruyu sormak için (lütfen bir ara kendilerine konferans vermemi istemek için) gelmelerini ben kendim de tecrübe ettim! O zaman kendilerine şu cevabı vermeye karar verdim: Goethe, Hölderlin ve Novalis, Stifter ve Hebbel, Dehmel ve Liliencron ve HeinrichvanReder ve Christian Wagner ve pek çok başka isim üzerine konuştuğum bir konferans verdim fakat siz bunları duymak istemediniz çünkü bize gelen insani güzelliğin sesini bilmiyordunuz, yaşamın güçlü ve sakin ritmi ve armonisi, dinlenmiş meltemlerin yumuşak hareketlerinde ve hareketsizliğin kutsal dinginliğinde olduğundan daha fazla fırtınanın sesinden bulunamaz. “Esen meltemin, damlayan suyun, büyüyen ekinin, dalgalanan denizin, yeşeren yeryüzünün, parlayan gökyüzünün, parıltılı yıldızların muhteşem olduğunu düşünüyorum: görkemli bir şekilde yaklaşan boranın, evleri paramparça eden şimşeğin, dalga getiren fırtınanın, ateş püskürten volkanın, tüm ülkeleri sallayan depremlerin önceki olaylardan daha fazla muhteşem olduğunu düşünmüyorum, aslında bunları salt daha yüksek yasaların etkileri oldukları için daha küçük düşünüyorum… İnsan ırkına kılavuzluk eden yumuşak ve nazik yasayı bir an için görmek istiyoruz… Adalet yasası, ahlak yasası, her insanın, diğerleri ile birlikte, saygın, onurlu ve güvenli yaşamasını isteyen yasa ki böylelikle insan yüksek insani yolu takip edebilsin, yoldaşlarının sevgisini ve takdirini kazansın. Böylelikle bir mücevher gibi korunsun, zira her insan diğer tüm insanlar için bir mücevherdir, bu yasa insanların diğer insanlarla birlikte yaşadığı her yerde bulunur ve insanın diğer insanlara karşı davranışlarında gösterilir. Bu yasa eşlerin birbirine duyduğu sevgide, ebeveynlerin çocuklarına olan sevgisinde, çocukların ebeveynlerine olan sevgisinde, erkek ve kız kardeşlerin sevgisinde, arkadaşların birbirine olan sevgisinde, iki cins arasındaki tatlı meyilde, geçinip gittiğimiz çalışkanlığımızda, küçük çevremiz, çok uzak yerler ve tüm dünya için eylemlerimizde bulunur…” (Albert Stifter) Bu yüzden burada yüksek sesle çağırdığımız, sessizce konuştuğumuz sosyalizm, aynı zamanda insanın birlikte yaşamının daimi güzelliğinin nazik gerçekliğidir. Sosyalizm, çirkin çağdaşlığın vahşi, çirkin geçişsel yıkımı değildir. Öyle bir yıkım ki belki de bir yan ürün olmak zorunda kalacaktır. Fakat yaşamın güzelliğinin nazik çalışması daha önceden ruhlarımızda ve ruhlarımız kanalıyla gerçek hayatta yapılmamış olsa [sosyalizmi]çağırmak yıkıcı, sağlık-sız ve yararsız olacaktır. Taşıdıkları tüm ateşli hevese rağmen tüm yeniliklerde viran, çirkin ve imansızca bir şeyler vardır. Tüm eski şeyler, ordu ve ulus devlet gibi en kötü nama sahip ya da arkaik kurumlar bile, eski ve bir geleneğe sahip olduklarından, tüm köhneliklerine, gereksizliklerine ve eskimişliklerine rağmen, güzelliğin deyim yerindeyse ışıltısına sahiptir. Bu yüzden, geçmişte, kadim ve kutsal yaşamda demirli, bitmiş, denenmiş ve test edilmiş bir şey olarak hâlihazırda yaşamlar yaratmak isteyen, ileriye yönelik tahayyüle sahip türde yenilikçilerden olalım. Bu yüzden daha çok kendi inşa ettiğimiz nazik, sonsuz ve bağlayıcı gerçeklik vasıtasıyla yıkalım. Cemiyetimiz [Bundt] bizleri gerçeklik dünyasına bağlayan ebedi güçlerle birlikte mücadele eden bir yaşam cemiyetidir. Bizleri güdüleyen düşüncenin gerçekten de bir düşünce, diğer bir deyişle ruhun sakin toplumu ile birlikte fani, parça parça ve yüzeysel geçici fenomenin ötesinde bizleri birleştiren bir bağ olmasına izin verin. Bu bizim sosyalizmimizdir, sanki ezelden beri var olmuş gibi geleceğin yaratılmasıdır. Anın coşkusundan, öfkeli, şiddetli tepkilerinden gelmesine müsaade etmeyin, ruhun varlığından, beşeriyetimizin geleneğinden ve mirasından gelmesini sağlayın.
Teknolojinin elinde neredeyse her zaman artan işi salt makinelerin hizmetçileri olan insanların faaliyetlerinden çıkarma ihtiyacını karşılayacak düşünceleri ve modelleri bulunur.
Sendikalara çalışan insanların dinlenme vakti ve boş zaman edinmeleri için verdikleri mücadeleleri nedeniyle minnettarlığımızı ifade etmek amacıyla konudan saptık. Burada söylenen her şeyi teşekkürümüz olarak kabul edin. Salt arkaik ve eskimiş olana ait korkunç çürüyen urların ürünleri, sonuçları ve aksi tesiri olmaktan ziyade bir zamanlar ortak olan ve şimdilerde bir başına bırakılan batmış ruhu yeni biçimlere ve yaşama ve güzelliğe geri yönlendiren üretken insanlar olmayı istediğimiz için, minnettarlığımız da üretken olmalı ve işçilerin dinlenme vaktini ve serbest zamanını oluşturması gereken şeye yönlenmelidir. Ancak o zaman sağlıklı, güçlü ve ruhani insanlar, bizden kadim bir şeymiş gibi çıkması gereken yeni gerçekliği hazırlayabilecektir, eğer herhangi bir faydası ve kalıcılığı varsa.
Çalışma saatlerinin azaltılması işçiler için daha fazla boş vakit yaratır. Ancak kişi bu gerçeğe sevinse bile, bu tür kazanımların genellikle nasıl sonuçlara sahip olduğunu gözardı etmemelidir: işçilerin gücünün daha fazla sömürülmesi, işin yoğunluğunun artması. Çoğunlukla yüksek düzeyde kapitalistleştirilmiş müteşebbis, örneğin büyük bir anonim şirket, işçilerin zaferinden sevinç duymakta haklıdır. Diyelim ki belli bir sektörün tüm müteşebbisleri, çalışma saatlerini kısaltmaya zorlanmış olsun. Büyük teşebbüsler işçiyi seri makinelerin hizmetine daha da sürekli olarak zincirleyen yeni makineleri getirmek suretiyle bundan kaynaklanan kayıplarını genellikle tazmin edebilmektedir. Böylelikle orta ve küçük ölçekli rakipleri üzerinde büyük bir avantaj kazanırlar. Elbette bazen tersi gerçekleşir ve devasa teşebbüsün muazzam mekanizmasını yeniden şekillendirmesi engellenir. Öte yandan orta ve küçük ölçekli müteşebbis, aktif satışı varsa ve kredisi iyiyse, yeni koşullara daha kolay adapte olabilir.
Teknolojinin elinde neredeyse her zaman artan işi salt makinelerin hizmetçileri olan insanların faaliyetlerinden çıkarma ihtiyacını karşılayacak düşünceleri ve modelleri bulunur.
Bu, çalışmaksızın daha uzun bir gecenin diğer acı tarafıdır: daha yorucu iş günü. Yaşayan insan, aslında sadece yaşamak için çalışmaz, işte iken yaşamını hissetmek ve iş sırasında işinden sevinmek ister. Akşamları sadece boş zaman, dinlenme ve neşe değil, hepsinden öte faaliyetinin kendisinden, bedeninin fonksiyonlarında ruhunun güçlü varlığından haz almaya ihtiyaç duyar. Çağımız sporu, kaslar ve sinirlerin verimsiz, oyunbaz faaliyetini, bir tür işe veya uğraşa çevirmiştir. Gerçek kültürde işin kendisi bir kere daha tüm enerjilerimizin oyunbaz sağılışına dönüşür.
Ayrıca sanayici, çalışma süresinin kısaltılmasının kendisinden götürdüklerini yeniden kazanmak için, teşebbüsünün mekanik aygıtını değiştirmek zorunda bile kalmaz. Fabrikada demir ve çelikten inşa edilmemiş ilave bir mekanizma vardır: çalışma sistemi. Birkaç yeni düzenleme, birkaç yeni denetleyici ve ustabaşı pozisyonu genellikle bir teşebbüsü yeni makinelerden daha çok hızlandırır. Ancak bu tür bir sistem nadiren uzun ömürlü olur. Her zaman işçinin tembelliği veya doğal yavaşlığı ile gözetmenlerin sevk edici enerjisi arasında sessiz bir mücadele vardır. Zamanla iş insana karşı insan meselesi haline geldiğinde, her zaman bir tür eylemsizlik yasası kazanır. Yavaş çalışma için verilen bu mücadele her zaman, sınıf mücadelesinde bilinçli bir silaha ve sözde sabotaj biçimine dönüşmeden çok önce, var olmuştur. Belli bir amaç için, yavaş, ucuz, kötü hatta zararlı iş teslim etmek üzere işçilere çağrıda bulunan bu tür bir sabotaj, özel durumlarda, mesela postane, demiryolu veya liman işçileri grevlerinde mükemmel hizmet gerektirebilir. Bununla beraber sorgulanabilir bir yanı da vardır. Üretici rolünde işçilerin aşırı mücadele araçları [kullanılırken] sınıf bilincine sahip militanın nerede sona erdiğini ve ruhen boş, harap ve yoz, her tür faydalı işin tiksindirici geldiği sorumsuz insanın nerede başladığını ayırt etmek her zaman mümkün olmaz.
Hızlandırılmış çalışma sisteminin sadece geçici etkisi olur fakat makine amansızdır. Kendisine ait belirli bir atım sayısı, verili çıktısı vardır ve işçi artık az çok insan kişisine değil insan enerjisini sömürmek üzere insanlar tarafından yaratılan metal şeytana dayanır. İnsanın işindeki neşesinin psikolojik düşüncesi burada tali bir rol oynar; her işçi bilhassa acı bir biçimde bilir ve hisseder ki makineler, aletler ve hayvanlar çalışan insandan daha iyi muamele görür. Bu, yukarıda söylenen herhangi bir şey kadar provokatif, demagojik abartı olmaktan uzaktır. Bu, soğuk, sade hakikattir. İşçilere genellikle azami kızgınlık tonuyla köleler denmektedir. Ancak kişinin, birinin ne dediğini bilmesi gerekir ve “köle” gibi kelimeyi dahi ciddi, edebi anlamı ile kullanmalıdır. Köle, ölümü maliyete sebep olduğundan – yeni bir köle alınmak zorundadır – psikolojik olarak yönlendirilmesi gereken, himaye edilmiş (protege) [kişidir]. Modern işçinin efendisiyle ilişkisinin korkunç tarafı şudur ki modern işçi kesinlikle bu tür bir köle değildir; çoğu durumda müteşebbis işçinin yaşamasına ya da ölmesine tümüyle kayıtsız kalabilir. Modern işçi kapitalist için yaşar fakat kendisi için ölür. İkame edilebilirdir. Makineler ve atlar satın alınmak zorundadır ki her ikisi de satın alım ve işletim maliyetlerini kapsar. O yüzden köle önce satın alınmalı ve çocuk olarak dahi eğitilmeli ve sonra onun iaşesi sağlanmalı idi. Modern müteşebbis modern işçiyi ücretsiz edinmektedir; birine ya da diğerine geçimlik ücret temin etmek kendisi açısından farksızdır.
Teknolojinin sınırları, kapitalizme dâhil olduğu için, insanlığın sınırlarının ötesine geçmiştir. İşçilerin yaşamı ya da sağlığı ile ilgili çok fazla bir kaygı yoktur (burada kişi sadece makineleri düşünmemelidir; atölyelerin ve fabrikaların kirli havasında bulunan tehlikeli metal atıklarını, tüm şehirler üzerindeki havanın zehirlenmesini de hatırlamalıdır) ve kesinlikle işçilerin yaşam sevinci ya da iş sırasında rahat etmesi ile ilgili kaygı da yoktur.
Yine burada müteşebbis ile işçi arasındaki ilişkinin duyarsızlaşması ve insanlıktan uzaklaşması sırasında kapitalist sistem, modern teknoloji ve devlet kapitalizmi ele ele yürür. Kapitalist sistemin kendisi işçiyi sayıya indirger. Teknoloji, kapitalizm ile ittifak içinde işçiyi çarkın bir dişlisi yapar. Son olarak devlet, kapitalistin işçisinin ölümüne yas tutmaması için hiçbir gerekçesi olmamasından hatta ölüm ya da kaza durumlarında işçi ile şahsen ilgilenme ihtiyacı duymamasından emin olur. Devletin sigorta kurumları kesinlikle pek çok açıdan ele alınabilir fakat bu yönü de gözden kaçırılmamalıdır. Onlar da yaşayan insanlığı kör işleyen bir mekanizma ile değiştirir.
Teknolojinin sınırları, kapitalizme dâhil olduğu için, insanlığın sınırlarının ötesine geçmiştir. İşçilerin yaşamı ya da sağlığı ile ilgili çok fazla bir kaygı yoktur (burada kişi sadece makineleri düşünmemelidir; atölyelerin ve fabrikaların kirli havasında bulunan tehlikeli metal atıklarını, tüm şehirler üzerindeki havanın zehirlenmesini de hatırlamalıdır) ve kesinlikle işçilerin yaşam sevinci ya da iş sırasında rahat etmesi ile ilgili kaygı da yoktur.
Bunlardan etkilenen Marksistler ve işçi kitleleri, sosyalistlerin teknolojisinin bu çerçevede kapitalist teknolojiden temelde ne kadar farklı olduğu (gerçeğinden) tümüyle bihaberdir. Teknoloji, kültürlü halk arasında kendisini kullanmak isteyen özgür insanların psikolojisine göre yönlendirilmelidir. İşçilerin kendileri hangi koşullar altında çalışma istediklerine karar verdikleri zaman üretim dışında harcamak istedikleri zaman ile üretim içinde kabul etmeye istekli oldukları işin yoğunluğu arasında uzlaşma sağlayacaktır. Kayda değer şahsi farklılıklar olacaktır: bazıları dinlenme ve boş vakitlerine daha uzun zaman harcayabilmeleri için çok hızlı ve enerjik çalışacak, diğerleri ise günün hiçbir saatini salt araçlara indirgemeyi tercih etmeyecek ve işlerinin kendisinin zevkli olmasını ve rahat bir tempoda ilerlemesini isteyecektir.
Bugün bunların hepsi göz önünde tutulmamaktadır. Teknoloji tümüyle kapitalizmin etkisi altında bulunmaktadır. Makine, alet, insanın ölü hizmetçisi, insanın efendisine dönüşmüştür. Büyük ölçüde kapitalist bile kendi getirdiği mekanizmaya bel bağlar ve bu an, kısaltılmış çalışma süresinin ikinci yönünü inceleyebileceğimiz andır. İlki teknolojinin işçinin gücünü muhafaza etmesine hizmet etmesiydi; artan iş yoğunluğunun ne ölçüde bu eğilimi karşıladığını şimdi gördük. Fakat çalışma saatlerinin kısaltılması işçi sınıfının yaşayan üyeleri açısından işsizlerin sayısını azaltan ilave pozitif etkiye de sahiptir.
Anlayacağınız sanayici makinesini kapasitesine göre kullanır. Makineler, karlı olabilmeleri için belli bir süre çalışmalıdır. Eğer teşebbüsü kar edecekse sanayici yurt içinde ve dışında rekabetine uyum sağlamalıdır: sanayici elektrik santrali masrafını çıkarmak için pek çok sektörde makinelerini gece gündüz çalıştırmaya zorlanmaktadır. Bu yüzden çalışma saatleri kısaltıldığında sanayici daha fazla işçi alacaktır. 24 saatlik çalışma periyodunu, yani nöbetleşe vardiya sistemini getirmek için işçiler ile mücadele fırsatını sık sık kullanacaktır. Kâr ihtiyacı, sistemin talepleri, işçilerin talepleri, bunların hepsi genellikle müştereken, daha fazla işçinin istihdamına ve dolayısıyla sözde yedek sanayi ordusunun sayısının düşmesine yol açar. Sınır hep teşebbüsün kârlılığı ile belirlenir ve bu vesile ile sistemin gerektirdikleri ile piyasanın hazmetme kapasitesi arasında bir tür anlaşma sağlanır.
Genellikle müteşebbis, elektrik santralini makinesi ile bu makineleri çalıştıran işçilerin sayısı tarafından belli bir hacimde işletmeye devam ettirmek için zorlanmaktadır ve piyasa çıktıyı tüketemez hale gelirse o zaman sanayici fiyatları düşürmelidir: zira yeterince ucuz olduğu müddetçe kapitalist piyasa tüm malları emebilir. Bir kapitalistin gece gündüz çalışan binlerce işçisinin olmasının sebebi budur ve yine de her saat başı para kaybeder. Kapitalist bunu fiyatların yine artacağı daha iyi zamanların umuduyla kabul eder. Bu umut gerçekleşmezse belli günlerde tesisinin bir kısmını ya da tamamını kapatmak zorunda kalacaktır.
Teknolojinin kapitalizmin etkisi altında bulunduğuna dair ifademiz kapitalizmin de buna mukabil kendi yarattığı teknolojinin kölesi olduğu sonucu ile tamamlanmalıdır. Bu açmaz sihirbazın çırağının açmazı gibidir: “Çağırdığım ruhlardan bir daha kurtulamıyorum!”. Refah, zamanlarında, lehte piyasa koşullarında teşebbüsünü belli bir ölçekte ayarlayan her kim olursa olsun artık ne kadar üretmesi gerektiği ile ilgili bir seçeneğe sahip değildir. Müteşebbisin kendisi de kendi makine çarklarına bağlanır ve genellikle işçileri ile birlikte ezilir.
Burada, kapitalist üretimin spekülasyonla en yakın bağlantılı olduğu noktalardan birine temas ettik. Kapitalizm ölçeğinde çok az insan ancak teşebbüsünün ve piyasasının koşulları yüzünden spekülasyona zorlanmayacaktır. Herkes, birbirinden tümüyle bağımsız şu iki faktöre dayandığı ölçüde spekülatördür: birincisi, müteşebbisin insanlardan ve makinelerden müteşekkil aygıtının gerektirdikleri ve ikincisi dünya piyasasının fiyat dalgalanmalarıdır. Bu durumdaki insanlar – ki genellikle yıllarca her hafta yüzlerce ya da binlerce işçiye sabit bir ücret ödeyip her hafta kayıp yaşarlar – “İşçilerim benden iyi durumda!” sızlanması ile sık sık feryat etmelidir. Sayısız endişe ile eziyet çeken zavallı zengin adam genellikle servetinin bir kısmı ile borsada başarılı spekülasyonlar yaparak kendisini kurtarabilir. Bu şekildeki ticaret, spekülasyon alanındaki kötü şansını dengeler. Öte yandan işi gelişen kişi sık sık tümüyle farklı bir sahadaki spekülasyonlar yüzünden kendisini mahvedebilir. Kapitalist pazara bağımlı olan herkes spekülason yapmalı, en değişken sahalarda spekülasyon yapmaya kendini alıştırmalıdır.
Marksizm sosyalizmin bizzat burjuva toplumunun kurumlarında ve yıkıcı sürecinde hazırlanmakta olduğunu, sürekli büyüyen, her zamankinden kararlı ve her zamankinden daha devrimci proleter kitlelerin sosyalizmi getirmek için bir gereklilik, tarihsel olarak kaderi belirlenmiş bir eylem olduğunu iddia etmişti. Fakat gerçekte kapitalist pazar için üretici rolündeki işçilerin söz konusu mücadelesi sadece kapitalizm içerisindeki kısır döngüdür.
Kapitalizm altında acı çeken işçi bu belirleyici gerçek ile ilgili çok az şey bilir. İstisnasız herkes kapitalist koşullar altında ölçüsüz acı çeker ve çok az neşeye sahiptir, gerçek neşesi yoktur. İşçinin, kapitalistin yüzleştiği korkunç, alçaltıcı ve baskıcı kaygılara, katlanmak zorunda olduğu tümüyle gereksiz ve tümüyle verimsiz eziyet ve gerginliğe dair de çok az bilgisi vardır. Ve işçiler kendileriyle kapitalistler arasındaki bu benzerliğin yeterince farkında değildir. Sadece kapitalistler değil, iş gücündeki yüzbinlerce insan da tümüyle faydasız, verimsiz, yersiz işten karlarını veya ücretlerini kazanır. Kesinlikle bugün gittikçe daha fazla lüks mallar yaratan üretime yönelik korkunç bir eğilim vardır. Buna proletarya için beş para etmez mallar da dâhildir. Gerçek ihtiyaçları karşılamak içinse çok az makul ve gerekli ürün üretilir. Gerekli ürünler gittikçe daha pahalı, lüks anlamında değersiz ve ucuz hale gelmektedir – temayül budur.
Sendika faaliyetlerine ayrılan konu dışı sapmamızdan dönelim ve son bir özet verelim.
Kapitalizmden çıkarı olan müteşebbislerin, imalatçıların ve tüccarların ve de kendi geçimlerini kazanmakla ilgili olan işçilerin ve son olarak devletin kapitalist ekonomi sisteminin korunması için nasıl çalışmak zorunda olduğunu ve hepsinin bu çalışmayı nasıl devam ettirdiğini gördük. Tüm insanların bu karşılıklı sömürüye nasıl bulaştığını, nasıl hepsinin ittifakla kendi özel çıkarlarını nasıl koruması gerektiğini ve amme menfaatine zarar vermek zorunda olduğunu ve hangi kapitalizm seviyesinde bulunurlarsa bulunsunlar hepsinin nasıl güvencesizlikle tehdit edildiğini de ilave olarak not ettik.
Bunu gördüğümüzde Marksizm’in başarısızlığını da gördük çünkü Marksizm sosyalizmin bizzat burjuva toplumunun kurumlarında ve yıkıcı sürecinde hazırlanmakta olduğunu, sürekli büyüyen, her zamankinden kararlı ve her zamankinden daha devrimci proleter kitlelerin sosyalizmi getirmek için bir gereklilik, tarihsel olarak kaderi belirlenmiş bir eylem olduğunu iddia etmişti. Fakat gerçekte kapitalist pazar için üretici rolündeki işçilerin söz konusu mücadelesi sadece kapitalizm içerisindeki kısır döngüdür. Bu mücadelenin işçi sınıfının durumunda genel bir iyileşmeye sebep olacağı dahi söylenemez; sadece bu mücadelenin ve mücadelenin etkilerinin işçi sınıfını kendi durumlarına ve toplumun genel koşullarına alıştırdığı görülebilir.
Marksizm, kapitalist şartları koruyan, kapitalizmi güçlendirip kapitalizmin halkın ruhuna etkilerini daha da viran eden, önemsiz de olmayan faktörlerden biridir. Halklar, burjuva ve aynı ölçüde işçi sınıfı sırf para kazanma amacı için duyarsız, spekülatif ve kültürsüz üretim koşullarına her zamankinden daha fazla müdahil olmuştur. Bu koşullar altında en çok acı çeken ve genellikle zorluk, yoksunluk ve yokluk içinde yaşayan sınıflarda net bilgi, isyan ve iyileşme arzusu gittikçe azalmaktadır.
Kapitalizm bir ilerleme dönemi değil, gerileme dönemidir.
Sosyalizm, kapitalizmin daha fazla gelişmesi ile gelmez ve üreticilerin kapitalizm içerisindeki mücadelesi olamaz.
Bunlar, vardığımız sonuçlardır.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın da parçası olduğu yüzyıllar bir olumsuzlama zamanıdır. Birlikler ve şirketler, bizim geldiğimiz daha evvelki kültürlü zamanın tüm ortak yaşamı, tüm güzel dünyevi faaliyeti ve motivasyonu, cennet yanılsamasına sarılmıştı. Üç şey birbirinden ayrılmaz şeklide birleşmişti: birincisi, yaşamdaki birlik ruhu, ikincisi, tarifi imkânsız birlik, evrenin ruhsallığı ve önemi için sembolik dil – zira ferdin ruhunda doğru olarak kavranmıştır – ve üçüncüsü, hurafedir.
Zamanımızda, motomot anlaşılan Hristiyan dogmatik düşüncelerin hurafeleri ciddi saldırıya uğramıştır ve halk arasında giderek daha çok yerinden olmaktadır. Yıldızlar evreni keşfedilirken yeryüzü ve onun üzerindeki insan aynı anda daha küçük ve daha büyük hale gelmiştir. Dünyevi faaliyet genişlemiştir.
Zamanımızda, motomot anlaşılan Hristiyan dogmatik düşüncelerin hurafeleri ciddi saldırıya uğramıştır ve halk arasında giderek daha çok yerinden olmaktadır. Yıldızlar evreni keşfedilirken yeryüzü ve onun üzerindeki insan aynı anda daha küçük ve daha büyük hale gelmiştir. Dünyevi faaliyet genişlemiştir. Şeytan, göksel güçler, yer altı cinleri ve iblis korkusu yok olmaya başlamıştır. İnsan dünyaların sonsuz uzayında, kendi etrafını dönen küçük yıldız üzerinde, Tanrı’nın grotesk dünyasına göre, daha güvende hissetmiştir. Etkileri kesin bir şekilde ölçülebilen reddedilemez doğal güçler bilinir hale gelmiştir. Korku olmaksızın bunlar kullanılabilir ve bunlara itimat edilebilir. Yeni iş ve doğal ürün işleme yöntemleri bulunmuştur. Yeryüzü keşfedilmiş ve tüm yüzeyi yeniden iskân edilmiştir; tüm dünyada seyahat ve iletişim henüz alışamadığımız ve bize hala inanılmaz gelen bir hızla gelişiyor ve tüm bunlarla bağlantılı olarak aynı anda yaşayan insan sayısı önemli oranda artmıştır. İhtiyaçlar ve de bu ihtiyaçları karşılama vasıtaları olağanüstü artmıştır.
Hurafe içinde olduğumuz bu olumsuzlama çağında kesinlikle sarsılmıştır. Olumlu bazı şeyler de hurafenin yerini almıştır: objektif doğa terkibi bilgisi doğadaki şeytani düşmanlara ve dostlara olan inancı ilga etmiştir. Ruh dünyasının ani kaprislerinden ve ihanetinden duyulan korkuyu doğa üzerinde kurulan iktidar takip etmiş ve sayısız ruh ve perinin bu ölümü insanların çocuklarının doğum oranında olağanüstü artışta gerçek ifadesini bulmuştur.
Fakat tüm derin hisler, tüm coşkunluk ve insan birliği ve bağı ruh-cennet ile derin bir biçimde iç içe geçmiştir. Keşfettiğimiz yıldız dünyalar, etkilerine aşina hale geldiğimiz doğal güçler sadece dışsaldır; faydalıdır ve dış yaşama hizmet eder. Bunların birliğini iç yaşantımızla her şekilde, bazen derin bazen sığ felsefelerle, doğa teorileriyle ve şiirsel ilhamlarla ifade etsek de, bizim bir parçamız değildir, hayat kazanmamıştır. Bilakis, hakikatinde dünyanın, özümüzde taşıdığımız şekliyle, faydacı duyularımızın bize söylediklerinden tümüyle farklı, daha önce canlı olan ne varsa, imge ya da inanç ya da tarif edilemez bilgi ve de bu dünya görüşüne bağlı küçük gönüllü gruplardaki hakiki insan toplumu hepsi birlikte hurafe ile gerilemiştir. Bilim ve teknolojideki tüm gelişmeler bunun en düşük yedeğini sağlamayı başaramamıştır.
İşte bu nedenle bu zamanlara gerileme dönemi diyoruz çünkü kültürün ana özelliği, insanları bir arada tutan ruh, gerilemiştir.
Eski hurafeye ya da anlamını yitirmiş sembolik dile geri dönüş girişimleri, eski şablonlara bağımlı, hissi akıldan daha güçlü olan halkın zayıflığı ve köksüzlüğü ile bağlantılı sürekli yenilenen bu tepki çabaları tehlikeli engellerdir ve de nihayetinde sadece sonucun belirtileridirler. Kendisi örgütlü ruhsuzluk olan devletin baskıcı yönetimi ile bağlantılı oldukları zaman, ki kolaylıkla böyle olur, daha rahatsız edici olurlar.
O halde gerilemeden bahsedince, bu bahsimizin ruhbanın dünyamızın günahkârlığı ile ilgili şikâyeti ya da dönüşüm çağrısı ile hiçbir ortak yönü yoktur. Bu çöküş geçici bir devir olup bünyesinde yeni bir başlangıç, taze bir iyileşme, birleşik bir kültürün tohumlarını barındırır.
her kuruntunun, her dogmanın, her felsefenin ya da dinin dış dünyada değil kendi iç dünyamızda köklere sahip olduğunu hatırlayalım. İnsanların doğayı ve kendisini uyumlu kıldığı tüm bu semboller bu bakımdan halkların komünal yaşamına güzellik ve adalet getirmeye uygundur çünkü bunlar içimizdeki sosyal dürtünün yansımalarıdır ve çünkü kendisi ruha dönüşen bizim kendi biçimimizdir.
Sosyalizmi, ruhsal bir hareket olarak insanlar arasında yeni şartlar için mücadeleyi düşünmek, diğer bir deyişle yeni insan ilişkilerine varmak için tek yolun insanların kendileri için yaratan ruhtan etkilenmeleri gerektiğini anlamak bizim için çok acil olmakla birlikte geriye, geri getirilemeyen bir geçmişe doğru bakmamamız ve güçlü olmamız da aynı şekilde önemlidir. Kısacası, kendimize yalan söylememeliyiz. Cennet sanrısı, hakikat, felsefe, din, dünya görüşü veya kişi, dünya ile ilgili hissiyatı kelimeler ve biçimler şeklinde billurlaştırma çabalarına her ne ad vermek istiyorsa o, şimdilerde bizim açımızdan sadece bireyler olarak var olmaktadır. Toplulukları, mezhepleri, kiliseleri, bu türden ruhsal muadillerine dayanan her türde birlik kurma girişimi sahteliğe ya da tepkiye yol açmıyorsa en azından sırf zayıf bir lafügüzafa sebep olur. Duyular dünyasının ve doğanın ötesine giden her şeyde derin bir biçimde yalnızız ve sessiz bir yalıtılmışlığa tabiyiz. Bu da tüm dünya görüşlerimizin hiç bir yıkıcı ihtiyaç, etik inandırıcılık içermediği, ekonomi ve toplum üzerinde bağlayıcı olmadığı anlamına gelir. Bunu, böyle olduğu için, kabul etmeliyiz ve bireysellik çağında yaşadığımız için bunu pek çok şekilde, memnuniyetle ya da vazgeçerek, umutsuzca ya da arzu ile, kayıtsızca ya da hatta isyankarca kavrayabiliriz.
Ancak her kuruntunun, her dogmanın, her felsefenin ya da dinin dış dünyada değil kendi iç dünyamızda köklere sahip olduğunu hatırlayalım. İnsanların doğayı ve kendisini uyumlu kıldığı tüm bu semboller bu bakımdan halkların komünal yaşamına güzellik ve adalet getirmeye uygundur çünkü bunlar içimizdeki sosyal dürtünün yansımalarıdır ve çünkü kendisi ruha dönüşen bizim kendi biçimimizdir. Her ruh komünal ruhtur ve ister uyanık ister uykuda bütüne, diğerleri ile birleşmeye, topluma, adalete yönelik dürtünün dindiği hiç bir birey yoktur. Topluluk amaçları için gönüllü birliğe yönelik doğal dürtü kökleşmiştir fakat bu dürtü uzun yıllar kendisinden kaynaklanan dünya kuruntuları ile bağlantılı olduğu ve şimdilerde kaybolduğu ya da çürüme sürecinde olduğu için sert bir darbe ile uğraşmış ve uyuşmuştur.
O halde insanlar için öncelikle bir dünya görüşü yaratmak zorunda değiliz; bu tümüyle suni, geçici ve yetersiz, hatta romantik ve ikiyüzlü olurdu ve aslında bugün modaya tabii olurdu. İçimizde yaşayan, bireysel komünal ruh realitesine sahibiz ve sadece bu ruhun yaratıcı bir şekilde çıkmasına izin vermeliyiz. Küçük gruplar ve adalet toplulukları yaratma arzusu – bir halk oluşturmak için göksel bir sanrı ya da sembolik bir biçim değil, dünyevi toplumsal neşe ve hazır oluş- sosyalizmi ve gerçek bir toplumun başlangıcını getirecektir.
Ruh doğrudan harekete geçecek ve yaşayan insanlıktan kendi görünür biçimlerini yaratacaktır: sonsuzluk sembolleri topluluklara, ruhun tecessümleri dünyevi adalet şirketlerine, kiliselerimizdeki aziz imgeleri rasyonel ekonominin kurumlarına dönüşecektir.
Rasyonel ekonomi: bu kelime kasıtlı olarak kullanıldı çünkü burada bir şey daha eklenmelidir.
Bu çağa gerileme devri dedik çünkü esas – ortak ruh, gönüllülük, halk yaşamının ve biçimlerinin güzelliği – zayıflatılmış ve yıkılmıştır. Bilimde, teknolojide ilerlemeye, nesneleştirilmiş doğanın tarafsız fethine ve zaptına başka bir isim – aydınlanma – verilmiştir. Akıl daha kıvrak ve net hale gelmiştir; – en geniş anlamıyla – doğadan fiziği kazandığımız için, fiziğin fiili uygulamaları değerini kanıtladığı için ve doğanın güçlerini sömürerek matematiği kullanmayı öğrendiğimiz için, şimdi de, tüm dünyada olağanüstü geniş bir sahada insan ilişkilerinin teknolojisini uyguladıkça matematiğin sıkça uygulanması, iş bölümü ve bilimsel yöntemler ile en doğru ve makul olanı yapmayı öğreneceğiz. Önceleri her ikisi de oldukça gelişmiş olan sanayi teknolojisi ve ekonomik ilişkiler adaletsiz bir sisteme ve anlamsız bir güce koşulmuştu. Fakat hem psiko-endüstriyel hem ekonomik-sosyal teknoloji artık yeni kültüre, geleceğin insanlarına yardım edecektir, tıpkı daha önce ayrıcalıklı olanlara, güçlü olanlara ve borsa spekülatörlerine hizmet ettikleri gibi.
Bu bakımdan içinde olduğumuz gerileme devrinden bahsetmek yerine – eğer istersek – doğa gözlemi ve hâkimiyetinin, teknoloji ve rasyonel ekonominin hiç olmadığı kadar üstünlük kazandığı ilerlemeden de bahsedebiliriz. Ta ki birkaç yüzyıldır gömülü olan ortak ruh, gönüllülük ve sosyal dürtü yeniden zuhur edene kadar, insanları zapt edip bir araya getirene kadar ve yeni güçlerin kontrolünü eline alana kadar.
Bir kez, bireylerdeki aynı ruh eğilimi doğal dürtüsü ile bu yeni kapasiteleri ele geçirip bunları mücessem gruplara katınca bireyi dönüştüren, fenomeni uyumlu birliklere ayıran düşünce, holistik perspektif, bir kez daha bireysel insan ruhundan çıkacak ve bir insanlar cemiyetine, tüzel kişiye ve birleştirici bir biçime dönüştürecektir. Bir kez bu dünyevi-cismani ruh biçimi var olunca yeniden insanların yüzyıllar boyunca ruhsal coşkunluğa uyumlu dünya görüşüne ve kuruntusuna sahip olması kolaylıkla mümkün olabilir. Bu duygulara bu kadar yenik düşmeyi istemiyoruz, buna karşı kendimizi koruyoruz ve bağlılık düşkünü değiliz. Ayrıca herhangi bir ihtimal dâhilinde bu döngünün bir kez daha kapanması gerektiği, düşünce ve birliğin kozmik-dini, suni hurafe biçimine bağlanmak zorunda kalacağı ve ortak ruhun cesaretinin bir kere daha kırılacağı ve yalıtılmışlığın yeniden eski haline döneceği vb. ile ilgili bir şeyler söyleyebilmek için insan tarihinin gidişatına ilişkin çok az şey biliyoruz. Bu tür inşaları yapmaya hakkımız yok. Tüm bunlar bir zorunluluktan ibaret olabilir fakat gelecek tümüyle farklı olabilir. Bu tür bir bilginin halen daha uzağındayız. Görevimiz önümüzde şu anda net olarak duruyor: yalancılık değil hakikat. Bir din taklidinin yapaylığı değil, bireylerin tüm ruhsal bağımsızlığını ve çeşitliliğini kısıtlamadan toplumsal yaratımın gerçekliği.
Hazırlamak istediğimiz, köşe taşlarını yerleştirmek üzere olduğumuz yeni toplum eski hiçbir yapıya geri dönmeyecektir. Bu son yüzyıllarda medeniyetin keşfettiği araçlara sahip bir kültür, yeni bir biçimde eski olacaktır.
Ancak bu yeni insanlar kendi kendine gelmez: yanlış bilimin Marksistinin bu “gelmek zorunda”yı anladığı gibi “gelmek zorunda” değildir. Gelmelidir, çünkü biz sosyalistler onun gelmesini istiyoruz ve hâlihazırda ruhlarımızda bu tür bir insan biçimlerini taşıyoruz.
Nasıl başlayacağız? Sosyalizm nasıl gelecek? Ne yapılmalı? Öncelikle mi yapılmalı? Hemen mi yapılmalı? Buna cevap vermek son görevimiz olacak.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5528
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.05 17:10 oguzkra1 Recep Tayyip Erdoğan'ı neden seviyorum sıralı liste

İlk gençlik yıllarında sosyal hayat ve siyasetle iç içe bir yaşam sürdüren Erdoğan, acaba o zamanlar, bir gün REİS diye anılacağını, böyle sevileceğini hayal edebiliyor muydu?
İnsan ne çok hayal kurup vazgeçiyor. İşte vazgeçmeden, bir şeye tutkuya bağlanmak böyle bir şeydi. Sonunda hep gülüş, hep başarı getiriyordu. Bir gün koskoca bir ülkenin sorumluluğunu almak, koskoca bir tarihin yükünü sırtlanmak büyük, çok büyük bir hayaldi elbet. Gençliğinde durup birine anlatmaya kalksan insanların sana gülmeden edemeyeceği kadar büyük.
Demek ki bazen sessiz hayaller kurmak gerekiyordu. İşte bu biyografi, Erdoğan’ın çocukluktan bu yana kaybettiklerinin; ama en çok kazandıklarının ve elbette kazandırdıklarının hikayesiydi. Çünkü O, sessiz hayaller kurup, sağlam adımlar atmayı bilmişti…
Bugün 26 Şubat! Erdoğan'ın doğum günü. Cumhurbaşkanımız 65 yaşında. Kutlu olsun!
📷

Çocukluğu

Recep Tayyip, 26 Şubat 1954’te İstanbul’un Beyoğlu ilçesi Kasımpaşa semtinde Tenzile Hanım ve Ahmet Bey’in oğlu olarak dünyaya geldiğinde, ailesi ona “Recep Tayyip Erdoğan” adını verdi. Recep adını doğduğu gün Hicrî takvime göre Recep ayına denk geldiğinden, Tayyip’i ise, dedesinin adı olduğundan tercih etmişlerdi.
Babası Ahmet Bey, “Bakatalı Tayyip” olarak anılan Tayyip Efendi’nin oğluydu.
Tenzile Hanım, Ahmet Bey’in ikinci evliliğiydi. İlk evliliğini Güneysu’dayken Havuli Hanım ile yapmıştı. Bu evlilikten Mehmet ve Hasan adını verdikleri iki çocukları olmuştu. Ahmet Bey İstanbul’da Şirket-i Hayriye’ye kıyı kaptanı olarak girdi. Hanuli Hanım ile evlilikleri sona ermişti. Burada Tenzile Hanım ile tanıştılar. Ve Ahmet Bey 2. evliliğini Tenzile Hanım ile yaptı. Bu evlilikten Recep Tayyip, Mustafa ve Vesile dünyaya geldi.
Recep Tayyip, sakin ve yeri gelip yokluğu hissettiği bir çocukluk geçirdi. “Reis Kaptan” lakabıyla anılan babası Ahmet Bey’in çocukluğundan gençliğinde karakteri üzerindeki etkisi yadsınamazdı. En çok tatil günlerinde babasının kendisini motorla, Galata ve Tophane’de gezdirdiği zamanları seviyordu. Babasını en iyi bu gezilerde gözlemliyor, sert mizacının altındaki sevilesi adamı fark ediyordu.
Çok asabiydi gerçekten Ahmet Bey. Ve tabii bu asabiyetinin yanında çok da disiplinliydi. İşte Recep Tayyip'i babasına benzeten de bu yanıydı. Özünde asabi yanından korksa da, bu korku o tatlı baba korkularındandı.
📷

Yamalı ayakkabılarla okul yolu

Recep Tayyip, okul hayatına Kasımpaşa’da başladı. Piyale Paşa İlköğretim Okulu’na kaydolmuştu. Okul evlerine yakın değildi. Annesi, onları her gün okula götüremiyordu. Yaz kış demeden, yarım saatlik yolu yamalı ayakkabılarla gidip geliyorlardı.
Durumları pek iyi değildi işte. Her çocuk karınca kararınca bir işin ucundan tutup eve para getirmeye bakardı. Recep Tayyip de annesinin içini suyla doldurduğu bakraçlara buz koyar, mahallelerindeki futbol sahasında soğuk su ve simit satardı. Yatılı okul zamanları geldiğinde de, babasından aldığı harçlıklar kitap masrafına yetmediğinde kartpostal satacaktı… Yazları ise, Rize’ye giderler; çay ve fındık toplarlardı.
Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenmiş koca yürekli çocuklardı onlar. Sokakta oyun oynayacak, kendi oyunlarını kuracak kadar da şanslılardı. İlkokulda teneffüs saatini iple çekerler, kağıtları buruştura buruştura bir araya getirip top yaparlardı. E haliyle birkaç oyundan sonra güzelim ayakkabılar delik deşik, yamaya gönderilir; okul yolunda yamalı ayaklarla bir kısır döngü başlardı.
📷

Hayatının dönüm noktası

Recep Tayyip, 5. Sınıfta hayatının dönüm noktasını yaşadı. O gün, İmam Hatip, onların da hayatına girdi. Okul müdürü, “namaz” konusunu işliyordu. Derste “Kim namaz kılacak?” diye sorduğunda Recep Tayyip parmağını kaldırdı. İhsan Hoca, öğrencisinin namazını izledi. Çok geçmeden babası Reis Bey’i okula davet etti. Ona: “Biz Tayyip’i İmam Hatip okuluna gönderelim” diye fikrini bir çırpıda belirtiverdi. Recep’in kaderi işte o gün değişti belki de. Babası, biraz duraksadı ve “Nasıl takdir ederseniz” dedi. Recep, Piyale Paşa İlkokulu’ndan 1965’te mezun oldu.
Bu nasıl düşündüğüne, nereden baktığına göre değişen bir kader noktasıydı. Çünkü Recep Tayyip, o dönemde imam hatip mezunu olmanın, ülke içinde üniversite kapılarının kapalı olduğu anlamına geldiğini bilmiyordu henüz. Yatılı okuduğu Fatih’teki İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden 1973’te mezun oldu. Kendi deyimiyle bir mücadelenin içinde olduğu zamanlardı. Üniversite konusunda yaşadığı kısıtlamalar sebebiyle liseyi bitirmek için dışarıdan bitirme sınavlarına girdi ve fark olarak gösterilen dersleri verdi. Mücadeleden sağ çıkıp geleceğe yüzünü dönebildi ve Ekim 1973’te Eyüp Lisesi’nden mezun olup ikinci bir lise diploması aldı. Aynı yıl İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne bağlı Aksaray İktisadi ve Ticari Yüksekokulu’na girdi.
1977-1978 döneminde Akademi bünyesindeki yüksekokullar İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ticari Bilimler Fakültesi adı altında birleştirildi. Recep Tayyip de, Şubat 1981’de mezun oldu. Kurum Temmuz 1982’de kurulan Marmara Üniversitesi’ne bağlandı. Diplomasında adı geçen kurum ise, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi oldu.
Yıllar sonra dönüp bu günlere baktığındaysa en çok sosyal birisi oluşunu takdir edecek ve “İyi ki yapmışım” diyecekti. Çocukluğundan beridir asla asosyal biri olmamıştı. Siyaseti takip etmeye erkenden başlamıştı. Özellikle ortaöğretim boyunca yaşadığı süreç, geleceğini şekillendiren ilk zamanlardı; en değerli safir taşlarından örülmüş zamanlar…
Öyle ki yıllar sonra bir röportajı sırasında şunu diyecekti: “O dönemler olmamış olsaydı, bunlar olmazdı. O sosyal yaşam beni daha sonra siyasete taşıdı. Siyasette de ondan sonrası devam etti".
📷

Futbol merakı

Arkadaşları arasında en çok o severdi top oynamayı. Teneffüs arasında yapılacak 10 dakikalık maçın lezzetini dahi tam tadabilmek için o kağıttan topları kendisi yapardı çocukken; topa ilk ayak vuran o olurdu…
Kağıt topların peşinden koşarken, bayramlarda seyranlarda biriktirdiği harçlıklardan bir top almanın sevincinde, mahallede top koşturdu. Sonra mahalle takımı derken, ilk transferini amatör kümede yaşadı. Bu transferin ücreti 500 liraydı. Recep Tayyip, bir yandan seviniyor, belki bir yandan da futbol sahasında ne kadar su, simit satsa bu parayı kazanırdı, onu hesap etmeye çalışıyordu.
Onun futboldan asıl kazancı para değildi aslında. Terimlerin anlamını zamanla kavrayacak olsa da, kolektif düşünmeyi ve dayanışmayı öğrenmişti. Üstelik sözlük anlamlarının karşılığı olması yanında, bunu gerçekten hissederek öğrenmişti.
Temmuz 1974’te İETT’de geçici işçi statüsüyle işe başladığında da kurumun futbol takımında top koşturmaya devam etti. 18 Haziran 1981’de görevinden istifa etti. Buradan sonra bir süre de amatör takımlardan biri olan Kasımpaşa Erokspor’da oynadı.
📷
(Solda Emine Erdoğan, sağda Tenzile Erdoğan ve kucağında da ilk oğul Ahmet Burak - Asker ziyareti sırasında)

Siyasi kariyerine başlarken

Recep Tayyip, siyasi kariyerine oldukça erken başlamıştı. İlk adımı lise yıllarında “Milli Türk Talebe Birliği”ne girerek attı. 1975’te, üniversitedeyken daha resmi bir adım daha attı ve Milli Selamet Partisi’nin Gençlik Kolu Başkanlığı’na; 1976’da ise, İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildi. Bu görevi, MSP, 12 Eylül Darbesi sonrasında kapatılana kadar devam etti.
1982’de askerlik görevi için siyasete ara verdi. Acemi birliğinde geçen 4 aylık süreçte Tuzla Yedek Subay Piyade Okulu’ndaydı. Usta birliği döneminde ise, İstanbul Kağıthane’deki 3. Kolordu 6. Piyade Tümeni 77. Piyade Alayı Karagâh Servis Bölüğü’nde kantinlerin idaresinden sorumluydu. Bu görev sırasında su, simit sattığı zamanlar ne sıklıkla düşüyordu acaba hatırına…
Siyaset, damarlarında akan kandan farksızdı artık, kendini oraya ait hissediyordu. Askerliği biter bitmez kaldığı yerden devam etti; daha da ilerleyecekti. Dönüşü 19 Haziran 1983’te kurulan Refah Partisi’ne katılarak yaptı. 1984’te de Beyoğlu İlçe Başkanı oldu. 1985’te düzenlenen kongrede, “Merkez Karar ve Yürütme Kurulu Üyesi” seçildi ve aynı yıl partinin İstanbul İl Başkanlığı’na getirildi.
20 Ekim 1991’de yapılan genel seçimlerde Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaptı. Erdoğan da, Refah Partisi’nin İstanbul 6. Bölge 1. sıradan adayı olarak seçimlere katıldı. Refah, İstanbul’dan yüzde 16,73 oy aldı.
Erdoğan, 19. Dönem Milletvekili olarak TBMM’ye girmişti. İlk kez gerçekleşen bir uygulama vardı. Seçmenler, parti milletvekillerini sıralamaya bakmadan tercih edebiliyordu. Bu tercihli oy sisteminde seçmenler, tercihini ikinci sıradaki aday Mustafa Baş’tan yana kullandı. Erdoğan için sandıktan çıkan oy 9 binken, Baş için 13 bindi. Sonuçlar açıklandıktan birkaç gün sonra da Erdoğan’ın milletvekilliği Mustafa Baş’a geçti.
📷

Erdoğan evlendi

Erdoğan, 4 Temmuz 1978’te bir konferans verdi. Emine Gülbaran ile de işte bu konferans sırasında tanıştı. Bu adam, bir gün ülkede Başkan olacaktı. Emine Hanım, o gün ileride Türkiye’nin “First Lady”si olacağından habersiz, Erdoğan’ın ışığına kapıldı.
Karşılıklı yansıyan bu ışık, onlara bir evlilik ve 4 evlat getirdi. Kızlarına Esra ve Sümeyye; oğullarına ise, Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal adlarını verdiler.
📷

Erdoğan tutuklandı

Erdoğan, 28 Aralık 1986’da yapılan Milletvekili ara seçimlerinde Refah Partisi İstanbul adayı olarak gösterildi; ancak seçilemedi. 26 Mart 1989’da ise, Beyoğlu Belediye Başkanı adayıydı. Yüzde 22,83 oranında oy alsa da yeterli olmadı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti adayı Hüseyin Aslan’ın oy oranı, yüzde 29,29’du.
Erdoğan, sonuç birleştirme tutanaklarında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle sonuçlara itiraz etti. Ancak İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Nazmi Özcan da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle Erdoğan’ı mahkemeye verdi; 18 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaktı.
Dava, Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü; ama Erdoğan duruşmaya katılmadı. Hal böyle olunca mahkeme, hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Erdoğan, bir ay sonra 27 Nisan günü tutuklandı. Bir hafta Bayrampaşa Cezaevi’nde kaldıktan sonra kefaletle serbest kaldı.
Mahkeme ise, kendisine hakime hakaret suçundan 6 ay hapis ve 20 bin lira para cezası vermişti. Ancak TCK’nin 72. Maddesi uyarınca hapis cezası tecil edildi ve para cezasına çevrildi.
📷

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan

Refah Partisi, 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için Recep Tayyip Erdoğan, Ali Coşkun, Temel Karamollaoğlu, Veysel Eroğlu ve Nevzat Yalçıntaş için kamuoyu araştırması yaptırıyordu.
15 Ocak 1994’te partinin başkanı Necmettin Erbakan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday ismin Erdoğan olacağını açıkladı. Seçim sonuçları Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduğunu gösteriyordu.
Erdoğan, Başkanlık döneminde, 4 milyar dolarlık bir yatırıma imza attı; trafik ve ulaşım sorununa karşı 50’den fazla köprü ve çevre yolu inşa edildi.
📷

Erdoğan’ın hapse girme süreci

Tarih 6 Aralık 1997’yi gösteriyordu. Erdoğan, Siirt’te düzenlenen bir açık hava toplantısında yaptığı konuşma sırasında Ziya Gökalp’in, 1912’de, Balkan Savaşı’ndaki Türk askerleri için yazdığı “Asker Duası” şiirinden bir dörtlük okudu. Bu dörtlük şöyleydi;
“Minareler süngü, kubbeler miğfer
Camiler kışlamız, müminler asker
Bu ilahi ordu dinimi bekler
Allah-u Ekber, Allah-u Ekber”.
Erdoğan, okuduğu bu dörtlüğün, bu haliyle Ziya Gökalp’e ait olduğunu dile getirmiş ve şu açıklamada bulunmuştu: “Konuşmamın bütünü incelendiğinde milli birlik ve beraberlik mesajı verildiği görülür”.
Erdoğan’ın konuşmasıyla ilgili bir inceleme başlatıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Erdoğan’ın yaptığı konuşmanın görüntülerini inceledi. Görüşlerini, Refah Partisi’nin kapatılması istemiyle açılan davanın görüşüldüğü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na iletti.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, Erdoğan hakkında yürütülen “Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca “Halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla hazırladığı iddianameyi, 12 Şubat 1998’de tamamladı.
Erdoğan, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya 31 Mart’ta başlandı. Dava 21 Nisan’da, Erdoğan’ın hakkında iddia edilen suçu işlediği yönünde sonuçlandı. Erdoğan, 1 yıl hapis ve 860 bin TL ağır para cezasına çarptırıldı. Ancak duruşmadaki hali göz önünde bulundurularak cezası 10 ay hapis ve 176 bin 666 lira para cezasına çevrildi.
Erdoğan, 3 Haziran’da açıklanan gerekçeli karara göre, “Siirt’te yaptığı konuşma, dindar ve dindar olmayan kesimler arasındaki gerginliği canlı tutmaya çalışıyordu”. Erdoğan, “Bunları inanç birliği maksadıyla söyledim; benim referansım İslam’dır” açıklaması yapsa da, inandırıcı bulunmadı. Kararda yer alan “cezanın ertelenmesine yer olmadığı” ibaresine karşı olarak oy çokluğu için Yargıtay’a başvurma hakkını kullandı. Mahkemenin verdiği kararı, 23 Eylül’de, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bire karşı dört oyla onaylandı. Bu kararın ardından Erdoğan’a siyasi yasak getirildi; artık bir partiyle veya bağımsız olarak seçimlere katılamayacaktı. O döneme ait Hürriyet Gazetesinin attığı şu manşet Türk medya tarihinin akıllara kazınan ifadelerinden biri olacaktı: "Tayyip'e şok ceza - Muhtar bile olamaz".
📷
Ceza infaz yasası gereği hapis cezası 4 ay 10 güne indirildi. Çeşitli ertelemelerden geçen cezanın ardından, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bıraktı. 26 Mart 1999’da cezasını çekmek üzere Kırklareli, Pınarhisar’daki Pınarhisar Cezaevi’ne girdi. 24 Temmuz 1999’da ise, tahliye edildi.
📷

Yasaklı döneminde Erdoğan

Anayasa Mahkemesi’nin, Fazilet Partisi’nin daimi olarak kapatmasının üzerinden çok zaman geçmemişti ki, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını başlattı. Kendilerini “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırdıkları iki koldan yürüttüler bu süreci.
“Milli Görüşçü” olarak adlandırılan taraf, 20 Temmuz 2001’de, Recai Kutan’ın başkanlığında Saadet Partisi’ni; “değişimci” taraf ise, 14 Ağustos 2001’de, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu. Erdoğan, aynı zamanda partinin genel başkanlığına da seçildi.
“Biz milli görüş gömleğini çıkardık” demişti Erdoğan ve kullanılan bu ibare, muhafazakarların büyük tepkisini çekmişti. Bir yandan da sistemli bir çalışma içindeydiler. Yakında seçim vardı ve hazırlıklıydılar. 3 Kasım 2002’de düzenlenen seçimlerde Ak Parti yüzde 34,29 oy oranı ile birinci parti oldu.
Parti bu başarıları gösterirken, Erdoğan, siyasi bakımdan yasaklı olduğundan seçimlere katılamadı; milletvekili olamamıştı. 58. Hükümet, Abdullah Gül başkanlığında kuruldu.
Erdoğan, damarlarında akan kanda dahi siyasetin varlığını hissediyor olmalıydı. Duyduğu üzüntüyü içinde tutup, tekrar siyasi haklarına ulaşmanın yollarını arıyordu.
Siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sunuldu. Aslında bu yasa değişikliği oy çokluğu ile kabul edilmişti, ancak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tasarının, “özenle, somut ve kişisel” olduğu gerekçesiyle veto etti. Bir süre aradan sonra, yasa değiştirilmeden tekrar oylamaya sunuldu; meclis tekrar oy çoğunluğu ile kabul etti. Bu kez, Ahmet Necdet Sezer de onayladı. Erdoğan’ın milletvekili olmaması için artık hiçbir engel yoktu ve sağlam adımlarla ilerleyeceği yolunda daha elde edeceği çok başarı vardı. Bu henüz başlangıçtı.
Aynı dönemde, seçimlerde Siirt Milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliğinin düşürülmesi, Erdoğan’a ani ve yeni bir kapı açtı. Siirt’teki seçimlerin tekrar yapılmasına karar verildi. AKP’nin ilk sıradaki adayı Mervan Gül adaylıktan çekildi ve Erdoğan, partinin birinci adayı olarak aldığı yüzde 85 oy oranı ile Siirt seçimlerini kazandı.
📷

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Erdoğan, artık milletvekiliydi. Tüm gençliği boyunca hayalini kurduğu birçok şey için zorlu yollardan geçmiş olsa da, ilk önemli adımı atmıştı.
Sonrası Erdoğan için fazla hızlı ve başarı doluydu. Abdullah Gül, Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Sezer’e, istifasını sundu. İstifası onaylanan Gül’ün ardından, Cumhurbaşkanlığından aldığı görevle, Erdoğan, genel seçimlerden yaklaşık 3 ay sonra, 59. Hükümeti kurdu.
Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan, kendisini destekleyen ya da desteklemeyen her bireyin sorumluluğunu taşıyordu ve belli ki bu sorumluluğu daha uzun yıllar taşıyacaktı. Ak Parti, 22 Temmuz 2007’de yapılan 23. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, aldığı yüzde 46,6 oy oranı ile milletvekili sayısını 341’e çıkardı. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın ikinci kez başkanlık koltuğunu hak ettiği anlamına da geliyordu. Aynı durum çoğalarak üçüncü kez de tekrarlanacaktı.
12 Haziran 2011’de gerçekleştirilen 24. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi, aldığı yüzde 49,83 oy oranı ve 327 milletvekili ile Erdoğan’a üçüncü kez hükümet kurma yetkisini kazandırdı.
📷

Başkanlık sürecinde alt yapı çalışmaları

Özellikle İstanbul’dan yola çıkarak söylenebilir ki, ülkenin en büyük sorunları arasında ilk sıralarda alt yapı ve ulaşım gelmekteydi. Bu sebeple Erdoğan, başkanlığı sürecinde en çok eğilimi bu iki konuya gösterecekti.
2003 yılı sonunda düzenlenen verilere göre ülke genelinde bölünmüş devlet ve il yollarının toplam uzunluğu 4,387 km, otoyollar 1,714 km iken, 2013’e gelindiğinde bu veriler, sırasıyla 20,807 km ve 2,244 km olarak kayıtlara geçecekti. Erdoğan, devletin yönetiminde bulunduğu süre içerisinde, 2014 yılı itibarıyla 471 km’lik bölünmüş devlet ve il yolu inşası gerçekleştirecekti.
Örnekleyecek olursak, 1993’te yapımına başlanan Bolu Dağı Tüneli ve 2000’de başlanan Nefise Akçelik Tüneli, 2007’de tamamlandı. 2003-2014 arasında, devlet ve il yollarında 41,2 km uzunluğunda 84 tek tüp tünel, 86,9 km uzunluğunda 46 çift tüp tünel, otoyollarda 1 km uzunluğunda tek tüp tünel ve 21,1 km uzunluğunda 12 çift tüp tünel açıldı. Tüm yollarda ise, toplam 64,3 km uzunluğunda 151 tek tüp ve 135,8 km uzunluğunda 75 çift tüp tünel hizmete sokuldu.
2004’te, Türkiye’nin ilk deniz altı tüneli olan Maramaray’ın inşası başladı. İstanbul Boğazından geçen Marmaray, 2013’te tamamlandı. 2011’de Avrasya Tüneli ve Konak Tüneli’nin temelleri atıldı. Konak Tüneli, 24 Mayıs 2015’te açılırken, Avrasya Tüneli 20 Aralık 2016’da hizmete girdi. Bu iki tünel Türkiye'nin rüya projelerinin ilk ürünleriydi.
İlk hattı 2009’da Ankara-Eskişehir arasında açılan Yüksek Hızlı Tren, daha sonra birçok ile yayıldı.
2013’te İstanbul Boğazı üzerine üçüncü köprü olarak konumlandırılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapımına başlandı ve 26 Ağustos 2016’da köprü açıldı.
2002’de 25 olarak kaydedilen havalimanı sayısı, Erdoğan sürecindeki çalışmalarla 52’ye ulaştı. İstanbul’daki üçüncü havalimanı inşası ise, 2014’te başladı. Şimdilerde ise İstanbul 3. havalimanın, 29 Ekim 2018'de faaliyete geçmesi bekleniyor.
Erdoğan, Mart 2014 itibarıyla 18’i hidroelektrik santral olmak üzere, 268 baraj inşasına imza attı. Ayrıca, 138 ayrı yerleşim biriminde kentsel dönüşüm ile TOKİ öncülüğünde toplu konutlar yapıldı.
📷

Eğitim süreci

En son 2002’de 11.3 milyar TL olarak kaydedilen eğitime ayrılan bütçe, Erdoğan süreci ile 2014’te, 78.5 milyar TL’ye ulaştı.
Yönetim sürecinde birçok başarılı proje oldu. İlki, 2003’te UNICEF işbirliği ile başlatılan “Haydi Kızlar Okula” kampanyasıydı. Kızların okula gitmesini, eğitim seviyesindeki eşitsizliği noktalamayı amaçlayan bu projenin yürüttüğü kampanya sayesinde, 2002’de yüzde 87 olarak kaydedilen kız çocuğu okullaşma oranı, yüzde 96’lara kadar yükseldi. Bu Cumhuriyet tarihi için rekor bir rakamdı...
Bir ülkenin refah seviyesi kuşkusuz eğitim seviyesi ile paralel seyrediyordu ve eğitimin son durağı üniversitelerdi. 2003’te 70 olarak kaydedilen üniversite sayısı ilk 5 yılda 130’u geçmişti bile. Ülkenin 81 ilinin her birinde en az 1 üniversite oldu.
Sadece okul açmakla bitmiyordu elbet; bir de içinde yürütülen sistem adına bir şeyler yapılmalıydı. 2010’da başlatılan Fatih Projesi kapsamında çeşitli okullarda bazı sınıflara akıllı tahta koyarak işe başlandı. Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerekiyordu tabii. Çocuklara da tablet bilgisayar dağıtımı başlatıldı.
Sonra 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren 4+4+4 eğitim sistemiyle 8 yıllık zorunlu eğitim, 12 yıllık zorunlu kademeli eğitime çevrildi. Başta çok karşı çıkanlar, olmaz diyenler olsa da, çocuk dediğin bir genç ağaç, eğilmeyi bekliyordu. Artısıyla, eksisiyle aslında bu sistem, eğitimin insana zorunluluğunu vurguluyordu. Çünkü ne ilginçtir ki, insan dediğin varlık, zorunlu kılınmayan şeylerin pek heveslisi olmayabiliyordu…
📷

Ekonomik süreç

Ülkede, Ak Parti döneminden önce en son “Kara Çarşamba” olarak da bilinen 2001 Türkiye ekonomik krizi yaşanmıştı. Bu kriz, ülkenin beklenmedik ölçüde ekonomik daralmasıyla sonuçlandı. Dövizdeki yüksek artışa bankacılık sisteminin açmaza girmesi eklenmiş devlet büyük bir mali yükü sırtlanmak zorunda bırakılmıştı.
Bir algı var insanda; zengin hep zengin, fakir hep fakir. Uzun adam, nasıl olmuştu da insanların umudu oluvermişti. Yeni her zaman iyidir mottosunun ürünü müydü bu? 2003’te Erdoğan ülkenin Başbakanı olduğunda, yeninin her zaman iyi olduğunu kanıtlayan o can gelmişti sanki. Belki de karşılıklı güvenin getirisi dört koldan yapacaklarına odaklanan Erdoğan, 2003’ten 2009’a ekonomide büyük bir büyüme sağlamayı başarmıştı. Sayısal verilere göre bakarsak, bu yıllar arasında Türkiye’nin GSMH’si, dünya toplamının yüzde 1,11’inden, yüzde 1,3’sine yükseldi. Bu süreçte, Türkiye edindiği oranla, AB ülkeleri arasında en iyi performansı yakalamıştı. Ayrıca bu süre zarfında, Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na olan borcu da bitirildi. Ve dahi Türkiye İMF olarak bilinen bu yapıya borç verebilecek ülkelerden biri olmuştu...
Bu başarı, Cumhuriyet’in kurulduğu zamandan bu yana edinilmiş en büyük başarılardan biriydi. Siyasi istikrar sağlandı, ekonomi güçlendi ve dolayısıyla sosyal refah seviyesi yükseldi. Uzun Adam, bu işi başarmıştı. Dönüp çocukluğunda köşede soğuk su satan Recep Tayyip’e teşekkür ediyor muydu acaba?
Çıkışlar kadar inişler de insanlar içindi. Uluslararası krizi takiben 2008’in son çeyreğinde, bir durgunluk başladı. Babalarınızdan sizin kulaklarınıza da yer etmiştir muhakkak; kemerleri sıkma zamanıydı. Durgunluk, 1 yıl sürdü. Türk ekonomisinde ciddi bir küçülmeye sebep olmuştu. İşsizlik oranı, yüzde 10’dan, yüzde 14’e yükseldi. Küresel bir ekonomik krizin etkileri Türkiye'de de kendini hissettirmiş ancak Türkiye güçlü ekonomik yaklaşımdan verilmeyen tavizler sayesinde bu krizi, tabir yerindeyse, ufak sıyrıklarla atlatmıştı. O dönem Erdoğan, bu küresel ekonomik krizin Türkiye'yi teğet geçeceğini söylemiş ve öyle de olmuştu.
Ülkede işler yeniden düzelmeye başlamış; 2010 ve 2011 GSYH, yüzde 9 ve yüzde 8’den daha fazla büyüme göstermişti. Türkiye’yi, Çin’den sonra dünyada en fazla büyüme gösteren ikinci ülke konumuna yükseltti. Bu büyüme, işsizlik oranının da, krizden önceki seviyelere düşmesini sağladı.
2011’de, cari işlemler açığı yüzde 10’luk oranla tarihinin en yüksek noktasına ulaştı; dünya rekoru kırmıştı. Türk Lirasının değeri de, aşırı sermaye girişinden etkilenerek yükseldi. Ak Parti, “Ekonomiyi yeniden dengeleme” başlığı altında bir uyum operasyonuna karar verdi. Bu proje etkisini şu rakamlarla gösterdi: Bütçedeki eğitim payı 2002’de yüzde 10 iken 2011’de yüzde 15’e yükseldi. Sağlık payı da yüzde 2.6’dan, yüzde 5.8’e yükseldi. Bu zaman zarfında GSYH reelde yüzde 50’den fazla yükseldiği için eğitim ve sağlık harcamalarının reel artışı, GSYH içindeki pay artışlarından daha fazla olmuştu.
submitted by oguzkra1 to RecepTayyipErdogan [link] [comments]


2020.06.11 08:47 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır ? Bölüm 3 (Kızı eve atıyoruz sonunda)

8-KIZA KUMPAS KURMA
Tamam kızı tavladiniz📷bir kere çiktiniz ama daha adam olamadiniz.Simdi sira geldi kıza kumpas kurma yöntemlerine! Zira siz bu kadar seyi gidip kızla cafede bir bardak çay içmek için yapmadiniz herhalde) Sizin amaciniz bastan beri belli.Simdi gelelim bu amacinizi gerçeklestirmeniz için gereken taktiklere.
Öncelikle bilmeniz gereken şey;sizin daha önceden BULVAR gazetesinin verdigi eklerde ve bilumum aaaaa dergilerin forum köselerinde okudugunuz fanaaailerin gerçek hayatla hiçbir alakasi olmadığıdir.Bunlar tamamen uydurma seylerdir.Kız asla ve asla size kumpas kurup sizi eve atmaz.Bunu sizin yapmaniz lazim.
Kızla sevismek istiyorsaniz kızların her zaman için "Millet görse ne der?" kaygisi sahibi olduklarini kesinlikle aklinizdan çikarmamalisiniz.Bu yüzden daha öncede söyledigimiz gibi sakin kızı topluma açik mekanlarda taciz etmeyin.Dahada önemlisi kızı sakin kendi arkadaslarinin yaninda taciz etmeyin.Zaten istesenizde yapamazsiniz.Bunu bilen kız milleti genellikle sizinle basbasa kalmamak için elinden geleni yapar ve bulusmalariniza genellikle kendisinden çok daha salak bir arkadasiyla beraber gelir.Kızı yalamak istiyorsaniz öncelikle bu ultra salak arkadasi(ki biz buna halk arasında kuyruk diyoruz) egale etmek gerekir.
Kız bulusmalariniza yaninda kuyrukla geliyorsa kisasa kisas deyin ve sizde bulusmalariniza kankanizla beraber gidin.Bu kankaniza gitmeden önce "oglum benim manitanin bir kız arkadasi var;ben onu sana ayarladim ama is artık tanismaniza kaliyor.Kız biraz salak gibi gözüküyor ama bakma sen📷benim hatun onun için inanilmaz azgin dedi.Bu kiyagimida unutma heee!"seklinde gaz verin.Tamam kabul ediyoruz bu biraz :-):-):-):-)lige girer ama naabalim artık.Bu kankanizla birlikte gittiginiz bulusmanizda kızı "Gel bakiyim sana ne anlaticam" seklinde bir hitap sekli kullanarak soteye çekin. Ondan sonra yavas yavas saçlarini oksayip kulagina onu ne kadar çok sevdiginizi fisildayin.Önemli not📷akin kızın kulagina tükürme gafletine düsmeyin. Sonra yavas yavas ellerinizle kızın boynunu oksayin.Bu sırada kızın kulagina onunla ne kadar mutlu oldugunuzu fisildayin.Bu sırada yillarin abazani bünyeniz daha bir azacak vücudunuzdaki bütün kan ayni yere toplandigindan dolayi beyninize kan gitmeyecek ve düsünemeyeceksiniz.O yüzden simdiden hatirlatiyoruz.Sakin ola bu esnada fazla ileri gitmeyin.Siz zaten az önce yaptiklarinizla kızı azdirdiniz.Kız eve gittiginde sürekli sizin dokunuslarinizi düsünecek ve kendinden geçecektir.Ama su an sizin dönmenizi bekleyen iki büyük soruna sahipsiniz: kankaniz ve ultra salak kuyruk)) Onlari daha fazla bekletirseniz killanir ve yaniniza gelirler.Bu da sizin açinizdan çok kötü olur.Siz nasıl olsa amaciza ulasip📷kıza "seninle yatmak istiyorum"bilinçalti mesajini verdiniz.Eğer bulusmalariniza kuyrukla geliyorsa bu problemide astiniz.
Kızlar genellikle ne kadar azgin olurlarsa olsunlar(ki hepsi zannettiginizden daha azgindir.) bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.Ama kızı bir şekilde tufaya getirip📷toplum içerisinden uzaklastirip basbasa kalmayi basarabilirseniz hayatinizin en büyük dumurunu yasarsiniz.Çünkü bu salak kız milleti etrafinizda başka birileri varken sürekli"ayy yapma📷lütfen!" tribine girmelerine ragmen bas basa kaldiginizda resmen üstümüze atlarlar!asiul is kızla gerçek manada basbasa kalabilmektedir.Bunu nasıl yapacaginizida açikliyoruz.Ulan varya size yaptigimiz kiyagin haddi hesabi yok serefsizim :)
9-KIZI EVE ATMA .)
Kıza bir şekilde kumpas kurup eve attiniz mi isiniz kolaylasir.Ama kıza "hadi gel eve gidelim" diyemezsin.Bunu dolayli yollardan sölenmeniz lazim.Ama öncelikle halletmeniz gereken bir sorun var o da kızı hangi eve götüreceginiz.Yani çogunuz hala ailesiyle yasiyor ve genellikle bu ebeveynler evi bos birakmazlar.Yapabiliyorsaniz kendi evinizi bosaltip kızı kendi evinize getirmeniz en mantikli seydir.Ama çogunuzun böyle bir imkani yok.Biz Allahtan yanliz yasayan tipleriz ve son senelerde hiç "Ulan kızı hangi eve götürecem"kaygisi yasamadik.Ama yinede yapmaniz gerekenleri biliyoruz.Sonuçta bizde bir dönem ailemizle birlikte yasiyorduk.
Evi bosaltamiycaksaniz elinizde tek bir çözüm var o da kızı başka bir arkadisinizin evine götürmektir.Bu arkadasinizin yanliz yasayan bir tip olmasi menfaatiniz icabidir.Ama bu yanliz yasayan arakadasiniz size evi hemen "Buyur abi ne demek " seklinde sak diye vermeyecektir.Önce bu arkadasinizin gönlünü almalisiniz.Açikçasi rüsvet vermelisiniz.Kızı götürmeden önce 📷gidip baya bir içki meze falan alip arkadasinizi ziyarete gidin.Sizi kapida elinizde posetlerle gören arkadasiniz amacinizi dank diye anlar.Ama size belli etmez.arkadasinizla muhabbete baslayin.Bir yandan için bir yandan geyik yapin.Bu sırada arkadasiniza müjdeli haberi verin.Ama bunu emrivakiye getirin ki herifin itiraz etme sansi kalmasin."Olm ben bu hafta sonu buraya kız atçam📷sorun çikmaz di mi?" sorusu bu is için en ideal cümledir.Herif alkolünde verdigi yavsamayla kesin kabul eder.Sonra arkadasinizla vedalasip evden ayrilin.Sakin herife "olm evi topla heeeee" seklinde bisey sölemeyin.Herif "hehe" diycektir.Ama siz kızla geldiginizde evi yine ayni halde görürsünüz.Kızla gideceginiz evin temiz olmasini istiyorsaniz o gün erkenden eve gidip arkadasiniza gaz vererek birlikte evi toplamalisiniz.Neyse artık ev sorununu hallettik.Ama simdi karsimizda daha büyük bir sorun var.Kızı o arkadasinizin evine nasıl götürecez?
Bunun için en kolay yol kıza o en samimi(!) arkadasiniz hakkinda atip tutmak ve kızın o arkadasinizi merak etmesini saglamaktir.Unutmayin insanin basina ne gelirse meraktan gelir.Simdi kızın yanina gidin ve "Bizim bir aradas var Ahmet diye📷bu varya manyak bir tip.Herif resmen asmis. Cem Yilmaz falan hikaye.Bu bir basliyo anlatmaya biz gülmekten kiriliyoz.Nerden buluyo çok merak ediyorum valla.Ayrica sadece komik olsa yine iyi.Ayni zamanda sakir sakir ingilizce almanca ve fransizca konusuyo.Bilgisayar desen zaten olayi bitirmis.Hele bir gitar çaliyo varya görsen kafayi yersin....."gibi uzayip giden bir hikaye uydurun.Emin olun kız bunlari duyunca içten içe Ahmet!I merak edecek ve bunu size "Iyi tanistir o zaman bizi" seklinde yansitacaktir.Siz de hemen "Bir gün ona oturmaya gideriz zaten yanliz yasiyor" diye cevap verin.Kız ne diyecegini sasiracak.Gitmeyelim diyemez çünkü tanismayi o istedi.Iste bu iste bu kadar.Sira geldi kızı Ahmet'e oturmaya(!) gitmeye ikna etmeye.
Yine bir gün kızla bulusun.Ama o bulusmaniza herzamnkinden çok daha hazirlikli gidin.Cüzdaninizda mutlaka bir prezarvatif olsun.Ben size üzerinde mavi Porshe rasmi olan Durex'i öneririm.Çünkü resmen en iyi prezervatif bu.Tabi ki Durex bize para vermedi salak📷biz sizin iyiliginiz için bütün hepsini denedik.En iyi performans bunda.Peki prezarvatifleri test ederken hangi kistaslarimi kullandik.En önemlisi hissedilmektir.Çünkü hissedebilmek herseydir.)) Valla Durex'ten para almadik lan.Ayrica bütün süpermarketlerde bulunuyor.Ama bize gelen maillerden ögrendigimiz kadariyla çogu arkadasimizin prezarvatif satin almaktan utandigi gerçegi var.Böyle bir sorununuz varsa gidin üçem bir Migros'a bir kaç bir şey alin ve sepete bir kutuda prezarvatif atin.Fiyat niye bu kadar pahalı diye sormayın.Unutmayin kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.
Neyse bu konuda unutmamanız gereken son seyse prezervatifi kızın yanina kutuyla götürmemektir.Biz denedik.Çok feci tirsiyolar.)))))) Cüzdaninizda bulunması gereken diğer önemli şey ise en az iki adet sigara.Çünkü birazdan arkadasinizin evinde sigara bitecek (niye acaba?)) ve siz kızla sevistikten sonra mutlaka sigara içmek istiyceksiniz. O yüzden bunu sakin ihmal etmeyin.Bu bulusmaniza giderken ayrica manyak bir eau de toilette alip sikmanizi tavsiye ederiz.Daha öncede söledigimiz gibi Brut bu konuda ideal.ama kızın eve girer girmez üzerinize atlamasini istiyorsaniz Original Fahrenheit'tan daha iyisi yoktur.Kız harbiden kuduruyo.ama bu ikinci söledigimiz eau de toillette'in çok büyük dezavantajlari var.Birincisi çok pahali(illa fiyat istiyosan söliyim:$200) ikincisi piyasada bulunmuyor. Neyse bir şekilde bulursanız alin. Aklınızda bulunsun. Artık hazirsiniz. Bir cafeye gidip oturun falan.Ama bu sefer bulusacaginiz yer arkadasinizin evine çok yakin olsun.Cafede biraz takilip çikin.Sonra yine kıza "Biraz yürüyelim mi?" seklinde gaz verin.Yürürken gidecegin📷z istikamet tabiki arkadasinizin evi olacak.Siz zaten arkadasiniza o gün gelceginizi söylemistiniz📷arkadasinin evinin önüne geldiginizde kıza "Dur bir arkadasa ugramam lazim" seklinde bir şey söleyip arkadasinizin evine girin.Sonra arkadasiniz sizi görünce gelin bir kahvemi için moduna girsin.Bunuda daha önceden arkadasiniza söyleyin.Siz içeri girince kıza "Iste sana sürekli bahsettigim kanka varya bu" diye arkadasinizla kızı tanistirin.Burada unutmamamniz gereken en önemli şey kızın evde asla bisey içmeyecegidir.Bunun nedeni ise sadece Türk filmlerindeki eve atilan kızın çayina uyku ilaci atip kızın irzina geçme sahneleridir.Dünye üzerinde hiçbir uyku ilaci kızı o derece uyutamaz.Ama kız milleti bu salak yesilçam senaryolarina hiç kuskusuz inanirlar.Ne kadar salak olduklarini burdan anlayin artık.Sakin kıza bir şey içmesi için israr etmeyin. Neyse arkadasiniz bir kaç dakika sizle birlikte takilsin.Ve aniden evde sigara bitsin.Nasıl yapacaginiz size kalmis.Sigara bitti bahanesiyle arkadasiniz bir kosu Samsuna kadar gidip bir paket Samsun 216 alsin gelsin.Tabi📷herif kösedeki markete kadar gitmek üzere evi terkedecektir.Bundan sonra isiniz çok daha kolay.
Simdi asil isiniz basladi.Arkadisiniz gittikten sonra kıza biraz daha yanasin.Kendini geri çekiyosa hemen israr etmeyin.Biraz saçlarini oksayin ve kulagina tatli ask sözleri fisildayin.Bu kız milletini inanilmaz tahrik eder Kızın yüz ifadelerine çok dikkat edin.Kızın yüzü kizarmaya baslamissa kivama gelmis demektir.Yavas olun.Olayi abartmayin.Sonra yapisin dudaklarina.Daha önce hiçbir kızla öpüsmemis olmaniz sorun değil.Kız bunu asla anlayamaz. Anliyosa zaten çok sanslisiniz biraz sov basliyo.Kız sizin yaptigin her harekete "yapma lütfeeeeeeen" seklinde yanit verir.Sakin bunu ciddiye almayin. Bu en meshur kız tribidir.Kız ne kadar profesyonel olursa olsun bu tribi her zaman yapacaktir.Neyse kızı öperken yavas yavas altiniza alin ve devam edin.Bu sırada kız kandinden geçecektir.Eğer bu ilk olayinizda ciddi manada bir ilişki yasayacaginizi saniyorsaniz kesinlikle yaniliyorsunuz. Zira kız siz biraz ileri gidince "Yapma lütfen ben bakireyim" moduna girerler.Bu durumda da sizin bütün istahiniz kaçar.Olay orda biter. Simdi çikarin cüzdaninizdan sigarayi ve bir sigara yakin.Sonrada kıza dönüp "Seni Seviyorum" diyin.Siz ilk seferlik bu kadarla yetinin.Gerisi gelecektir. Artık sik sik bu arkadasiniza ugrayacaksiniz.Bundan süpheniz olmasin.Peki niye gidip prezarvatif aldik diye soranlar için söylüyorum;kızların ne zaman ne yapacaklari asla belli olmaz📷ya kız verseydi...Sen her zaman tedbirli olda. Bu durumdayken her kız tabiki yukarida anlattigimiz kadar çabuk ikna olmaz. Yukarida anlattigimiz şey olayin en iyi ihtimalle nasıl gelisecegiydi.Simdi biraz daha negatif seylerden bahsedebiliriz.Kızın yapacagi en büyük killik📷"Lütfen yapma daha hazir degilim" cümlesidir.Bunun öztürkçesi "Ben senin gibi ne abazanlar gördüm📷dur biraz da kendimi naza çekiyim" dir.Bu sözü söyledikten sonra kızın üstüne gitmek kızın sizden sogumasina neden olacaktir. Siz bunu duyduktan sonra hiçbirsey yokmus gibi davranin.Bu eve bir dahaki gelisinizde mutlaka amaciniza ulasacaksiniz.Güvenin bize ve biraz sabredin.
Diğer bir killik ise "Ben senin bildigin kizlardan degilim" cümlesidir.Bu cümle genellikle salaklik ve abazanlik derecesi esit kızlar tarfindan sarfedilir.Bu cümlenin öztürkçesi ise"Bak ben senden 10 kat daha fazla istiyorum ama biraz yaparsam kendimi tutamam ve gerisi gelir📷o zaman da annem duysa kizar 📷babam duysa keser"dir.Bu durumda kızın üzerine gidilebilir.Kız sizi ittirip "Tamam yeter lütfen" diyinceye kadar abartilabilir. Daha fazla ileri giderseniz tokat yersiniz.Sizinde rahatlikla tahmin edebileceginiz gibi kızın burda sizi sürekli reddetmesinin nedeni kendine hakim olamaktan korkmasidir. Kızların üzerinde toplumsal baski zannettiginizden çok daha fazladir.Ve böyle bir korku tasimalari çok normal.Ama bir kaç kez bu eve geldikten sonra olaya en çok adapte olan kızlarında bunlar olduklarini belirtmekte fayda var.
Kızların yaptiklari en alisilmis tripler bunlardir.Ama bazı salaklar(Salaklik derecelerine bagli olmak üzere)daha degisik bahaneler uydurabilirler.Sizin bilmeniz gereken tek şey kız orda ne söylerse söylesin trip yaptigidir.Ancak tek bir cümle dogru olabilir o da biraz sevistikten sonra söyleyecekleri "Bugün olmaz!" cümlesidir.Eğer kız bu cümleyi kurduysa harbiden o gün olmaz.Bu cümlenin öztürkçesi ise "Regl oldum" dur.Ve bu gayet dogal bir kizsal mazerettir.Eğer kız bunu söylediyse sakin üstüne gitmeyin ve günün tarihini mutlaka bir kenara not edin.Çünkü bu kız 28 gün sonra tekrar regl olcak ve sizde o gün kızı eve atmak gibi bir salaklik yapmiycaksiniz.Yanliz dikkat edin bir ay değil 28 gün.Ama haftaya ayni eve gelip kızla moda girmeye basladiginizda bambaşka bir kızla karsilasacaksiniz. Bunun nedeni de su:kızların regl dönemlerinin hemen sonrasinda her zamankinden daha azgin olduklari bilimsel olarak kanitlanmis bir seydir.Yani ne yapip edip bir şekilde kızın hangi tarihte regl olduğunu mutlaka ögrenmelisiniz.Sakin sormayin.Cevap vermezler.Hatta %90'i regl olduklarini bile inkar ederler.Çünkü bu kızlar için çok utanç verici bir seydir.
Bu iside alninizin akiyla astiniz.Kız bir kere o eve geldi ya artık siz ne zaman o arkadasinizin adini ansaniz kız sizin sevismek istediginizi anlayacaktir. Kızlar sevismek istemeyen yaratiklardir gibi bir düsünceye sahipseniz hayatinizin en büyük yanlisini yapiyorsunuz.Siz bir kere istiyorsaniz onlar on kere ister.Ama bunlar kendilerini agirdan satma tribine girdiklerinden bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.ama siz gerçegi biliyorsunuz.O yüzden kızı her türlü eve atabilirsiniz artık.Ama simdi dikkat etmeniz gereken bir şey daha var.Bu arkadasiniza her zaman isiniz düsecegini sakin aklinizdan çikarmayin.O yüzden sürekli olarak gidip bu arkadasinizin gönlünü hos edin.Yoksa herif hakli olarak birkaç seferden sonra size uyuz olur ve size evi vermemek için türlü bahaneler uydurun.Yanliz yasayan tiplere için yapabileceginiz en büyük kiyak sevgilinizin en yakin arkadasini bu herife ayarlamaktir.Tabi ki siz bunu yapmak için ugrasmiycaksiniz.Siz sadece gidip kendi salak kız arkadasiniza "Senin kankiyle benim kanka çiksa ne süper olur" di mi seklinde gaz verin.Gerisini kız halleder zaten.Ayni zamanda bu soru kızın kendisinden çok daha salak kankisi tarafindan kıza hemen hemen hergün soruluyordur.
Yani kisacasi bu salak kızlar en yakin arkadaslarinin sevgililerinin en yakin erkek arkadaslariyla çikmayi bir marifet sanarlar.Ve sizinde rahatlikla anlayabileceginiz gibi kız buna zaten dünden hazirdir.Bu islemi yaparak yine bir tasla kus katliami yapacak ve kendinizi saglama almis olacaksiniz. Yani hem bu kuyruk mevzuundan hem ev sorunundan hemde arkadasinizin abazanlik sorunundan kurtuklacaksiniz. Bu sorunu da bu şekilde atlattiginiza göre artık yapilcak pek bir şey kalmadi.Bundan sonraki amaciniz kız sizi terkedene kadar "yogurdun kaymagini yemektir."Elbette bu kızla gelecek için herhangi bir şey düsünmüyorsunuz ve kız sizi her an terkedebilir.O yüzden siz kizdan yararlanabildiginiz kadar çok yararlanin. Sakin "Daha dur acelesi yok📷o kaymagi elbet birgün yerim" diye düsünmeyin.Çünkü bu kız milleti kendisine cinsel olarak hiçbirsey vermeyen erkekleri abarti cinsellik isteyen erkeklere oranla çok daha çabuk terkederler
10-TERKEDILME HADISESI
Siz kendinizi ne kadar kasarsaniz kasin bu salak kız sizi elbet terkedecek. Kızın sizi terketmek için basvuracagi yöntemleri egale edip kızın sizi terketmemesi için; öncelikle hep birlikte bu salak kızların sizi neden terkedebileceklerine deginelim.(Ulan buda iyice terete sipikeri gibi oldu ))
Bu salaklar daha önce de defalarca söyledigimiz gibi bir şey yapmadan önce biz erkekler gibi beyinlerini kullanmazlar.O yüzden bu konuda da kızların yapacaklari hiçbirseyde mantik aramamak yapilacak en mantikli istir.
Kızın sizden sıkılmış olması ihtimali en büyük ihtimaldir.Çünkü bu kız milleti (sanki kendileri çok mükemmelmis gibi) onu eğlendirememeye başladiginiz an sizden sogur ve kendilerini sizden daha fazla eglendirecek diğer bir erkek arayisina baslarlar. Kız sizden iyice sogumaya baslamis ve arkadasinizin evine artık gidemiyorsaniz yada gitseniz bile kız size türlü bahaneler uydurarak sevismeye yanasmiyosa önlem almaya baslamaninin zamani gelmis demektir.Zira kızın sizden sıkılmasının nedenlerinden biri de cinselliği ya çok abartmış yada hiç cinsellik mevzuguna girmiyor olmanizdan kaynaklanir. Her iki durumda da kız sizi terkeder kalirsin orta yerde.O yüzden iyi dinle simdi.Kıza onu doyuracak kadar cinsellik vermen lazim.Aksi taktirde kız bunu sana asla açik açik sölemez ama diğer yaptigi bütün haraketlerde kil kil davranmaya baslar.Içinden sizin escinsel oldugunuzu bile düsünür ve hatta bunu diğer bütün kız arkadaslarina da anlatir.Yani bu kız sizi terketse bile terkedilmekle kurtulamazsiniz ayni zamanda kızı taniyan kizlarla bir daha asla çikamazsiniz.Oysaki siz büyük bir ihtimalle olayin romantik yönünü yasayip cinselligi sona bırakmayı ve böylece kızın gözünde daha da büyümeyi planlamissinizdir.Ama böyle bir şey olmaz.Dedigimiz gibi ilk bir kaç gün canim cicim muhabbeti yapin ondan sonra action.Ikinci seçenekte ise siz kıza onunla gerçekten neden çiktiginizi çok belli etmisinizdir.
Artık ne kadar inkar etseniz hiçbir ise yaramaz.Kız bir süre sonra gelir ve size " Bazen sanki beni degilde bedenimi seviyormussun gibi düsünüyorum📷 farkindamisin bilmiyorum ama uzun zamandir aramizda cinsellikten başka hiçbirsey yok" der ve kız bu sözleri söyledikten sonra olay en kisa zamanda biter.Siz bunlari duyunca gerçek niyetiniz ortaya çiktigi için mutlaka bir seyler uydurup hemen oracıkta kızın gönlünü almalisiniz."Olur mu bebegim öyle şey?Ben seni sen oldugun için seviyorum.Sana ne kadar aşık oldugumu bilmiyormusun?istemiyorsan bundan sonra sevismeyebiliriz.Benim için hiç sorun değil.Ama sen de biliyorsun ki bu askimizi körüklüyor.Biz bu yatakta bedenlerimizi değil ruhlarimizi bölüsüyoruz ve ask bölüstüçe artan tek seydir.Paylasim olmaksizin bir ask düsünülemez"Ama istemiyorsan dedigim gibi bir daha yapmayabiliriz. Sen yanimda ol bana yeter.Seni deliler gibi seviyorum bebegim."tarzinda bir konusma belki ortami yumusatabilir.O da eğer gerçekten olayi çok abartmadiysaniz.Böyle bir konusma yaptiktan sonra kız sizin hakkinizda düsündügü seylerden dolayi kendinden utanacak ve ona gerçekten aşık oldugunuzdan bir süre hiç süphelenmeyecektir.Ama bu konusmadan sonra da ayni şekilde davranmaya devam ederseniz bu sefer harbiden kız sizi terkeder.Hem daha yeterince sevismediniz.Daha denemediginiz yüzlerce fantazi var.O yüzden bir süreligine cinsellik dosyasini kapatip asiri romantik bir ilski yasayin.Ilk bir kaç gün canim cicim📷ondan sonra hoooooooooop yataga.Bu dönemde dikkat etmeniz gereken en önemli iki şey ise kıza pahali hediyeler almamak ve fantazilerinizi gerçeklestirmek için elinizi olabildigince çabuk tutmak.Çünkü kız sizi en kisa zamanda terkedecek.siz yeni bir kız ayarlayip kenarda tutun.Kız sizi terkettikten hemen sonra o kızla çikmaya baslarsiniz.Hem bu sizi terkeden kızın yeni sevgilinizi kiskanip sizi kaybettigi için pisman olmasina ve size geri dönmek istemesini saglar.Birakin geri dönsün.Fazla sevgili göz çikarmaz.))))
Kızların tümü bir erkegi terkedecekleri zaman hemen hemen ayni anlasilmaz cümle kaliplarini kullanirlar.Simdi de gelin hep birlikte bu kaliplari ve gerçekte ne manaya geldiklerini hep birlikte ögrenelim(terete'ye spiker aranıyo mu? ))
"Olmuyo📷yürümüyo📷bak bende çok üzgünüm ama bitmek zorunda📷 yürütemiyoruz" Bu cümlenin anlami:"Bak tamam güzel günler yasadik ama artık sen bana yetmiyosun.Hem başka bir çocuktan hoslaniyorum.Gidip ona yavsiycam. Çikma teklif etmesini sagliycam.Beni de rahatsiz etme bundan sonra sil beni aklindan." dir. "Bak nasıl söyliyecegimi bilmiyorum ama sen benim aradigim kişi degilsin.Biz ayri dünyalarin insanlariyiz". bu cümle biz erkeklerin anlayacagi dile çevrildiginde "Ilk baslarda olur sanmistim ama yanilmisim.sen bana göre degilsin.Bana söyle......... bir erkek lazim ve belki de böyle bir erkek var ama sirf seninle çiktigim için onu kaçiriyorum.Hem zaten seni hiç sevmemisim📷simdi simdi anliyorum" anlamina gelir.
"Lütfen anla seni bende seni deliler gibi seviyorum ama ailem çok büyük bir problem📷bitsin!" Artık kasiklesmis bu cümle ise "Yetti artık güzeldi ama bitsin.Ugrastirma beni.Bak senin yüzünden ailemede çamur atiyorum zaten📷Simdi burda bitsin ve bir daha baslamasin.Ama belki ilerde biraz yavsarsan tekrar düsünebilirim" olarak dilimize çevrilebilir. "her şey çok güzel ama bitmek zorunda📷biraz daha devam edersek tadi kaçacak."
Sana hala deliler gibi asigim ve hep böyle olacak ama su siralar derslerime/islerime yogunlasmam lazim"
"Çok samimi olduk📷 biraz ayri kalalim 📷bakalim birbirimizi özleyecekmiyiz?Özlersek yeniden baslariz"
"Ve yukaridakilere benzer bir sürü söz sizin aslinda kıza istedigi kadar cinsellik verememis oldugunuz gerçegini ortaya çikarir.Burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey sizin cinsellikten anladiginiz şey ile kızın anladigi şey arasindaki farktir.Kızla iliskinizin uzun sürmesini istiyorsaniz mutlaka onunda zevk almasina özen göstermelisiniz.Nelerden zevk aldiklarini tabiki biliyoruz ama burada açiklamak söz konusu değil.Çok merak ediyorsaniz mail atip sorabilir yada Haydar Dümen'den bu konuda ayrintili bilgi alabilirsiniz.Siz bu konuya dikkat etmeniz gerektiginizi bilin yeter.Çünkü kızların erkekleri en çok terk etme nedenleri kendilerinin iliskiden cinsel anlamda hiç zevk almiyor oluslaridir.
Kızların erkekleri terk etme sebepleri arasında ikinci sırada kiskançlik ve aldatilma vakalari yer alir. Kızla iliskiniz boyunca onun yanindayken başka kizlarla kesinlikle ama kesinlikle ilgilenmeyin.Bu en yakin arkadasi bile olsa kız sizi inanilmaz derecede kiskanacak ve hain emellerinize ulasmanizi gereginden fazla zorlastiracaktir.Onun olmadığı yerlerde ise yapacaklariniz sadece hayal gücünüzle sinirlidir.Ikinci konu aldatiliyor olduklarini bir şekilde anlamis olmalarıdır.Kız eğer bir şekilde sizin onu aldattiginizi anlamissa o ilişki fiilen bitmistir.Ama yine de kurtulmak için bir şeyler olmali.Evet📷tam isabet!Tabi ki bu durumdayken de yapilabilecek en iyi şey uydurmaktir."Uzun zamandir bunalimdaydim📷birden karsima o çikti📷Nasıl olduğunu inan bende bilmiyorum.Ne olur affet yalvaririm ..Sana ne deliler gibi aşık oldugumu biliyorsun.Ilk ve son olacak yemin ederim.Bana son bir şans daha ver."tarzi bir hikaye kızı size döndürebilir.Çünkü her firsatta üstüne basa basa belirtiğimiz gibi bu kız milleti salaktir.
Bu bazı durumlarda ise yaramayabilir.Mesela kız sizi diğer sevgilinizle basmis olabilir.Cenabetlik sizi bulur aldattiginiz kız aldatilan kızın ortaokul arkadasi çikar.Hatta benim basima gelen bir terslik sonucu ikiz kardeslerle ayni anda çiktim ve yakalandim.Bu tür bir durumda söylenebilecek en iyi yalan "Bak aşkım lütfen beni bir kerecik dinle📷açiklayabilirim!Biliyosun zaten uzun zamandir sana deliler gibi asigim ama bundan emin olmak istedim.Yani ilk ve son kez yapmistim.Ama kader izin vermedi sen yakaladin!Sen yakalamasaydin da ben sana bunu zaten açikliycaktim!Nolur affet beni! Yalvariyorum! Askimiz o kadar büyük ki eros seni aldatmama bile göz yumamadi. Nolur harcama ikimizi de!" cümlesidir.Harfini bile degistirmeyin! Size sagladigi yararlara tanik olunca ister istemez bu cümleleri çok sik kullanacaginizdan ezberlemenizde fayda var!
Kız sizi ortada hiçbir neden yokken de terkedebilir.Size gerçek sebebi söylememek için trip yapiyormus gibi gelir ama harbiden ortada bir neden olmayabilir.Bu kızlar özellikle ikinci ergenlik dedigimiz 17-19 yas arasında sürekli çalkantili dönemler geçirirler ve bir hafta önce size deliler gibi aşık bir kız bir hafta sonra sizi terkedebilir.Bu durumda ise yapilabilecek en mantikli şey kıza duygu sömürüsü yapmaktir. Bu durumdayken her zaman yaptığınız gibi en aglamakli ses tonunuzu seçin ve "Ne olur gitme📷terk etme beni!Senden başka hiçbir seyim yok benim!Tek yasam kaynagimsin sen!Oksijensiz bir dakika yasayabilirim ama sensiz asla!Gidisin ölümüm olur!Ne olur beni Azrail1in soguk kollarina yollama! Gittigin an vururum kendimi!Ne olur saril bana ve hepsinin yalan olduğunu söyle" cümlelerini harfine bile dokunmadan kurun!Bu durumdayken" Vur ulan kendini📷hadi ne duruyorsun?Beynini dagitmani bekliyorum!"cümlesini kurabilecek kadar piskopat kız sayisi zannettiginizden çok daha azdir. Genelde📷 yani bu genelden kastimiz%99.9📷 kızlar bu cümleleri duyunca birden içinde bulunduklari çalkantili dönemden çikip size deliler gibi aşık olduklari bir hafta önceki hallerine geri dönerler.Kız sizi her terketmeye kalktiginda bunlari uygularsaniz kız sizi daha uzun bir süre terkedemez en azindan sizin kızla isiniz tamamiyle bitinceye kadar!

Devam edecek...
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.06.11 08:32 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır? Bölüm 2

5-KIZA ÇIKMA TEKLIFI AYAKLARI
Bu kadar bilgiyi almis olmaniz kızın sizinle çikmasi için yeterli değil.Çünkü daha kız sizin ondan hoslandiginizi bile bilmiyor.Bunu kıza bir şekilde sölemeniz lazim.Ama nasıl?Tabi ki bizden.Sunu sakin unutmayin çikma teklifi olayin en önemli kisimlearindan biridir.Siz kızı ne kadar tavlarsaniz tavlayin📷kızın üzernde ne kadar büyük bir imaj birakirsaniz birakin kıza dogru yerde📷dogru zamanda ve dogru şekilde çikma teklif edemezseniz olayiniz biter.O yüzden bu bölümü çok ama çok dikkatli okuyun.
Bir kere en basta bilmeniz gereken şey kızların daima sürü halinde dolasan yaratıklar olduklaridir.Ve en bastada söyledigimiz gibi kızların en büyük korkusu arkadaşlarının alay konusu olmaktir.O yüzden çikma teklif edeceginiz kızı mutlaka yanliz basina yakalamalisiniz.Ama bunlar tuvalete bile birlikte giderler.O yüzden bir şekilde kızı sürüden ayirmaniz lazim.Bunu nasıl yapacaginiza gelince:
Önce kızın yanina gidin📷her zamanki klasik muhabbetinizi yapin.Ve kıza "Seninle biraz konusmamiz lazim" diyin.Bu cümlenin Türkçeye tam çevirisi "Benimle çikarmisin?" dir.Bütün kızlar bunun ne anlama geldigini bilir ve kız eğer konusalim derse olay bitti.Çikiyorsunuz.Ama kız "Ne konuscaz?" diye bir soru sorarsa daha kızı tavlayamamissiniz demektir.Sakin o gün çikma teklif etmeyin.Biraz daha ugrasmaniz lazim. Kurallarimizi bastan okuyun.Ama kızla konusmaniz lazi.Hemen ikinci kuralimizi uygulamaya sok ve basla uydurmaya:"Ahmet'e bugünlerde noluyor anlamiyorum.Bana çok soguk davraniyo.Sence ne yapmaliyim" diye bir soru yöneltirseniz kız asla killanmayacaktir.Kız sizi dinlemek için suratiniza salak salak bakmaya baslamissa konuya baslayabilirsiniz demektir.Burada yeri gelmisken uyaralim:Kızı ikna etmeniz gerekebilir ve bu soruyu ayni kıza ikinciye sorma sansiniz yok.O yüzden özellikle liseli arkadaslar için söylüyoruz:Kıza çikma teklif edeceginiz zaman ikinizinde vakti genis olmali.Yani 5 dakkalik tenefüste olacak bir is değil.Liseli arkadaslar ögle tatilinde yada okul çikisi bu ise kalkissalar kendileri açisindan çok daha iyi olur.Neyse📷Kız sizden bir şeyler anlatmanizi bekliyor.Zaten kizda biliyor o sırada sizin ne söyleyeceginizi ama salakliklarindan kaynaklanan bir şey olsa gerek bunu mutlaka sizin sölemeniz gerektigini düsünürler.Bu esnada sakin panik yapmayin. Direk olarak "Benimle çikar misin?" demek aptallagina ise hiç ama hiç kalkismayin. Kızın çikacagi varsa da çikmaz.Simdi derin bir nefes alin ve kıza dönüp aynen sunlari söyleyin📷sakin degistirmeyin.Bugüne kadar bu durumdayken bu cümleleri sarfettigimiz hiçbir kız bize hayir demedi."Bak Ayse(tabiki Ayse ismi burda örnek bunu degistirceksiniz )) sana uzun zamandir söylemek istedigim çok önemli bir şey var.Ben aslinda çok uzun zamandir senden hoslaniyorum.Benim küçük dünyama renk getirdin.Inan hiçbir kız bugüne kadar beni bu kadar etkileyememisti.Benimle romantik📷çilgin📷ve bir o kadar da zevkli bir ilişki yasamaya ne dersin?Ikimizinde çok mutlu olacagindan eminim." Bunlari duyan kız size mutlaka ama mutlaka "Aaa📷inanamiyorum çok sasirdim yani hiç beklemiyordum" seklinde karsilik verecektir.Inanmayin kesin triptir.Basta da söyledigimiz gibi kız zaten sizin ona ne soracaginizi basindan beri biliyordu.Neyse📷simdi eğer bu kızın size hemen cevap vereceginizi saniyorsaniz yaniliyorsunuz. Kız size burda kesinlikle "Biraz düsüniyim." diyecektir.Peki düsün diyin.Çünkü kızlar asla "hayir" diyecekleri erkeklere bu şekilde davranmazlar.Kızın eve gidince ne düsünecegi ise size kalmis.Yani kız burda "düsüniyim" dedi diye düsünecek sanmayin.Kızın eve gidince sizi düsünmesini saglamak sizin göreviniz.Peki bunu nasıl yapacaksiniz?Onu da açikliyoruz.
Kızlar bu lafi dedigimiz gibi sadece çikmak istedikleri erkeklere söylerler.Ama kız "düsiniyim" dedikten sonra size gelip "Ben düşündümde arkadas olarak kalmamiz ikimiz içinde daha iyi olur" diyorsa bunun sebebi sizin kızı düsünürken yanliz birakmis olmanizdan başka bir şey olamaz.Öyleyse neymis?Kız bizimle çikip çikmayacagini düsündügü sırada yanliz birakmayacakmisiz.Kızın bu süreyi istedigi kadar uzatma hakki vardir.Ama bu süre genellikle 3 gün ile 1 hafta arasında degisir.Simdi gelelim sizin bu süre içerisinde yapmaniz gerekenlere.
Öncelikle kıza mutlak jestlerde bulunun.Bu salaklari en çok etkileyen jest ise 90'lik bir kasete en romantik aşk şarkilarini çekip "Bak bu kaset düsünmene yardimci olacak.Bunu hazirlamak için 8 saat ugrastim ama degdi.Yalniz bu kasetin bir özelligi var:gece hava karardiktan sonra📷yanliz basinayken dinlemen lazim.Yoksa kasetten hiçbirsey anlamazsin" diyerek kıza vermektir.Gerçekte kız bunlari ne şekilde dinlerse dinlesin anlayacak bir beyin kapasitesine sahip degildir.Ama kızın gecenin bir saati karanlik bir odada ve yanliz basina sizin verdiginiz bir kaseti dinlemesi bile çogu zaman size "Evet" demesi için yeterli.Evinizde yillardir binbir güçlükle biriktirilmis 1500 albümden olusan bir slow müzik arsivi yoksa bunu yapmaniz pek olasi değil tabiki.Peki kasete hangi sarkilari koyacaksin?Tabiki bunuda biliyoruz ama onu da kendi zevkinize göre yapin artık.Ama dur ya simdi gidip saçma sapan sarkilar koyarsin falan.
Sen en iyisimi kendini sakata atma ve bize bir mail atta sana bir liste yollayalim.Var ya kullanicisini bizim kadar düsünen bir başka site yoktur serefsizim.Varsa bize de söyleyin de hemen bookmarklayalim.Ama sakin büyük bir salaklik yapip bizden kasedin çekilmis halini istemeyin. Ugrasacak zamanimiz yok.Zamanimiz olsa biliyorsunuz hiç sorun değil.Biz sana listeyi veririz sende büyük bir müzik markete gidip kasedi çektiririrsiniz. Kızın eve gidince sizi düsünmesini saglamak için yapilacak bir diğer önemli şey ise kıza daha önceden yazmis oldugunuz ask mektupslarini vermektir.Simdi siz ask mektubuda yazmayip onuda bizden isterseniz dayak yersiniz.Yazin artık yaa.Neyse bu mektuplarin içeriginide söyleyelim bari.Bu mektuplarda kıza nasıl deliler gibi aşık oldugunuzdan 📷gözlerinin güzelliginden📷ne kadar sempatik oldugundan geceler boyu nasıl onu düsündügünüzden falan bahsedin. Mektuplarin altina tarih ve hangi saatte yazilmis olduğunu yazmayi ihmal etmeyin.Ama mektuplari saat kaçta yazarsaniz yazin mektubun altina 02:47 gibi ve her mektupta degisen saatler yazin.Bu kızın kafasinda "Ulan bu çocuk bana galiba harbiden aşık📷baksana gecenin ikisine kadar beni düsünmüs📷aslinda fena çocukta değil hee📷bir kere çiksam mi acaba?Çikiyim çikiyim!" seklinde bir düsüncenin olusmasina neden olur. Siz bizi dinleyin.
Bu is için uygulanabilecek bir diğer yöntemse sürekli kızın yaninda "Düsünen adam" tribi yapmaktir.Ama bunu kızla konusurken degilde kız sizin yaninizde degilken yapmalisiniz.Mesela siniftasiniz diyelim.Bu tribi yapmak için en uygun yerler cam kenarlaridir.Gidin cam kenarina📷ellerinizi cebinize sokun ve uzun uzun uzaklara bakin.En geç 5 dakika sonra kız sizin yaniniza gelip "Neyin var?" diye soracaktir.Sakin burda "Kare as📷 sende ne var?" demeyin📷tiksiniyolar."Biseyim yok" diyin📷bir önceki aksam sabaha kadar sizin mektuplarinizi okuyan ve sizin verdiginiz kasedi dinleyen bu kız tabiki sorunun kendisi olduğunu anlayacaktir.ama bunu kıza siz daha fazla belli etmelisiniz.Çünkü kızların en basta "Biraz düsüniyim " derken ilk amaçlari sizi biraz süründürüp iliskide her zaman söz sahibi olmak istemeleridir.Sizde trip yaparak kıza "Tamam yeter artık çektirdigin📷yeterince sürünüyorum iste" bilinçalti mesajini vermis olursunuz.Kız sizin yaninizdayken minumum konusun.Ve sonra uffflayip📷 puflayarak ve inanilmaz derecede sikkin görünerek "Naptin?Bir karar verbildin mi?" diye sorun.Bunu yaparken sakin tribi bozmayin ve uzaklara bakin.Kız muhtemelen" Cevabim kesinlesmeye basladi ama izin verde biraz daha düsiniyim" diyecektir."Bunu duyduktan sonra o kızın sizin çikma teklifinizi kabul etme ihtimali %1.000.000'dur.Eve gidince bunu kutlarsiniz. Ama kıza sadece "Peki biraz daha düsün ama düsündügün her saniyenin benim için ölümden beter olduğunu aklindan çikartma olurmu?" diyin.Ertesi gün kız yaniniza gelip "Ben düsündümde📷aslinda denemekte fayda var" seklinde bir şeyler zirvalayacaktir.Bunun öztürkçesi "Evet kabul ediyorum ama seni her an birakabilirim" demektir."Iyi 30 gün dene begenirsen register edersin📷begenmezsen de beni hayatindan uninstall edersin " tarzi bir espri güzel olmakla birlikte kızın zeka seviyesi için gayet anlasilmazdir.O yüzden yapmayin.
Çatlasin tüm düsmanlaArtık benimde bir sevgilim var
Evet iste basardiniz artık sizinde bir sevgiliniz var.Siz kıza dönüp elinizi uzatin ve "Küçük dünyama hosgeldin!" deyin.O da patisini (pati:Kedi yada köpeklerin ön ayaklarina verilen ad) uzatacaktir.Çünkü küçükken onlari bu şekilde egitmislerdir.) Ve "Hosbulduk" diyecektir."Pişman olmayacagindan emin ol. Ikimizde çok mutlu olacagiz" diye ekleyin ve artık geyige baslayin.Daha önce de anlattigimiz seyleri uygulayarak kızla sürekli konusun. Yani uydurun.Artık daha feci uydurabilirsiniz.Kız tam bu siralarda size daha önce "hiç beklemiyordum" dedigini unutarak "En basindan beri biliyordum diyecektir" inanmayin.Ve daha önce telefonuna📷mailina📷posta kutusuna ve Icq'suna mesaj birakanin siz olup olmadığınizi soracaktir."Başka kim olabilir ki?" diye cevap verin.Hemen oraçıkta bir kağit kalem bulup kıza mail adresinizi📷Icq numaranizi📷ev ve cep telefonlarinizi verin.ister istemez sizi arayacaktir.Iste bu etabida basariyla geçtiniz.Ama işiniz bitmedi.Daha o kız sizin sevgiliniz değil.Önce bir kere çikmaniz lazim. Hadi bakalım )
6-ILK ÇIKMA=SIRAT KÖPRÜSÜ .)
Bu ilk çikma olayi tamamen bir sirat köprüsü gibidir.Geçerseniz sizi kimse tutamaz📷düserseniz olayiniz biter.O yüzden çok dikkatli olmaniz gerekir.Burada dikkat edilecek noktalarida size söylüyorum.Ulan varya ne biliyorsam hepsini anlatiyorum serefsizim.Siz bu yaziyi bitirdikten sonra hala kız tavlayamadiysaniz gözüme gözükmeyin! Neyse ne demistik?Heh!Bakin bu ilk çikilan gün inanilmaz önemlidir.Öncelikle📷kıza''hadi yarin suraya gidelimmi?'' sorusunu yöneltmeden önce yapmaniz gereken çok önemli bir şey var.Kızla nereye gideceginize karar verin!Büyük ihtimalle kızla gidilecek çok fazla yer bilmiyosunuzdur.Olsun📷bilmemek değil ögrenmemek ayip.kızla gideceginiz yere karar verirken sunlara çok dikkat edin:
Sakin kızla ilk bulusmanizda yemege gitmeye kalkmayin.Bunun birsürü sebebi var! Birincisi zaten kızın yaninda hiç bir şey yiyemezsiniz.Agzima ketçep bulastimi?Ulan bu garson niye benim manitaya bakiyor?Niye bu restaurantta peçete yok?Bisey sölesem kızın istahi kaçarmi acaba?Ve bunun gibi binlerce soru yemek boyunca beyninizde yankilanir.Bunun çok dogal bir sonucu olarak panik yaparsiniz ve korktugunuz basiniza gelir.Yani agziniza ketçap bulasir📷üzerinize yemek dökersiniz📷içecek bardagini devirirsiniz ve bütün bunlarin sonucunda kız sizi (hakli olarak)daha ilk bulusmada terk eder.O yüzden bunu aklinizdan çikarin.Hatta benim tavsiyem sadece ilk bulusmada değil📷kız ''Hadi yemege gidelim'' demeden hiçbir zaman bir yere yemege gitmeyin.Gidecekseniz de fast food bir restauranta gitmek ve hamburgeri ketçapsiz ve mayonezsiz yemeniz sizin için en hayirlisi.
2)Kızların hepsi inanilmaz lüks yerleri severler. Ve hepsinde yabancilara(özellikle avrupa) hayranlik vardir.O yüzden ilk bulusmaniz için en ideal yer avrupai bir şekilde dizayn edilmis bir cafe'dir.Eğer Istanbul 📷Ankara yada izmir'de oturuyorsaniz böyle bir cafe bulmak çok kolaydir.Özellikle Istanbul'da Kadiköy ve Istiklal caddesinde adim basi böyle yerler vardir.Böyle bir cafe'de sizi en çok edecek 2 şey vardir.
1.Fiyat listesi!Cafe'de 2-3 saat oturup bütün bir haftaliginizi oraya birakmak sizin caninizi oldukça sikacak.2.ise etraftaki güzel kızlar!Böyle cefelre gelen kızlar o kadar güzeldirki kafayi yersiniz📷sakin ilk çikmanizda başka kizlari kesmeyin.Kızı delirtirsiniz.Kizda sizi terkeder.Bu arada belirtilmesi gereken bir diğer noktada bu gibi cafelerin %90'ina girebilmek için sevgilinizin(yada başka bir kız)olmasi gerektigidir. Burada nasıl davranacaginizi ise ''Cafe'de nasıl davranilir?'' bölümünde uzun uzun inceleyeceğiz.
Kızla bulusacaginiz yerle gideceginiz cafe arasında asla fazla mesafe olmasin!Yok yere bir de taksi parasi vermeyin.
Kıza sakin" Su cafe'ye gitcez "demeyin.Önce kıza ''Yarin bulusup gezelim mi?''diye sorun.O da size''Nereye gitcez?'' sorusunu yönelticektir.Sizde ''Sen bilirsin ya!'' Bana her şey uyar tribine girin.Kızlar bu tribe karsilik genelde''Sen karar ver'' der. Ama bazı kızların (nadir de olsa)"Suraya gidelim orasi çok güzel" dedigi de görülmüstür.Eğer kız "Sen karar ver"derse sizin zaten hazirda gitmeyi düsündügünüz bir cafe var!Ama kız" Şuraya gidelim!" derse📷 hemen dedigi yere gidin ve bir önarastirma yapin.Bunun neden gerektigi ise bir örnekle açiklayayim!Hadi diyelim ki siz oraya ilk defa gidiyorsunuz. Garson geldi"Ne alirdiniz" diye sordu.Sizde mesela kahve söylediniz.Kahve geldi ama fincanin yaninda seker yok. Ne yapacaksin simdi? Yaninda kız var o yüzden garsona"Abi bana seker getirirmisin?" de diyemezsin.O aci kahveyi içmek zorunda kalirsin.Zaten heyecanlisin!Ama bir gün önceden ayni cafe'ye gitmis olsaydin bu cafede sekerin masada bulundugunu biliyor olcaktin.Yaninda kız oldugu için heyecandan göremedin.Dedigim gibi📷benim sözümü dinle ve kız böyle bir şey derse git cafe'yi bir kontrol et
Kızla bulusacaginiz saati çok iyi seçin.Bu kızların hepsinin aksam ezani okunurken evde olma mecbureyeti vardir.O yüzden en geç öglen1'de bulusun.O gün ne giyeceginize çok önceden karar verin.Sonra bir eau toillete (bak parfüm diyil) alin.Bu size çok lazim olacak!Ben orjinal bürüt 'ü tavsiye ederim(hayir bay salak Brut bana reklam için para vermedi.Sadece kizlari çok feci azdiriyo!)Sakin eau toillete'i fazla sikmayin📷çünkü bunun tek özelligi kokusunun erkekler tarafindan alinamamasi.Ve fazla sikarsaniz kızı rahatsiz edersiniz.
Son olarak📷ilk bulusmaya giderken sakin yaninizda prezervatif götürmeyin.Nasıl olsa hiçbirsey yapamayacaksiniz Verdiginiz paraya yazik.Simdi artık kızla çikmaya hazirsiniz
7-CAFEDE NASIL DAVRANILIR?
Tüm bunlari uyguladiktan sonra olayin pis kismina gelmis bulunuyoruz.Cafe'ye gittiniz.Kapiyi açin önce kız geçsin!Sonra uygun bir yer bulup oturun. Kızla havadan sudan ilk muhabbeti yapin.Bu sırada garson çoktan gelmis olacak.Size büyük ihtimalle Anabritanika ansiklopedisi gibi birer menü verecekler.Bu tarz cafelerde en uyuz konu "ne alacam lan ben simdi?"sorusudur.Bunuda açikliyorum!Sakin kıza hava aticam diye bilmediginiz bir şey ismarlamayin!Mesela Guatemela Kahvesi diye bir şey gördün ve onu istedin diyelim.Direk babalara gelirsin!Çünkü bu kahve filtre kahvedir ve özel bir makinayla birlikte masaya gelir.O makinaya 5 dakika sonra basip kahveni fincana koyarsin.Ama eğer biraz fazla basarsan makina fiskirir.Buda kızın sizi terketmesi için yeterli bir neden.Neymis bilmedigimiz seyleri söylemiyormusuz.Ayrica erkekler tarafindan yapilan en büyük aptalliklardan biride kız bir şey istedikten sonra "Aynisindan" demektir.Sakin böyle bir seye kalkismayin.Siz en iyisi menüyü uzun uzun inceledikten sonra çay içmek istediginizi söyleyin!Garson "Ne çayi?" diye sorarsa "Rize çayi" diyin bu hem kızı güldürür hemde Rize çayi çok güzel bir çaydir.Niye içeceklerden bahsettigimizi de açikliyayim.Bu tarz cafe'ler inanilmaz pahalidir.Yani az önce söylediginiz çay bile sizi finalsal açidan göçertir.O yüzden başka bir seye özenmeyin. Efendi gibi için çayinizi!
Siparisinizi verdiniz📷sira geldi konusulacak konulara.Öncelikle konusurken sürekli gözlerinin içine bakin!Ve sakin masadaki bir seyle oynamayin.Ilk bir kaç dakika geyik yapin📷okuldan📷derslerden bahdedin! Sonra da o gün neden orada oldugunuzu kıza açiklayin.Yani ondan ne kadar çok hoslandiginizdan falan bahsedin. Ama sakin Bu sırada geyige vermeyin.Kız en geç bu dakikalarda sizin ondan önce kaç kızla çiktiginizi soracaktir.Hiç tereddüt etmeden "15-16" diyin.Kız zaten bu eski iliskileri biziklamaz ama olaki sorarsa ikinci kuralimizi uygulayip uydurun.Diyoruz olum salak bunlar📷kesinlikle uydurdugunuzu düsünmeyeceklerdir.Ama mesela tutup ta kıza gerçegi söylerseniz📷yani ilk çiktiginiz kızın o olduğunu ögrenirse direk olarak sizi terkeder.Kızlar acemi erkekleri hiç sevmez.O yüzden siz beni dinleyin ve uydurun.
Kızla ilk bulusmanizda asagidakine benzer bir konusma yapin. "Inan her an📷seni düsünüyorum📷o güzel gözlerini düsünükçe tarifi imkansiz bir huzur doluyor içime📷hele gülüsün yok mu ; karanlik gecelerin soguk rüzgarlarinda donmaktan koruyabilecek tek ates misali isitiyor içimi.Birden hayatim degisti📷inan senden önce bu kadar fazla iliskim olmasina ragmen hiç kimseyi bu kadar sevmedim.Ne olur sen son ol.Diğerleri gibi ihanet etme bu büyük sevgime..." Bunu uydurabilme kabiliyetinize göre arttirin.Kızın gözlerinin içinin parladiginin ve gitgide size daha yakin davranmaya basladiginin farkina varacaksiniz.Bu konusma kızın sizi aklindan çikaramamasini saglayacak olan bir bilinçalti komutudur.Denenmis ve sonuçlarda herhangi bir aksakliga rastlanmamistir.Yalniz bu konusma kızın sizi en fazla iki gün düsünmesini saglar📷daha sonra kız bunlarin hepsini unutur (salaklarin beyin kapasitesi biz erkekler gibi yillar önce olan bir konusmayi bile hatirlayacak kadar genis degildir) Bu yüzden konusmanin 2 günde bir tekrarlanmasi iliskinin gelecegi açisindan çok önemlidir.
Baya bir konusup kızın eve gidince de sizi düsünmesini sagladiktan sonra artık cafeden ayrilma vakti gelmistir.Iste olayin en pis tarafi!Nasıl hesap istiyceksin?Garsonu masaya çagirip alçak sesle " Hesabi alabirmiyim?" diyin.Kız milleti hesap gelince hemen atlar "Ben veriyim " diye.Sakin bunu ciddiye almayin.Kesin trip yapiyordur.Kız milleti gittiginiz her yere hesabi sizin ödeyeceginizi düsünerek gider.Ama hesap geldiginde ezilmemek içinde "Ben veriyim" tribine girerler. Bunun her zaman trip için yapildigini sakin unutmayin.Hesabi özellikle ilk seferde mutlaka siz ödeyin.Kız kesinlikle itiraz edecektir📷bu durumda da 📷eğer kız çok israr ederse "Bir dahaki sefere sen ödersin" diyip konuyu kapatin
8-KIZA KUMPAS KURMA
Tamam kızı tavladiniz📷bir kere çiktiniz ama daha adam olamadiniz.Simdi sira geldi kıza kumpas kurma yöntemlerine! Zira siz bu kadar seyi gidip kızla cafede bir bardak çay içmek için yapmadiniz herhalde) Sizin amaciniz bastan beri belli.Simdi gelelim bu amacinizi gerçeklestirmeniz için gereken taktiklere.
Öncelikle bilmeniz gereken şey;sizin daha önceden BULVAR gazetesinin verdigi eklerde ve bilumum aaaaa dergilerin forum köselerinde okudugunuz fanaaailerin gerçek hayatla hiçbir alakasi olmadığıdir.Bunlar tamamen uydurma seylerdir.Kız asla ve asla size kumpas kurup sizi eve atmaz.Bunu sizin yapmaniz lazim.
Kızla sevismek istiyorsaniz kızların her zaman için "Millet görse ne der?" kaygisi sahibi olduklarini kesinlikle aklinizdan çikarmamalisiniz.Bu yüzden daha öncede söyledigimiz gibi sakin kızı topluma açik mekanlarda taciz etmeyin.Dahada önemlisi kızı sakin kendi arkadaslarinin yaninda taciz etmeyin.Zaten istesenizde yapamazsiniz.Bunu bilen kız milleti genellikle sizinle basbasa kalmamak için elinden geleni yapar ve bulusmalariniza genellikle kendisinden çok daha salak bir arkadasiyla beraber gelir.Kızı yalamak istiyorsaniz öncelikle bu ultra salak arkadasi(ki biz buna halk arasında kuyruk diyoruz) egale etmek gerekir.
Kız bulusmalariniza yaninda kuyrukla geliyorsa kisasa kisas deyin ve sizde bulusmalariniza kankanizla beraber gidin.Bu kankaniza gitmeden önce "oglum benim manitanin bir kız arkadasi var;ben onu sana ayarladim ama is artık tanismaniza kaliyor.Kız biraz salak gibi gözüküyor ama bakma sen📷benim hatun onun için inanilmaz azgin dedi.Bu kiyagimida unutma heee!"seklinde gaz verin.Tamam kabul ediyoruz bu biraz :-):-):-):-)lige girer ama naabalim artık.Bu kankanizla birlikte gittiginiz bulusmanizda kızı "Gel bakiyim sana ne anlaticam" seklinde bir hitap sekli kullanarak soteye çekin. Ondan sonra yavas yavas saçlarini oksayip kulagina onu ne kadar çok sevdiginizi fisildayin.Önemli not📷akin kızın kulagina tükürme gafletine düsmeyin. Sonra yavas yavas ellerinizle kızın boynunu oksayin.Bu sırada kızın kulagina onunla ne kadar mutlu oldugunuzu fisildayin.Bu sırada yillarin abazani bünyeniz daha bir azacak vücudunuzdaki bütün kan ayni yere toplandigindan dolayi beyninize kan gitmeyecek ve düsünemeyeceksiniz.O yüzden simdiden hatirlatiyoruz.Sakin ola bu esnada fazla ileri gitmeyin.Siz zaten az önce yaptiklarinizla kızı azdirdiniz.Kız eve gittiginde sürekli sizin dokunuslarinizi düsünecek ve kendinden geçecektir.Ama su an sizin dönmenizi bekleyen iki büyük soruna sahipsiniz: kankaniz ve ultra salak kuyruk)) Onlari daha fazla bekletirseniz killanir ve yaniniza gelirler.Bu da sizin açinizdan çok kötü olur.Siz nasıl olsa amaciza ulasip📷kıza "seninle yatmak istiyorum"bilinçalti mesajini verdiniz.Eğer bulusmalariniza kuyrukla geliyorsa bu problemide astiniz.
Kızlar genellikle ne kadar azgin olurlarsa olsunlar(ki hepsi zannettiginizden daha azgindir.) bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.Ama kızı bir şekilde tufaya getirip📷toplum içerisinden uzaklastirip basbasa kalmayi basarabilirseniz hayatinizin en büyük dumurunu yasarsiniz.Çünkü bu salak kız milleti etrafinizda başka birileri varken sürekli"ayy yapma📷lütfen!" tribine girmelerine ragmen bas basa kaldiginizda resmen üstümüze atlarlar!asiul is kızla gerçek manada basbasa kalabilmektedir.Bunu nasıl yapacaginizida açikliyoruz.Ulan varya size yaptigimiz kiyagin haddi hesabi yok serefsizim :)

Devam edecek...
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.06.11 08:17 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır ? Bölüm 1

1999 senesinde açılan ve büyük efsane olan www.salakkiznasiltavlanir.com sitesindeki bilgileri aklımda kaldığınca yazdım. farkettim ki aramızda hala salak kızları nasıl tavlayacağını bilmeyenler var.

ps: 4 bin karakter sınırı yüzünden 3 parça yayınlıyorum.
TAVLAMA TEKNİKLERİ
Bence yolda gördüğünüz bir kızı tavlamanın her hangi bir yolu yoktur. Bakmakla yetinirsiniz. Kız köpek gezdiriyosa o başka ama sokakta ve/ya gittiğimiz bir cafede gördüğümüz her kızı tavlamayı sağlayan bir taktik yoktur. Bilen varsa bana da söylesin. Bir kızı tavlamak için mutlaka bir muhabbet ortamına ihtiyacınız var. Ama ortam yoxa bu kız tavlayamayacağınız anlamına gelmez. Aksine ortamınızı kendiniz de yaratabilirsiniz. Az biraz tanıdığımız kızlarla muhabbet kurmak tabi ki daha kolaydır ama hoşlandığımız kızı tanımıyorsak yada önce bi kızla tanışıp kızı daha sonra tavlamak istiyorsak işimiz biraz daha zorlaşır. Ama sizlere hizmet etmeyi kendisine misyon edinmiş olan bu sitemde bu konuda da sizi yalnız bırakmayacak. Ve tabii diğer sitelerde olduğu gibi şuraya tıkla buraya tıkla diye veya popup açarak rahatsız etmeyeceğim de :))) Neyse burada kendinize olan güveniniz çok ama çok önemli. Tanımadığımız kızları tavlayabilmek için önce tanışmamız gerekmektedir. Öncelikle kesiştiğiniz fakat tanımadığınız bir kızla tanışacağınıza değinelim. Yine her ne olursa olsun kızın bulunduğu ortama gireceksiniz. Size tavsiyem kızın arkadaşlarından biriyle arkadaş olup onun vasıtasıyla kıza zıplamanızdır. Yani bir örnek vermek gerekirse : Mesela kantinde bir kız gördünüz ve çok hoşunuza gitti hemen kızı bi kaç tenefüs boyunca takibe alın ve etrafındaki tiplere çok dikkat edin. Sınıfını/bölümünü falan öğrenin. Sonra yine çıkışta çaktırmadan kızı takip ederek hangi serviste olduğunu öğrenin. Ve daha sonra da kızı tanıyan birilerinden bi kaç bilgi alarak kız hakkında toplayabileceğiniz maximum bilgiyi toplayın. Daha öncede söylediğimiz gibi kızlar asla tek başlarına bir yere gitmezler. O yüzden siz ne kadar cesur olursanız olun kızın yanına gidip konuşamazsınız. Ama kızın başka bir arkadaşı ile tanışmışsanız eleman kızın yanındayken onun yanına gidip "naber napıyon? Beni arkadaşlarınla tanıştırmıycakmısın?" muhabbeti yaparak kızla tanışın. Kızın adını öğrenir öğrenmez " aaa ne kadar güzel bir isim peki bir anlamı var mı?" klasik geyiğini yaparak kızın zeka seviyesini ölçün. "Evet karda açan beyaz çiçeğin tepesinde güneşlenen bok böceği demekmiş" tarzı bir cevap verirse(ki verir) o kızı kesin tavlarsınız. Kızla tanıştınız yakınlaşma bir sonraki konu. Ama bu taktik lisede işe yarar. En önemli kız tavlama mekanı okulunuzun sosyal klüpleridir. Bu klüplerin asıl kuruluş nedeni de zaten kız tavlamaktır.Okulunuzda bulunan klüpleri araştırın ve kız açısından en zengin kaynaklara sahip olan klüplere üye olun. Özellikle Sinema Klübü📷 Tiyatro Klübü📷 ve Çiçek&Böcek&Sevgi&Şiir klüpleri tavlanmayı bekleyen kızlarla dolup taşmaktadır. Bu klüplere üye olarak oradaki ortama girebilir ve girdiğiniz ortamda istemediğiniz kadar çok kızla tanışabilirsiniz. Bunun dışında her yıl yapılan bahar şenliklerinde de bir çok kızla tanışmak ve akabinde tavlamak mümkündür. Biliyorum "hadi leen ne alakası var " diyceksiniz ama en kolay kız tavlayabileceğiniz bir diğer mekan okul kütüphanesidir. Çünkü buraya gelen kızların %90'ının derslerden zaten küçük olan beyinleri sulanmıştır ve bir erkek arkadaşa tahmin ettiğinizden çok daha fazla ihtiyaçları vardır. Cesur olun📷kütüphanede güzel bir kız gördüğünüzde hemen oradaki raflara doğru yönelin. Bi şekilde tanışın. Gerisini halledersiniz. Tüm bunların yanı sıra ben size kendi bölümünüzdeki gruplaşmaya dahil olarak oradan kız tavlamanızı öneririm. Eğer bi gruplaşma söz konusu değilse millete gaz verip sosyal aktivite ayağına milleti kaynaştırın.Mesela tüm öğrencilerin katılımıyla bir piknik düzenlemek yararlı olabilir. Böylece aynı bölümde okuduğunuz bi kaç kızla tanışma ve yakınlaşma imkanı sağlarsınız.
1-KIZ PSİKOLOJİSİ:
Bir kere şunu kesinlikle ama kesinlikle aklınızdan çıkarmayın:Bu kız milleti her daim dokunsan ağlayacak gibi yasar. Yani sürekli bir sorunları vardır📷ya aileleri onları anlamıyordur📷 ya güzel değillerdir📷ya abileri sürekli onları baskı altında tutuyordur yada sırf sorunlu gözükmek için bir sorunu varmış gibi yapıyordur. Peki burada biz ne yapıyoruz?Tabi ki biraz psikologluk oynuyoruz. Biraz sonra Nasıl Karizma Yapılır bölümünde de inceleyeceğimiz üzere siz zaten kıza karizma yapmak için mutlaka psikoloji ve felsefeyle ilgilendiginizi ona söyliyceksiniz. Bu ilk adim. Sonrada gidip kızı teselli eden centilmen dost tribine yatacaksiniz. Ama centilmen olmaniz bu durumda pek işe yaramaz o yüzden kızın karsisinda zihin okuyan bir tip gibi gözükmeniz lazim.
Simdi gelelim kızların beynini okuma yöntemlerine
Bir kere şunu asla ama asla unutmayınünyadaki hiçbir varlık beyin okuyamaz. ama siz kızların beyinsiz olduklarını zaten biliyorsunuz. )))) O yüzden telaş yapmanıza hiç gerek yok. Bu kızların hepsinin düşünme stilleri aynidir
O yüzden vereceğimiz taktikleri uygulayarak kızın gözünde bir anda beyin okuyan dahi bir psikolog konumuna gelebilir ve kızı tavlama olayini rahatlikla asabilirsiniz.
Bu salaklarin daha öncede söyledigimiz gibi mutlaka ama mutlaka bir sorun(!)lari vardir. Simdi tavlamak istediginiz kızın sikkin oldugu bir zamanda yanina gidin ve "Sikkin gözüküyorsun📷hayirdir" diyin. Kız size sikkin olduğunu daha da belli etmek için hemen "yok bisey yaaa!!!" diye cevap verecektir📷neden?çünkü bunlar salaktir.Sorunlu olmayi karizma zanneden bir salaktan daha ne beklenebilirki. Neyse siz kızın bu cevabi karsisinda "iyi o zaman demiycek kadar zeki oldugunuz için hemen "Sanirim senin konuSacak birisine ihtiyacin var" diyin. Kızın yüz Seklinin sikkin ve trip yapacak birine ihtiyaci olduğunu belli etmek için daha bir buruStugunu ve tamamen sessizlige gömüldügünü farkeder farketmez "Bak bana istedigin herSeyi📷 anlatabilirsin hem ben son 4 senedir psikoloji egitimi aliyorum📷yani bir psikologdan eksik bir yanim yok"diyin.Kız böyle bir trip anindayken asla "Say lan okudugun psikoloji kitaplarini" diye bir Şey sölemez.Yani bu planininizin tutmasi için yeterli bir cümledir.Simdi aklinizdan çikarmamaniz gereken diğer konuya gelelim.Kızlar bu tripleri sadece ve sadece dikkat çekmek için yaparlar.Sürekli olarak "Kimse benle ilgilenmiyo📷kimse beni anlamiyo" diye düSünüp etrafindakilerin dikkatini çekmeye çaliSirlar. Amaçlari birinin gelip kendilerinin kaprislerini çekmesini saglamaktan başka bir Şey degildir.
Ama siz gidip kızın yanina onla konuSmaya çaliStiniz diye kızın sizinle konuSacagini saniyorsaniz yaniliyorsunuz. Üzgünüm ama asla böyle bir Şey yapmazlar.iSte bu yüzden sizin olayiniz beyin okumak.Kızların hangi durumlarda hangi tepkileri verdiklerini ögrenebilmek için yillarimizi harcadik ama degdi.Alin size en baba beyin okuma(!) yöntemleri.
Siz kızın yaninda olaganüstü insan tribi çizeceksiniz.O yüzden kız söylemeden Sip diye durumu anlayip sorunu çözün.Bunun için "Dur tahmin edeyim..." cümlesiyle baSlayin ve ikinci kuralimizi uygulayin ve uydurun. Ya tutmazsa gibi bir kayginiz olmasin.Zira uyduracaklariniz yüzdesi yüksek Şeyler olacak. ikinci cümleniz her zaman "Kimse seni anlamiyor📷değil mi?" olsun.Kız kesin onaylayacaktir. Kız onayladiktan sonra her zaman "Neden sorunun ne oldugundan bahsetmiyorsun?" olsun.Kız kesinlikle gerçek sorundan bahsetmeyecektir.çünkü ortada sorun falan yoktur.amaç triptir.Ve kızlar bu tribe girmeden önce "Ulan bir tribe giriyoz ama birisi gelip sorarsa ne diycem?" diye düSünmezler.O yüzden kızın size verecegi en mantikli ve tek cevap "Bilmiyorum📷ya" olacaktir.Dikkat edin kız size bunlari söylerken yüzünüze bakmaktan Siddettle çekinir.Ve sürekli etrafindaki Seylerle ugraSir📷kagit yolar📷sigara üstüne sigara yakar ve tam bu esnada sizin hakkinizda bilinçaltinda bir fikir oluSturur.
"Sanirim herkes senin üzerine geliyor.Kendini bu agir baskinin altinda ezilmiş ve çaresiz hissediyorsun." diye devam edin.işte bu cümle önceden düSünüpte kendine bir sorun bulmamiS olan bu salaklar için çok güzel sanal bir sorundur.Kız sizi derhal onaylar ve "uffffff niye her şeyin sorumlusu ben oluyormuSum sanki?" diye size trip atiyor olduğunu iyiden iyiye belli eder.
Sorunu yaratan siz oldugunuza göre çözecek olanda sizsiniz.Simdi sogukkanliliginizdan hiç taviz vermeyerek "Ailenle aran nasıl" diye sorun."Hiç sorma📷 beni hiç anlamiyolar📷neymiş ben Söyleymişim📷böyleymiSim📷 hep suçlu benim zaten" tribine girmemesi mucize olacaktir. "Bak hepimizin ailemizle sorunlari var📷ama onlari suçlarken onlarin senin yasinda olmadığıni ve senin gibi düşünemeyeceklerini asla aklindan çikarma.Seni anlamalarini beklemen bile çok büyük bir hata." diyerek konuşmanizi sürdürün.Bu sırada kız sürekli sizi onaylayacak ama asla ve asla sizi dinlemeyecektir.Siz konuşurken kızın dikkat ettigi tek Şey sizin ses tonunuz📷 haraketleriniz ve onunla ilgileniyor olusunuzdur.Bu yüzden konusmanin bu kisminda olabildigince uydurun.Kız zaten Su siralarda sizden hoşlanmaya baslamistir.Sizin olayiniz garantilemek.
Kız biraz konustuktan sonra çok feci rahatlayacak ve size gülümsemeye baslayacaktir.Evet iSte baSardiniz.Kızın kafasinda📷hem yakişikli📷hem kültürlü📷hem de beni anliyo📷daha ne istiyim yaaa" izlenimini bırakmayı baSardiniz.Simdi de bu izlenimi daha da güçlendirmek için Su cümleyi kurun"Bak ben her zaman yanindayim📷bir sorunun oldugunda bana gel hem dostlar bugünler içindir📷senin için elimden ne geliyosa yaparim " diyin.
Bravo!Kız artık kendi trip ve kaprislerine katlanacak birini buldu.Artık her gün sirf siz yanina gidip konuşun diye trip yapmaya başlayacak.Sizde bunu bildiginiz için hergün kıza uyduruk poroblemler yaratip çözecek ve kızın aklini başindan alacaksiniz.
Bunlari her kıza uygulayabilirsiniz.Sorun çikmayacaktir emin olun.Bu taktikleri ögrendiginize göre artık kız hakkinda her türlü bilgiyi toplayabilirsiniz.
3_KIZLAR NELERDEN HOSLANIR?
Kızların hoslandigi şeyler standarttir.Bunlarin ne olduklarini mutlaka bilmelisiniz.Peki nedir bunlar?
Müzik dinlemek.📷 Sinema📷 Cafeler 📷Makyaj📷Dedikodu.
Tabiki kızlar bahsettigimiz bu seylerden sanat olanlariyla gerçekte kesinlikle ilgilenmezler.Diğerleriyse onlar için neredeyse hayat biçimidir. Kızların hepsi müzikten hoslandiklarini söyler ama müzikten kasitlari sizinkiyle ayni şey degildir.Kızlar için büyük önemi olan 3 sanatçi(!) vardir. Bunlar: Tarkan📷 Dogus ve Cengiz Kurtoglu'dur. Bunlardan hoslanmayan kız görmedim.Ama klasik olarak hepsi bunlardan nefret ettiklerini söyleyecektir.Sakin inanmayin.Trip atiyorlar. Demek ki yapmamiz gereken seylerden biride kızların hoslandiklari müzik türleri hakkinda az da olsa bilgi sahibi olmaktir.Bu ne isinize yarayacak?Kızı tavlamanin en kolay yolu kızla ileri derecede muhabbet kurmaktir. Bu muhabbetlerin ilk kurulum asamasi ise müzik geyigi ile olur.Bakin bir örnek verelim:2 yil önce okulda bir kızı kesiyodum📷kız aaaalci gibi gözüküyo.Yani en azindan üzerinde IRON MAIDEN t-shirtüyle okula gelmis. Merdivenlere oturmus.Takmis kulagina walkmani📷beni kesiyo.Peki ben ne yapiyorum.Hemen kızın yanina gidiyorum.Tanisiyor degiliz.Olsun📷sorun değil📷tanisiriz.Kizdan walkmanini istiyorum📷sahsen ben de Heavy aaaal dinlerim.Amacim hemen oraçıkta kızla bir aaaal müzik muhabbeti kurup kizla muhabbeti koymak.Ama o da nesi?Bu kız bana walkmanini verdiginde ben dumurdan dumura kosuyorum.çalan kasetengiz Kurtoglu Klasikleri...Kopmamamak için kendimi zor tutuyorum ve hemen aninda taktigi degistirip Cengiz'ci moduna giriyorum.Kız iki günde tav oluyo📷bir süre çikip ayriliyoruz. Bu olaydan çikartilacak çok önemli dersler var: Kızlar hiçbir zaman gözüktükleri gibi degildir Kız tavlamak istiyosak her zaman uydurmaya hazir olmaliliyiz Kızın suyuna gitmezsen asla kızı tavlayamazsin
Kızlar çogunuzun sandigi gibi yaksikliliga değil karizmaya önem verir.Yani çok karizmatik bir erkegin kız tavlama sansi çok yakisikli bir erkekten yüz kat daha fazladir.
Peki nasıl karizma yapilir?
Yillardir yaptigimiz arastirmalar bazı davranis kaliplarinin kızlar üzerinde diğerlerinden çok daha fazla karizmatik bir etki biraktigini göstermistir. Kız milletinin en sevdigi şey karsisinda ki erkegin her zaman kendisiyle ayni şekilde düsünüyor olmasidir.Kızlar entellektüel erkeklere diğerlerinden daha fazla önem verirler.Yani bu salak kizlari tavlamk için en güzel yol daha öncede belirtiğimiz gibi uydurmrktir. Mesela kızların en zayif noktalarindan biri de psikoloji ve felsefedir.Tavlamak istediginiz kızla muhabbet ederken eninde sonunda bu kız size "nelerden hoslanirsin?" diye bir soru soracaktir.Hiç tereddüt etmeden "Kitap okurum📷müzik dinlerim📷sinemaya giderim📷gezerim" diye cevap verin.Göreceksiniz kız o andan itibaren sizinle daha fazla ilgilenmeye baslayacak. Bu kızlar salak olduklari kadar meraklida olduklarindan hemen "ne tarz kitaplar okuyosun?" diye soracaktir.Hemen artık roman okumadiginizi📷uzun süredir psikoloji ve felsefeyle ilgilendiginizi ve sadce bu konuda kitaplar okudugunuzu üstüne basa basa söyleyin. Tabi ki bunlari aslinda hiç okumayacaksiniz.Ama bu salak kızların okuduklari en son kitap genellikle Cin Alidir.Yada en iyi ihtimalle salak ötesi ask romanlari okurlar.peki siz bu durumda ne yapacaksiniz?Tabiki ikinci kuralimizi uygulayacaksiniz.Yani uydurabildiginiz kadar uyduracaksiniz.Kızlar basta da söyledigimiz gibi psikoloji ve felsefe lafini duyar duymaz size çok fazla önem vermeye baslarlar. Ama bu ilgiyi yüze katlayacak bir yöntem daha vardir.Bazı terimler kızlar üzerinde tahmin edebileceginizden daha fazla etki birakir.Bunlarida açikliyorum.Söze söyle baslayin:"Diyalektik materyalizmin tarihsel gelisim sürecinde birçok realistik ve skolastik yaklasimla karsilasilmistir ve bu yaklasimlarin avantgart kültür döngüsü içerisinde birçok pozitivistik akim dogmustur."
Bunlari duyan kızın eve gidince sizi düsünmekten başka hiçbir çaresi yoktur.Aslinda yukaridaki cümle hiçbir anlam içermez ama içinde olabilecegi kadar çok terim vardir.Burdan da sunu anliyoruz ki kızlar terimsel ve anlasilmaz konusan erkekleri karizmatik bulurlar.Uydurabildiginiz kadar uydurun.Kesinlikle anlayamazlar.Bu yöntem onlarca kızın üzerinde denenmis ve hepsinde de olumlu sonuç alinmistir. Ayrica kız bunlari duyunca "evet haklisin📷bende çok severim psikolojiyi📷hep psikoloji okurum gibi bir tavirla karsililik verir.Tabi ki kız uyduruyodur.Bunu yapan kız artık sizin demektir.çünkü kızlar bunu sadece karsisinda ezilmek istemediklei erkeklere yaparlar. Sakin kıza "hangi yazarlari okursun" gibi bir soru sormayin📷kızı kaybedersiniz.Ama yine ikinci kuralimizi uygulayarak kıza hangi yazrlarin hangi kitaplarini okudugunuzdan bahsedin.Mesela ben 30'dan fazla kızı aslinda bir yönetmen olan Arthur Gordon'un 10'dan fazla psikoloji kitabini okuduguma inanadirdim.Diyoruz ya bu kızlar harbiden salak olduklarindan bu saatten sonra söleyeceginiz herseye inanirlar. Hiçbiri de çikip "nasıl olur ya📷Arthur Gordon yönetmen bir kere" demedi.Ama diyelimki sizin tavlamaya çaistiginiz kız bunu söyledi📷o zaman da kural ikiyi aklimizdan çikarmayarak "aaa📷hadi yaaa!Kesin isim benzerligidir.Ben sahsen okudum o kadar kitabini inanmiyorsan yarin sana getireyim bütün kitaplarini" gibi bir tavra girin.Bu kız milleti harbiden salak oldugu için buna inanacaktir.Tabiki ertesi gün kıza lkitap filan götürmiyceksin.Kızın "hani bana kitap getiriyodun?"seklinde bir soru sormasi ihtimali çok çok düsüktür ama sorarsa "ya sorma dün gece sabaha kadar bir kitabi bitirdim aklimda o vardi sadece📷yarin getiririm" diyin.Bu hem kızın size baglanmasini hemde kızın gözündeki karizmanizin feci şekilde artmasini saglar.
Kızla zaten yavastan muhabbete basladiniz📷artık gerisi siz istemesenizde gelir.Kız size "ne tür müzikler dinlersin?" diye sordugunda sakin kesin bir tarz belirtmeyin📷kulaga hosgelen herseyi dinlediginizi ama slow müzikleri tercih ettiginizi belirtin.Kızın gözünde daha da fazla büyüyeceksiniz.
Kızların en çok ilgilendikleri bir diğer konu ise "güzellik"tir.En çirkin kız bile kendini dünya güzeli sanar.Size düsen görev kızın bu egosunu tatmin etmesini saglamaktir.Sürekli kıza ne kadar güzel olduğunu "ima edin".Ama sakin fazla abartmayin.Yagcilik yaptiginizi düsünüp sizden uzaklasirlar.
Kızla daima yakin olabilmek için her daim kızın hoslanacagi konular hakkinda sallama kapasitesine sahip olmaniz gerekir.Kızın yaninda konusacak birsey bulamazsaniz kız sikilir ve tavlamak gitgide daha zor hale gelir.Bu durumda basvurulabilecek en iyi kaynak "Bizim bir arkadas var..."diye baslayan atmasyonlardir.Bu konu basligindan istediginiz kadar sallayabilirsiniz.Evet📷kız "hadi bee📷olamz öyle şey📷git belge getir!" demez ama fazla abartirsaniz içten içe sizin iflah olmaz bir palavraci olugunuzu düsünür ve size çok feci şekilde kil olur.Yüzünüze bakip size gülümsemesi bu salak kızın size kil kapmadigini göstermez. Burada dikkat edilecek tek nokta kızın anlamadigi konularda atip tutmaktir.Ama tutup kıza arkadasinizin arabasinin motor yagini degistirirken sanzimanda olusan bir sorunu gidermeye çalisirken basina gelen komik bir olayi anlatan bir senaryo uydurursaniz kız sizden tiksinir.Ama mesela arkadasinizin basindan geçtigini uydurdugunuz komik bir olaydan bahsedebilirsiniz ama tabi ki bunu bir erkek arkadasiniza anlatir gibi ayilik yaparak anlatirsaniz kızın gözünde tamamen bitersiniz.Kıza bir şeyler anlatirken kesinlikle küfür etmeyin📷biliyorum bu sizin için çok zor ama sabredin biraz.Bu konuya ileride tekrar deginecegiz ama sizin yinede aklinizida bulunsun: karsinizdaki ne kadar samimi olursaniz olun neticede bir kız ve bu kızla kesinlikle normal erkek arkadasalarinizla konustugunuz gibi konusamazsiniz.
Bunlarin yani sira ne yapip edip bir gitar alin yada bulun.çok da pahali olamayan bu alet kizn kalbini fethetmek için birebirdir.Her kız bu tuzaga düser.Salak olduklarini illa belli ederler yani.)Gitari aldiktan sonra su 4 sarkiyi yarim yamalakta olsa çalin:
1)Haluk levent=Ankara📷2)Haluk Levent=Akdeniz Aksamlari📷3)Baris Manço=Gülpembe ve son olarak ta Eagles=Hotel California.Bu dört sarkida inanilmaz derecede basittir ve bu da yetmiyormus gibi kız sizi bunlari çalarken gördügünde size kelimenin tam manasiyla çarpilir. Kız derhal sizden bir sarki çalmanizi isteyecektir.Ama siz bu dört sarkidan başka sarki bilmiyorsunuz ki!Bu durumda da her zaman yaptığınız gibi sallama yolunuz sonuna kaddar açik.Kız böle bir şey derse📷hemen"ben aslinda elektro gitar çaliyorum ve bilmem böle sarkilari" diyin.Kızın karsisinda rezil olmak söyle dursun📷kızın gözünde karizmaniz iki kat artar.
Bu salak kızların zayif noktalarindan bir diğeri ise "kiskançlik"tir.Bunlar en yakin arkadaslarini bile kiskanirlar.Bu egolariyla oynayip kızı elde etmenin duruma göre degisen 2 yolu vardir.
Birincisi kıza yavsamak ve kızın gözüne girmek için kiskandigini bildiginiz kisiler hakkinda atip tutmak ve kıza "onunla ayni fikirleri paylastiginizi kıza belirtmektir.Konuyu bir örnekle açiklayalim:siz Ayseyi tavlamak için ugrasiyorsunuz ama ortamda her haliyle Ayse'den çok çok daha üstün bir kız daha var.O da Nese.Sizde zaten Nese'nin hiçbir kosulda sizle çikmayacagini bildiginiz için Ayse'yi tavlama istegindesiniz. Bu durumda Ayse %1.000.000 ihtimalle Nese'yi kiskaniyordur.Siz Ayse'yle basbasayken hemen Nese'yle ilgili bir muhabbet açin ve atip tutun.Unutmayin kız milleti salak oldugu için Ayse bu yalanlari ciddiye alip gaza gelecek ve Nese'ye karsi duydugu kiskançligi "Zaten bende uyuz oluyorum" formatinda size sunacaktir.Bu haraket kızı tavlamak için çok önemlidir.Kız gaz gelirse kesin o kız sizindir.
Gelelim ikinci yola.Bu taktik📷"tüm ugrasalariniz sonucu kızın size yüz vermemesi durumunda "ve çok alçak dozda uygulanmalidir.Dedigimiz gibi kızların ortamda mutlaka kiskandiklari başka bir kız vardir.Buarada sizin yapmaniz gereken kız sizle ilgilenmedigi zaman gidip onun feci şekilde kil oldugu kıza yavsamaktir.Bunu kızın kendisinin görmesine gerek yok.Ortamdan başka bir kıza göstere göstere yaptığınız taktirde sizin asildiginiz gerçek kızın kulagina gitmesi an meselesidir.Bunu DEdikodunun Kızlar için Yeri Ve önemi Bölümünde uzun uzun inceleyecegiz.ama belirtilmesi gereken çok önemli bir şey var: bu taktik sadece yeri ve dozu çok iyi ayarlandigi zaman ise yarar.Eğer acemiyseniz bu ikinciyi uygulamaniz yarardan çok zarar getirebilir.O yüzden dozaji çok iyi ayarlayin.Dozu iyi ayarlandiginda kız sizi öteki kıza kaptirmamak için gelip kendisi size yavsayacaktir.Anlattigimiz diğer tüm taktikler gibi bu da tarafimizca test edilip onaylanmistir.Fakat bu son anlattigimiz gerçekten çok tehlikeli sonuçlar dogurabilir ve ekibimiz yiyeceginiz tokat ve/ya küfürlerden dolayi hiçbir sorumluluk kabul etmez.
Kızlar aslinda sanildigi gibi öyle çok romantik falan degillerdir.Akillari fikirleri aaatedir. Evet dogru okudunuz.Aslinda bastan beri siz kızı tavlamak için ugrasirken kız(tav olduktan sonra)"su çocukla bir çiksam da beni bir güzel yalasa yutsa" diye düsünür. Bunu iliskinizin en son dönemlerinde hepsi itiraf eder.Ama siz sakin bunu bildiginizi ona belli etmeyin.Siz kızın yaninda sürekli romantik ve entellektüel bir centilmen rolü çizin.Bu kızı tavlamanizi çok fazla derecede kolaylastiracaktir.
Bir kere kıza her firsatta çok romantik ve duygusal biri oldugunuzu ve hiçbir kızın sizi anlamadigini söyleyin.Bu📷 kıza "sizin onunla romantik bir ilişki yasamak istediginiz" bilinçalti mesajini verir.çünkü kızlar(kendileri sanki hiç degillermis gibi)azgin erkeklerden nefret ederler.Dedigimiz yöntemleri uygularsaniz kızla o kadar çok yatarsiniz ki bir süre sonra kızla yatmaktan sikilirsiniz.simdi tabiki bu size inandirici gelmiyor ama biraz sabredin göreceksiniz.ilk baslarda iliskiyi sakin aaa temelinde insa etmeyin📷o zaman dedigimiz gibi sizin azgin biri oldugunuzu anlayip sizi terkederler📷 harcadiginiz onca emek bosa gider.Ama beni dinleyip asagida daha da deteyli anlatacagim teknikleri uygularsaniz kız öyle bir azar ki📷sizin üzerinize atlar ve siz kızın altinda kendinizi plastik erkek gibi hissedersiniz.
4-KUR YAPMA VE KIZA YAVSAMA FASLI
Artık kızlar hakkinda her türlü bilgiye sahipsiniz.Sira geldi kıza yavsamaya.Bu konuyu okurken "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmiyecegini" sakin aklinizdan çikarmayin.
Şimdi Bilgi Toplama bölümünde ögrendiklerinizi tekrar ortaya çikarin.Kız hakkinda maximum bilgiye sahipsiniz.
Evet📷simdi daha önce hazirladiginiz listeyi açin.Ve kızın adresine içine isminizi yazmadan bir mektup yazin.Hatta mektubun içine hiçbir şey yazmadan sadece bir kirmizi gül koyun ve "Bu gül kadar sade ve güzel olan askima küçük bir hediye" yazili bir kart ekleyin.Bu salak kız hemen sizin kim oldugunuzu merak etmeye baslayacaktir.Ama asla kesin bir fikir yürütemez yani ertesi gün kız size gelip "mektubunu aldim" demez.Mektubu sizin gönderdiginizi anlamasinin tek yolu elyazinizdir.Eğer kızla ayni siniftaysaniz kızın mektubu almasindan iki gün sonra(sehiriçi posta en geç ertesi gün kızın eline ulasir) bos bir ders yakalayin.Yada bir şekilde kızın sinifta olmadığı bir sırada kızın defterinin arasina yine bir kirmizi gül ile ayni notu birakin.Kız en geç yarin gülü koyanin siniftan biri olduğunu anlayip siniftan erkeklerden süphelenmeye baslayacaktir.
Kız artık siniftan(yada çevresinden)birinin kendisine aşık olduğunu biliyor.Ama siz konudan habersiz gibi davranmaya devam edin.Dua edin ki çok gelismis bir teknoloji var elinizin altinda.Açin o listeden kızın cep telefonu numarasini ve kıza internetten adinizi yazmadan mesaj atin.Askla ilgili bir sürü şey yazin.Nasıl olsa beles. ….. adresinden adinizi yazmaksizin mesaj atmaniz olasi.Ad olarak çilgin aşık yazin.Kıza sürekli siirler📷 kara sevda içerikli şeyler yollayin.Mümkünse bunlari gecenin ilerleyen saatlerinde yollayin.Konuyu abartmanizda hiçbir sakinca yok. Hatta kız mesajlari silmek için yarim saat ugrassin.Bu kızların inanilmaz hosuna gider.Bu mesajlarda aslinda ona çok yakin biri oldugunuzu ama kızın asla sizin kim oldugunuzu tahmin edemeyeceginden dem vurun. Kız mesajlari atanin siz oldugunuzu çok geçmeden anlayacak fakat asla bunu size soramayacaktir.üçüncü asama olarak yine ayni listeden kızın e-mail adresini açin ve kıza yüzlerce e-kart atin.Korkmayin.E-kartlar en fazla 3k yer tutar ve tamamiyle bedavadir.
Daha bir sürü böyle adres var ama biz sadece en iyilerini yazdik.E-kart yollarken dikkat etmeniz gereken seylere gelirsek;öncelikle sunu sakin unutmayin yabanci e-kart servislerinin çogu türkçe karakterleri tanimaz.O yüzden dikkatli olun.ikincisi;yolladiginiz her e-karttan sonra (Remind me when repiricent check this mail(yada e-kart yerine ulasirsa bana haber ver)kutusunu mutlaka tiklayin.Böylece kızın size ne kadar deger verdigini ölçmüs olursunuz.Ayrica bir e-kart yollayabilmeniz için bir e-mail adresiniz olmasi lazim.Tabiki sizin bir e-mail adresiniz var ama gerçek adinizin yazili oldugu bir e-mailden kıza mail atmak gibi bir salakliga kalkismayin.Hemen gidin kendinize from bölümünde çilgin Aşık yazan bir hesap açtirin.Hotmail size çalisiyor.Kız iyice meraktan kudursun.Bu merak sayesinde hiç degilse bile size hemen aşık olacaktir.Güvenin bana. simdi bu meraki arttirmak için elinizden geleni📷 yapin.Yüzlerce e-kart atmaniz icap ediyosa atin.Sakin üsenmeyin.Kız bunlara tek tek bakmasa bile en azindan sizden yüzlerce e-kart aldigini bildiginden size yani bu çilgin Asik'a olan ilgisi gitgide artacaktir.
Artık kız meraktan kudurmak üzere.Ama yilmayin.Açin ICQ'nuzu ve White Pages'i arayin.En kisa zamanda kızın ICQ numarasida elinizde olacaktir. Baslayin mesaj yollamaya.Kızın "listeye almadan önce bana sor" seçenegini isaretlemesini bir kenara birakin böyle bir seçenegin varligindan bile haberi yoktur.O yüzden killanmaniza gerek yoktur.Ama ICQ'dan mesaj atarken sakin ola abarmayin.Ters teper.Denenmis tastik edilmistir. Yine ICQ mesajlarinizda ask📷meskten bahsedin.
Daha sonra olayi abartip kıza bir web sitesi hazirlayin."Oha!" dediginizi duyar gibiyim ama korkmayin biz bunuda düsündük ve sirf siz kız tavlayabilesiniz diye bir web sitesi yaptik. Eğer bu siteyi sevgilinize uyarlamak isterseniz bize mail atin yeter. Size her türlü yardimci oluruz.Yeterki siz kız tavlayin. Olmadi özel birsey isterseniz o zamanda elimizden geldigi kadar yardimci olmaya çalisiriz.Yada açin FurontPeyç'i kıza döktürmeye baslayin. Unutmayin mikrosoft furontpeyç'i sirf bu durumlar için yapti.Sonuçta bizim gibi Notepad'i açip sakir sakir html yazmaniza gerek yok.Kız bu siteyi görünce kafadan kopucak. Artık size aşık olmamasi için kızın Macromedia Flash profesörü olmasi lazim.Aksi takdirde kız bu sitenin çok zor kosullar altinda imal edildigini sanip sizin asiri bilgili bir Webmaster oldugunuzu düsünmemesi için hiçbir neden yok. Artık bu kız sizin.Yok diyosanizki"Ya başka birisi Flash'la bir site yapip kızı benden önce tavlarsa "korkmayin. Ekibimiz haril haril Flash ögreniyor.En kisa zamanda Flash'la bir site yapip siz degerli arkadaslarimizin hizmetine sunacagiz.Ama yinede belitmekte fayda var ülkemizde hayvani derecede Flash bilen kişi sayisi zannettiginizden daha az.
Neyse📷siteyide yaptiginiza göre artık kızın sizle çikmamasi için herhangi bir neden kalmadi. simdi asagidaki butona tiklayarak nasıl çikma teklifi edeceginizi de ögrenebilirsiniz.Yolunuz uzun ama bu uzun yolda biz profesyonel söförler olarak size sürekli rehberlik edecegiz.Hadi yine iyisiniz)

Devam edecek....
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.02.28 08:25 allemel Kuzenim Hande Abla Seks Hikayeleri

Bu hikaye http://sekshikayeleri.top sitesinden alınmıştır. Lise sona yeni geçmiştim, Fatih’te dedemden kalma ahşap evin üst katında oturuyorduk. Babam memurdu, annem evkadını. Ablam iktisat fakültesine o yıl girmişti. Kuzenim Hande abla sık sık Adapazarı’ndan İstanbul’a gelir, bizde kalırdı. Senelerdir Hande abla gelince benim odamda yatardı, ben de salondaki kanepede. Şikayetçi olmazdım hiç bu durumdan; odamdan almam gereken bir şey olduğunda serbestçe girebiliyordum nasıl olsa. Hele Hande Abla uyuyorsa… Gecelik giymezdi hiç; uyurken sütyen de takmazdı. Açık kumral saçları, bembeyaz teni, dolgun göğüsleriyle güzel sayılabilecek bir fiziği vardı. Uzun uzun seyrederdim onu uyurken, sonra da onu siktiğimi hayal ederek 31 çeker boşalırdım tabii. Okula devam ederken aynı zamanda büyük kulüplerimizin birinde basketbol yıldız takım oyuncusuydum; babam okulu aksatmamam şartıyla razı olmuştu spor yapmama. Bir maç sırasında ciddi bir sakatlanma yaşadım; sol bacağımda lif kopmuştu. Babam çok bozulmuştu bu sakatlığa, tam da Mayıs ayında imtihan döneminde oluşumuz sinirlendirmişti onu. Çalan kapı ziliyle Hızır gibi yetişmişti Hande Abla! Ama sakatlığım, ciddi bir yatak istirahati gerektirdiği için, odamı verememiştim sevgili Hande ablaya, bu kez salonda yatan o olacaktı mecburen… Ertesi sabah uyandığımda, Hande abla bornozla benim odamdaydı, herkes salonda kahvaltı masasında olduğundan mecburen benim odamda giyinecekti! Önce benim uykuda olduğumdan emin olmak için üzerime doğru eğilip baktı; nemli sabun kokusu beni çıldırtmaya yetmişti, taş gibi olan sikimde nabız atışlarımı hissediyordum. Bana arkası dönük bornozu çıkarttı, apışarasını iyice kurulayıp, külodunu giymek için domaldı. Açık kaherengi göt deliğinin altında kılsız amcığının etli dudaklarını görünce sikim külodumu yırtacak hale gelmişti. Hande Abla giyinip odamdan çıkınca, ufak bir elyardımıyla inanılmaz bir patlama ile boşalıp tekrar yatıp uyudum. Akşam saatlerinde gelen bir telefonla anneannemin rahatsızlanıp hastaneye yatırıldığı haberiyle, annem ve babam ani bir kararla Adapazarı’na gitmek zorunda kalmışlar. Sabah uyandığımda, ablam da çoktan okula gitmişti. Elimi yüzümü yıkayıp topallayarak salona doğru yürürken, fısıltı halinde konuşmalar duydum. Sessizce salona yaklaştığımda, Hande ablanın telefonla konuştuğunu duydum, “Evett! evettt! Sok artık yarrağını içime! Geçirrrr! Amımı götümü doldur o koca sikinle!” diye konuşuyordu. Salonun kapısını hafif araladığımda, elindeki hıyarı götüne sokup çıkarmaktaydı… Şaşkınlıkla kapıyı kapamamla çıkan gürültü Hande ablanın paniklemesine yetmişti. Odama dönüp yatağa uzandıktan sonra uzun bir sessizlik oldu. Yarım saat kadar sonra odamın kapısı yavaşca açıldı. Az önce gördüğümde çırılçıplak olan Hande ablam giyinik olarak karşımdaydı. Bana, “Ne diyeceğimi bilemiyorum…” derken sesi titriyordu, “Kimseye birşey söyleme n’oolur Yılmaz!” dedi. Hiç konuşmadan elimi uzattım. Yanıma geldi, yatağımın kenarına oturup elimi tuttu. Ben de yan dönüp diğer elimi apışarasına koydum, titrediğini hissettim. Yüzüme eğilip dudaklarımdan öpmesiyle ok yaydan çıkmıştı artık, bacağımdaki sakatlığı bile hissetmez olmuştum. İkimiz de süratli bir şekilde çırılçıplak soyunduk. Hande ablam deneyimlerini kullanıp idareyi ele almıştı; önce üzerime ters uzanıp 69 oldu, yarağımı yalamaya başladı. Ben de onun amını çılgın gibi yalıyordum. Amının dolgun dudaklarını ağzıma doldurup emdikçe, Hande abla üzerimde inleyerek kıvrana kıvrana boşaldı, çığlıklar atarak… Ablamın okuldan gelmesi yaklaşınca kalktı yatağımdan, heryanı titriyordu. Annemlerin dönüşüne kadar, her sabah Hande ablayla, ablamın okula gidişiyle sevişmeye başlıyorduk. Hande abla ikinci günden itibaren kremlediği götünü de siktirdi bana, ama bakireliğini korudu kararlılıkla! Telefonda seks yaptığı sevgilisi hakkında sorduğum soruları yanıtlamamıştı, ama dört gün boyunca götünden çılgınca sikişmişti benimle… Gidişine alışamamıştım, rüyamda sikişiyordum Hande ablamla sürekli. Yıllar sürecek bir ilişkinin başladığını bilemezdim. Hande ablayla yaşadıklarımızın üzerinden iki ay kadar geçmiş, yaz tatili başlamış, sakatlığım epey düzelmişti. Son rahatsızlığından sonra anneannem maalesef yatalak durumdaydı, Adapazarı’nda oturan Hacer Teyzem, annemin teyze kızları Macide ve Hande ablamlar dönüşümlü olarak ilgileniyorlardı anneannemle. Temmmuz başlarında anneannemi ziyaret bahanesiyle Adapazarı’na gittim, esas amacım Hande abla’mı sikmekti tabii ki! Anneannem felç nedeniyle tam konuşamıyordu, ama beni görünce ne kadar sevindiği gözlerinden okunuyordu. Anneanemin evi tek katlıydı; bir oda, bir banyo da çatı katında vardı. Ben orada kalmayı istedim, teyzemin ısrarlarına direnip kaldım da… İkinci gecenin sabahında sikimde serin bir ıslaklıkla uyandım; Hande abla yanıma dizçökmüş, boxerimden çıkardığı sikimi yalamaktaydı! Uyanıp irkilmemle gülerek, “Korkma kimse yok evde! Teyzem zaten kalkamaz!” dedi. Doğrulup dudaklarına yumuldum, aceleyle soyunduk. Biribirimizi açlıkla yalarken inliyorduk. Hande abla, “Yılmaz’ım, hep seni düşledim! Beni bağırta bağırta sikkk!” diyordu. Hande abla sikimi ve götünü iyice kremleyip beni yatırdı, üzerime çıkıp yarağımın üzerine aniden çökmesiyle inledik beraberce. Hızlı bir tempoyla adeta o beni sikti! Sonunda ikimiz de boşaldığımızda üzerime abandı kaldı nefes nefese… Sikiş arası sohbetlerde bu kez açıldı bana, sevgilisi İstanbul’da üniversitede okuyan İran’lı zengin bir ailenin oğluymuş! Bir sene sonra mezun olacakmış, evlenip Tahran’a yerleşeceklermiş! Şok olmuştum; Hande ablamı artık karım gibi görüyorken, başka bir ülkeye gelin gitmesi bir balyoz gibi inivermişti başıma! Sinir basmıştı birden; giyinip sokağa attım kendimi, hızlı adımlarla nereye gittiğimi bilmeden amaçsızca yürüyordum… “Yılmaaazz! Yılmaazz!” diye seslenen kadın sesini farkedince durup döndüm. Gelen Macide ablanın büyük kızı Nurdan’dı, “Deminden beri bağırıyorum! Sağır mısın!” diye azarladı beni. Arkamdan koşmaktan nefes nefese kalmıştı, “Ne bu halin? Karadeniz’de gemilerin mi battı?” dedi gülerek. “Yoo, nereden çıkardın bunu?” dememle sarıldı sımsıkı, “Ulan buraya geldin, beni görmeden mi gideceksin!” deyip, bir daha sarıldı. Sütyensiz memelerinin sertleşmiş uçlarını göğsümde hissetmemle sikim esas duruşa geçmişti bile… Macide abla annemin teyzesinin ilk çocuğuydu, arada iki erkek, üç düşük derken, en son olarak Hande ablayı doğurmuştu, tekne kazıntısı olarak. Macide Abla 42 yaşındaydı, 20 yaşındayken, baba tarafından akraba Ali abiyle evlendirilmişti, iki kız doğurmuştu. Nurdan 20, Nurcan 18 yaşındaydı. Kızlarının ikisi de okumamış, koca bekliyordu. Nurdan’ın dişiliğini hissedince rahatlamıştım. Halen Hande ablaya kızgındım, içimden, (Ulan Hande abla, ben de senin yeğenin Nurdan’ı sikmezmiyim!) diyerek, bir elimi arkadan Nurdan’ın başına atıp saçlarını okşadım. Saçlarının kokusunu içime çekip, “Seni görmeye geldim ben, görmeden gidermiyim?” diye gülerken, belinden vücudunu sikime doğru yasladım. Benden yaşca büyüktü ama, spor yaptığım için gelişmiş olan vücudum bu farkı kapatıyordu. Nurdan koluma girdi, sohbet ederek epeyi yürüdük. Nurdan geçen yıl kazanamayınca tekrar üniversite sınavına girmiş, falan filan… Akşam anneannemin evine girer girmez, Hande abla üzerime öfkeyle atıldı; “Nurdan’la sürtmeye mi geldin buraya!” diye bağırdı. Şaşkınlıkla karışık bir öfkeyle bir tokat attım, sustu. Ama hemen pişman olmuştum, ne diyeceğimi bilemiyordum. Birden boynuna atılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım, “Affet beni lütfen, birden kendimi kaybettim!” dedim. O gece birbirimize sarılıp yattık, sevişmedik. Sabah uyandığmızda susuzluğumuzu doyasıya giderdik, dillerimiz, ellerimiz dumaksızın çalıştı, bağırta bağırta siktim Hande ablanın götünü defalarca. Sonunda dönüş günü geldi çattı tabii, döndüm İstanbul’a. Yaz bitti, okul antrenmanlar derken günler geçiyordu. Bir akşam eve gittiğimde bizimkiler yemeğe oturmuştu. Onlara katılmak için içeri girince donup kaldım, benim sofradaki yerimde Nurdan oturuyordu! Bana, “Selam!” diyerek gülümsedi, “İstanbul Üniversitesi’ni kazandım, kutlamayacakmısın beni?” dedi. Eczacılık okuyacakmış haspa, yurt falan ayarlayıncaya kadar da bizdeymiş!
Uzun sürmez ilk fırsatta Nurdan’ında götünü sikerim. Siktiğimde burada paylaşırım.
submitted by allemel to sexstories [link] [comments]


2019.11.03 15:44 masalokucomtr Komik Fıkralar

Komik Fıkralar
https://preview.redd.it/8x8yd3e5hhw31.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=f43976d31fce72b06f0868351caf177dd1f70343

Aranızda Müslüman olan var mı?

Günlerden bir gün adamın birisi camiye elinde kocaman bir bıçakla camiye dalar ve cemaata sorar: – Müslüman olan birisi var mı? Cemaat korkudan sesine çıkaramaz, sessizlikten sonra yaşlı bir amca ayağa kalkar: – ben Müslümanım der. Bıçaklı adam ve yaşlı amca camiden çıkar, dışarıdaki inek sürüsünü gösterip: – Amca şunları kurban edeceğim fakat ben beceremedim yardım edebilir misin der. Yaşlı amca baya bir kurbanlık kestikten sonra ben yoruldum başka birisini bul der. Adam bu sefer kanlı bıçaklı camiye girer ve sorar: – Aranızda başka Müslüman var mı? Bıçakların kanlı olduğunu gören cemaat yaşlı amcayı kestiğini düşünür ve daha çok korkarak bir anda caminin imamına bakar, imam: – Ne bakıyorsunuz ula birkaç rekat namaz kırdırdık diye hemen Müslüman mı olduk?

Bir Daha Tartıl

Temel, temin ettiği küçük baskülle gelip – geçeni tartıp geçimini sağlıyordu. Müşterilerinden biri; Ula tart beni pakayım, kaç kilo gelıyrum, diyerek basküle çıkar, Otomatik baskülün göstergesinde kaç kilo geldiğini öğrenir ve çıkarıp Temel’e 100 bin lira verir. Tarı ücreti 50 bin liradır. Temel, ötesini -berisini araştırır, ceplerinin içini dışına çevirir. Paranın üstünü bulup veremez. Müşterisine ne önerir beğenirsiniz: – Hemşerum, bozuk param yok, bir daha tartıl da fit olalım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Siz Direğinizi Alın

İlkokul müdürü Temel , okulunun daha bir fark edilmesi için hazırlattığı yön levhasını anayol üzerindeki elektrik direğine astırınca TEK yönetiminden resmi bir yazı alır. Yazıda elektrik direğine levha asmanın izne ve kiraya tabi olduğu belirtiliyor ve levhanın ya indirilmesi ya da belli bir ücretin ödenmesi isteniyordu. Yazıyı okuyan müdür Temel, kısa ve özlü yanıtını mektupla verir. – Biz levhamuzdan memnunuz. Siz direğunuzi oradan alın!

Seni Öyle Yaşatırım ki…

Devlet dairesinde memur olarak çalışan Temel bir gün kurum değiştirmek için müdürün karşısına çıkar, meramını anlatır: – Hapishanede gardiyan olmak isteyrım Temel, müdürünün de yardımlarıyla ceza evindeki işine başlamak üzere eski işyerina müdürü ile vedalaşmaya gelir. Müdürü Temel’e takılır: – oğlum işine bu kadar yardımcı olduk. Şimdi gidiyorsun, ne bir kuru teşekkür ediyorsun, ne de Allah razı olsun diyorsun. Bu ne biçim iştir? Temel saf saf yanıt verir: – Ey gidi müdürüm, senin bende emeğin çoktur. Teşekkür da bişey mi, sen bi içeri düş, bak ben seni nası kuru üzümle beslerim.

Tüm Bebek

Çocuğu olmayan biri Dr. Temel‘e başvurur. Temel, hastasını bir güzel muayene ettikten ve tahlil raporlarını gördükten sonra, müşterisinin dünyasını hepten karartmamak için önerisini söyler: -Bak hemşerum, mümkün değil senin uşağın olmaz. Ha böyle çok samimi arkadaşun yok midur? yanıt verir bey var, ama onun da uşağı olmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hangisi olsun?

Temel iş hanında çay ocağını işletmektedir. Üst katlardaki iş yerlerinden biri seslendi – Temel efendi, dört çay yap!… Biri açık olsun… Çaycı Temel yanıt verir: -Abi hangisi açık olsun?

Hangisi?

Temel diş doktoru olmuştur. Günlerden bir gün arkadaşı Cemal, endişe içinde Temelin muayenehanesine gider. – Ula öliyrım, dişim çok kötü ağriyi… Temel, hangi dişinin ağrıdığını sorar ve Cemal, sağ alt çene dişlerini gösterip; – Habu sıradaki dişlerin biri ağrıyi… der ve kesin olarak hangi dişin ağrıdığını gösteremez. Dişçi Temel, “Dur sana yardımcı olayım” deyip eline kerpeteni alır ve gösterilen sıradaki dört dişi çekip Cemal’in önüne koyar: – Ha bak bakayım, habunlardan hangisi ağrıyi da de baa!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Abulama acıyrım

Temel’in eniştesi uzun zamandır prostat hastasıydı. Şikayetleri artınca, Temel eniştesini tanıdık bir doktora götürür. Doktor önce şikayeti dinler, ardından da sıkı bir muayene yapar ve teşhisini koyup ilaçlarını yazar. Çıkarken de hastasına: – Unutma, rahatlaman için sık sık boşaltman lazım, diye tavsiyede bulunur. Temel, eniştesi ile birlikte dalgın dalgın sokakta yürürken arkadaşı Cemal’e rastlar. Cemal sorar: – Ula nedir habu haln… Bişe mi oldi? Daha ne olacak, habu eniştemun prostatı azdı. – O da bişey mi, herkeste var, deyince Temel’in yanıt şöyle olur: – Ulu ben enişteme yanmayrım, abulamın çekeceği eziyete üziliyrım.

Ne deyi, bak bakalum…

Temel, turistik bir otelde resepsiyon memurudur. Görevde iken dahili telefon çalar, belli ki odalarda kalan turistlerden biri bir şeyler istemektedir. Telefonu açan Temel: Okey sör, yes sör… Vıy mösyö… derken yanıtının doğruluğunu da başını ‘evet’ anlamında sallıyordu. Uzun süren konuşma sonunda telefonu kapatan Temel yanındaki yabancı dil bilen arkadaşından rica etti: – Yahu, ya bak bakalum, 420’deki turist ne isteyi..
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Eczacılar düşünsün

Temel ile Fadime ocak başında sabahleyin sohbet ederken kapı zili acı acı çaldı. Fadime kapıyı açmaya giderken Temel arkasından seslendi: – Gelenler kimdur? Fadime de bunun üzerine gelenleri tek, tek sayar: – Uyy Teyzom gelmiştur, halam yaninda. Dayım, emicem, balduzim, uşakları, hepicuğu gelmişler, deyince Temel kendi kendine söylendi: – Eczaci düşunsin, anlaşılan bi kaç hafta doğum kontrol hapi kullanamiyacağum.

Ne olacak boşboğaz

emel’i durduran trafik polisi – On dakika önce kırmızı ışıkta geçtiniz beyefendi, deyince Temel sorar: Kim deyi benum kırmızı işukta geçtuğumi? Trafik polisi nazikçe: Beş kilometre ötede başkomiserimiz var, o telsizle bize bildirdi. Direksiyondaki Temel ne desin begenirsiniz? – Ula amma da boşboğaz başkomiserunız varmiş ha… Ağzinda pakla islanmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Anana veririm

Temel epey yaşlanmışti. Arkadaşı Cemal ise ona bu ne- denle sataşıyordu Ula Temel, ölürken haber ver da öbür dünyadaki bobama anama seninlan mektup yollayayım. Temel kurnazca gülümser: – Olur, olur da bobağin bulamazsam anağan verırım, der.

Geçen yil elmaydı

Trabzon’a bağlı ilçelerden birinin adliyesinde iki hakim tartışıyorlardı. Karakolun arkasındaki büyük ağaç kiraz mıdır, yoksa armut mudur? Bir karar veremeyince hakimlerden biri; Biz niye böyle tartışıyoruz. Çay ocağı işleticisi Temel’i çağırıp ona soralım. Sorarlar: Temel efendi, karakolun arkasındaki şu görünen ağaç ne ağacıdır? Temel, az önce çay servisi yaparken kulak ucuyla tanık olduğu tartışmada taraf olmamak ve hakimleri birbirine düşürmemek için en politik yanıtını verir: -Valla hakim beylerim, hau görünen ağaç geçen yıl elma ağacıydı.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Şanssızluk!

Temel ihtiyarlamış, diz ağrılarına çare bulunur ümidi ile doktora gitmişti. İyi bir muayeneden sonra doktor: Amca, siz yaşlısınız, dizlerinizde damar sertliği var. Ama bunun tedavisi yoktur. Şayet perhiz yaparsanız biraz olsun rahatlarsınız, der. Temel, bir an düşünür ve sonra sorar: – Toktor bey, ya bak benum habu şansıma. Damar sertluğu bacağuma vuracağuna hau önemli yerime vuramaz mi idu?

Habu yaştan sonra mı?

Habu yastan sonra mı? Temel ile Fadime hayli zamandır birbirlerine aşıktılar. Fadime evlenmek istiyor, ama Temel bu konuda ihmalkar davranıyordu. Ama yine de yıllar böyle geçmişti. Bir gün Fadime evlenme konusunu Temel’e açtı: – Temelcuğum, artuk evlensak, sen ne dersin? Temel bu, kolay kolay tuzağa vurur mu, başını ‘hayır’ anlamına gelir şekilde salladıktan sonra şöyle yanıt verdi: – Doğri deysın Fadimecuğum ama, habu yaştan sonra bizi kim alır he?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Biri geliyor, biri çekiliyor

Temel, oğlu Cemal’in küçük yaşta sayı saymasını geliştirmek için onu görevlendirmişti. – Oğlum, say bakalum, bir saat içinde deniz kıyısına kaç dalga gelecek. Baba Temel, bir saat sonra sonucu öğrenmek için Cemal’in yanına gidip sorar: – Uşağım saydun mi? Küçük Cemal oldukça sinirliydi: – Yahu boba, nesıni sayayim. Kıyiya bi dalga gelıyi, tam saymaya başlayrım, ikincısi gelırken, birincisi geri gideyi.

2 Hop, 1 Buyur

Temel çok acıkmıştı. Lokantaya gider, masaya oturur ama garson bir türlü yanına gelmez. Sonunda Temel seslenir: – Hey garson! . Hop! Garson yine gelmez. Garson efendi! – Hoop! Yine gelen yoktur. Son bir kez daha seslenir: – Oğlum garson! – Buyur. Fakat Garson yine gelmez. Temel, durumu şikayet etmek için kasaya bakan patronun yanına gider. Patron: Ne yediniz amca? – 2 Hop… 1 Buyur!
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Var mısın bahse?

Köy kahvehanesinde akşamcılar toplanmışlar, kimi kağıt oynuyor, kimi de pinekliyordu. Kağıt oynayanlardan Cemal saatine bakarak; – Vay anasını saat 12 ye geliy… Habu saattan sonra kari bizi eve almaz, dedi. Kahvehanenin diğer köşesinde oturmuş olan Temel, selesinde sattığı elmaları Cemala göstererek, Cemal kardaşım, al haburadan bir okka elma, o zaman yengem seni eve alır, diye öneride bulundu. Cemal gülerek; Bilsam ki kari beni eve alacak, haçan bi okka değil, on okka elma bilem alırım. Temel’in soruna bakışı daha başkadır: Var misın bahse? Sen iki okka elmayi al baa ver, gideyim sizin eve, bak bakayım yengem beni eve aly mi, almay mi?

Ara, ara ama…

Temel, alış – veriş için Rus pazarına gider. Gürcü bayan satmak için getirdiği tüm eşyalarını bir valizin içine doldurup teşhir ediyordu. Temel, valizin içinde işine yarayan bir şey var sa almak için habire karıştırıyor ama aradığını bulamıyordu. O sırada Gürci kadın da kendi diliyle sık sık yok’ anlamına gelen, Ara… Ara!… diyordu. Kadın ‘ara… ara…’ sözlerini arayıp bulma anlamında yorumlayan Temel sonunda dayanamayıp patladı: Ara… ara… deysın, ama bişe yok, ne arayayim de baa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpek + balık…

Temel’in İstanbul’dan gelen konukları muhteşem villasını gezerken bayanlardan biri sordu: – Kız Fadime, siz çıldırdınız mı? Fadime konuğunun şaşkınlığını anlamıştı. Açıkladı: – Kız ne yapalum… Habu kocam Temel var ya, tuttur ki köpek besleyelim deyin… Ben da paluk besleyelim dedum. Soninda üç aşağı beş yukarı köpekbaluğunda karar kılduk.

Toptan bi defada

Temel ilkokul müdürüdür . Okulların açık olduğu bir dönemde kendisinin görüşü alınmadan tüm öğretmenlerinin nakilleri yapılmış, okulda yapayalnız kalmıştı. Kafası bozulan Temel sonunda telefonla Milli Eğitim İl Müdürlüğü’nü arayıp sordu: Müdür beyim, haçan haburda yapayalnuz kaldım. Uşaklar okuma bekleyi, siz da bi dünya yazi yazup cevap isteysunuz, diye sitem etti. Karşı telefondaki müdürün sesi rahatlatıcıdır: – Vaziyeti idare et evladım Temel’in yanıtı ise şöyledir: – Olur müdür beyum, haçan bütun yazılara yıl sonunda toptan bi defada cevap veririm.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ölisi bile…

Temel’in eşi Fadime ve arkadaşları akşamdan toplanıp mısır koçanı ayıklıyorlardı. Herkes kendi kocasını överken Fadime de kocasını övdü: – Temel tıpkı paluk gibin yüzer, dedi. Tam o sırada koşarak gelen bir çocuk Temel’in takasının firtunada alabora olduğunu söyler. Fırtına bir yana, zifiri karanlık nedeniyle herhangi bir kurtarma çalışması yapılamaz. Aradan üç gün geçtikten sonra Temel’in cesedi karaya vurur. Arkadaşları Fadime ye hatırlatırlar: – Hani, Temel’un paluk gibin yüzerdi? Fadime sinirli sinirli yanit verir: Gözünuz kör midur, görmey misunuz? Kocamın ölisi bile yüzerek kıyıya geldi. Siz isa baa hala inanmaysunuz.

Sen bilmeysun!

Doğu Karadeniz deki yayla şenliklerine katılan Ankaralı bir yurttaş, oluşturulan geniş horon halkasının yarattığı neşeli ortamda kendini tutamaz, Temel’i koluna ilişip horona girer. Ankaralı horon oynamayı bilmediği için daha ilk hareketinde uyumu bozduğunu gören Temel sabredemez ve kolundaki konuğunu uyarır: – Ula hemşerum, sen bu horoni bozaysın, çık dışarı…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yalansa o zaman…

Temel çevresini saran gençlere cesaret aşılıyordu Siz istersenuz her işte başarili olursunuz. – Mesela, pen Ay’a çiktuğum zaman… Gençlerden biri kendini tutamayıp kıs kıs gülünce, -Ama haşimdik ayıp edeysunuz . İnanmaysanuz , çikun Ay’a bakun. Eğer kırkbeş numara ayakkabim izi yoksa, gelın habu yüzüme tükürun.

Bunu mu getiririm?

Temel , yaşlı ve çirkin karısı Fadime ile bir iş için İstanbul’a gider. Konaklama amacı ile bir otele girer ve oda ister. Resepsiyon memuru Temel’den evlenme cüzdanı isteyince, sinirlenen Temel; Ula baa baksana. Ben habu otele kari getırsam habuni mi getırırım? diye Fadimeyi gösterir.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yıln yemeği

Fadime’nin pişirdiği kuru fasulye ‘Dünya Yılın Yemeği Yarışmasında birinci seçilmişti. Jüri yemeği nasıl pişirdiğini sorduğundan Fadime tarif ediyordu: – ondan sonra biraz da limon kolonyasi katacaksun. Jüriden bir üye hayretle nedenini sorunca, Fadime’nin yanıtı şöyle olur: – Kocam Temel, günde üç oyin kurifasülye yer. Haçan kolonya katmazsan yanında nasil yatarum, deyin baa?…

Arabanız mı var?

Turistik otele gelen müşteri kapıda görev yapan Temel’e sordu Garajınız açık mı? Hazır cevap Temel’in yanıtı şöyledir: Uyyy… Yoksa sizun arabanuz mi var?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpeğe ihtiyaç yok

Evi ormanın hemen kenarında bulunan Fadime’ye İstanbul’dan gelen konuğu Nazime tavsiyede bulunuyordu: Fadimecuğum, benden saa akıl olmasun ama, bir köpeğunuz olsa iyi olur. Haburada yabani hayvanlardan korkmay misunuz? Hiç olmazsa bi tüfek bulundurun evde. Fadime oldukça rahat bir havada yanıt verdi arkadaşına: – Ey gidi Nazime, korktuğun gibi değil. Bizum Temel oyle bi horlay ki, ormandaki heyvanlarun hepisi kaçacak deluk arayi…

Vururim oni…

Temel, garsonluk için açılan sınava girmişti. Sınav komisyonu üyeleri Temel’in sinirlilik durumunu ölçmek için sorarlar: – Bak, Temel sen garson olacaksın. Masadakiler fazla içip sana ters davranırlarsa ne yaparsın? Temel hiç düşünmeden ve en emin şekilde yanıt verir: – Ne yapacağum, usuli dairesinde aşağı alırım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zelzele ye karyolalar

Sarp sınır kapısının açıldığı dönemde Doğu Karadeniz’de turistik oteller Nataşalarla dolup taşıyordu. Bir sabah Temel ile arkadaşı Cemal turistik bir otelin önünden geçerken kapı önüne atılmış hasarlı karyolaları görürler: – Cemal Uyyy… Habu karyolalara ne oldi haboyle? diye sordu Temel dudak alundan kis kis güldükten sonra: -Ya bak habu kafaya… Dün gece zelzele oldi, senun haberun yok mi? Bú yanıt karşısında Cemal daha da şaşır. Ama bizum ev hiç sarsılmadi. İşte tam sırasıdır. Temel bu kez taşı gediğine koyar: – Ula kafasuz Cemal, zelzele otelde oldi, otelde…

Niye Dursunali?

Temel’i babası azarlıyordu Ula sen aptal misun? Beş uşağın adi da aynı olur mi? Başka ad mi yokti? Temel kendini savunur: – Ama boba, sen her zaman Dursun emicam ila Ali dayimun yarum akilli olduğını söylemez miydun? Uşaklarım tam akilli olmasi içun meçburen hepsine Dursunali adını verdum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yeni Bitiyor

Rize deki ilkokulların birinde öğretmen resim dersinde çay bitkisinin resmini yapmalarını öğrencilerinden istemişti Dersin sonlarına doğru tüm sıraları gezip öğrencilerinin resimlerini gören öğretmen küçük Temel’in yanına gelince hayretini gizleyemeyip sorar: – Oğlum Temel, hani senin resmin? öğretmenum aha, görmey misın? Temer, (A4) kağıdı ebatındaki resim kağıdının ortasına sadece bir nokta koymuş, onu gösteriyordu. -Oğlum bunun neresi çay?, – Öğretmenim görmey misın, o daha ufacuk, büyüycek.

Sus!.. Sus!..

Temel, Devlet Hastanesinde check up yaptırmıştı. Dışarıda sonucu merakla bekleyen arkadaşı Cemal, Temel’e sordu: – Ne oldi?, ne oldi? Temel sus işareti yaparak Cemal’in kulagina eğilip fısıldadı: -Gizlu şeker… -Neee? – -Gizlu şeker… -ula anladum.. Anladum ama, niye kulağuma fısıldaysun oni, oni anlamadım. Temel sonunda patlar: -Ula amma kalın kafalisun, gizlu şeker deyruk da… Giz-lu şe-ker.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

13 Ay…

Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde Yeni yıl’ ünitesini işlerken bir yılda kaç ay, kaç gün ve kaç hafta bulunduğunu da öğretmişti. Öğretmen öğrenim seviyelerini saptamak için sınıfta ki öğrencilere teker teker soruyordu. Sıra Temel’e gelince ona da sordu: – Temel yavrucuğum, söyle bakayım, bir yılda kaç ay vardır? Temel hiç düşünmeden yanıtlar: – 13 öğretmenim… Ama oğlum, ben geçen derste 12 ay var demedim mi? Demesine dedin öğretmenim ama, evde babam da sordi, ben 12 dedım. -Doğru demişsin. – Hayır öğretmenım, doğri demedım, bobam enseme şamari indirup, remezan’ı unutıysın deyip, yılın 13 ay olduğuni söyledi.

Ayri ayri uğraşmaktansa…

Bir Ramazan günü İstanbul’daki Yeni cami etrafında dolaşan Temel; bir sürü dilenciden sakat birinin: – Büyük Allah’ım dizlerime derman ver yürüyeyim, gözlerime nur ver göreyim, kulağımı aç işiteyim, diye durmadan dua ettiğini duyunca dayanamaz: – Ya bak habu ahmak kafaya… Allah’un başka işi yok da senin her bir yerin lan ayri ayri mi uğraşacak. Yapar yenisıni da olur biter, dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ezberlemiyecekmiş…

Az önce bayiden gazete alan Temel, biraz sonra aynı gazeteden dört tane daha almak isteyince tezgahtar merakla sordu: -Az önce aynı gazeteden bir tane almıştın. Şimdi bu dört gazeteyi ne yapacaksın? Temel: – Ezberleyeceğumi mi sandun, anlamay misın da?!

Gene peynir ve yağ yiyesi geldi

Fi tarihinde Karadeniz de ulaşım deniz yoluyla yapılıyordu. Güzel bir havada motorlarına tereyağı ve peynir yükleyerek denize açılmışlardı. Yarı yolda deniz birdenbire patlamış, kuduran dalgalar motoru bir fındık kabuğu gibi oradan oraya sürüklüyordu. Yağ fiçıları, peynir tenekeleri hep denize dökülmüştü. Zor şer Zonguldak limanına girip karaya çıktıklarında Topal İlyas bir daha denize açılmamak için “üçten dokuza şart” etmişti. Bir kaç gün sonra deniz sakinleşmiş, adeta bir çarşaf gibi olmuştu . Arkadaşı Temel , Topal İlyas’ı kandırıp tekrar yola çıkmak istiyordu. Temel, ısrarla: Ula bak… Denuz tümdüz duruyi, hayde gidelm daa, diye sıkıştırıyordu. Topal İlyas ise kararlıydı: -Ula inanma. Denuzun gene peynir ve yağ yiyesi var da onin içun tümdüz duruyi… Anlamay misu- nuz….
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ey gidi eski günler…

Evliliklerinin üzerinden 40 yıl aşkın bir zaman geçmişti. Bir sabah Fadime, kocası Temel’e: -Ula hiç uyutmadın beni gece… Sabaha kadar horladın durdun, diye sitem etti. Nüktedan olduğu kadar hazır cevaplığı ile de ün yapan Temel, eşinin bu sitemi karşısında kıs, kıs güldükten sonra şöyle yanıt verdi: – Ey giyi ey… Habu benım horlamaların eskiden saa hep muzik gibi gelırdı… Eskiduk değil mi?

Gözüme bakarsan…

Temel Kozlu da çalışıyordu. Memleketten yeni gelmiş olan hemşehrisi Zonguldak’a nasıl gidileceğini ona sordu. Temel, Zonguldak’a gidiş yolunu tarif ederken hemşehrisi bön bön gözünün içine bakar durur. Temel tarifini bitirince, hemşehrisi Ula olayım canuğan, anlamadum, de baa bi daha… diye yakarır. Sabri tükenen Temel patlayıverir: – Kafasuz adam, gözume bakarsan saplanursun ha şu dağa, elimun ucuna bakarsan gidersın Zongul- dak’a… Anladın mi?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Senin niyetin bozuk!

Temel tüccardır. Herkes onu dürüstlüğü, çalışkanlığı, iyilikseverliği ile tanır. Kardeşi Cemal de öyledir.İki kardeş birlikte ticaret yaptıkları dönemde evin ihtiyaçlarını ilçe pazarından daha ucuza sağlıyorlardı. Ağabey Temel, kardeşi Cemale ilçede pazarın kurulduğu günlerden birinde; Cemal, bir hafta pazardan alış verişi sen yap. Pazarcı kadınlarla iyi pazarlık yap, aldatmasınlar SENİ, diye tembihledi. Tembihledi ama Cemal’in yanıtı hiç de beklenilen şekilde olmaz: -Ben karilarlan pazarluk edemeyrım, utanıyrım. Şakacı, nüktedan Temel burada da altta kalmaz, Cemal’in ağzının payını verir: Senin niyetin bozuk, elbette pazarluk edemezsın!

Habu boyumlan…

Kasabanın kahvesine iri yarı, elinde bir de kamçı olan birisi girerek oturanlara sorar: – İçinuz da Temel hanginuzdur? Bir dakika önce gürültüden kaynayan kahvede nefesler tu tulmuş, çıt çıkmamaktadır. Öte başta oturanlardan ufak tefek biri ayağa kalkarak; – Penum, ne olacak? dedi. Bunun üzerine soran adam; “Penum” diyeni bir güzel, evire – çevire patakladıktan sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Kahvedekiler; – Yahu, sen Temel değil, Ahmet’sın. Niçun hau heriften dayak yedun? diye sorunca dayak yiyen Hasan; – Habu boyumlan kandırdum oni; anlayın da… dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Oy gözuni sevduğumun ati…

Temel, bir gün İstanbul’da hipodroma gider. At yarışı yapıldığını görünce, nasıl oynandığını öğrenir ve müşterek bahise girer. Yarış başlar. Temel’in üzerine oynadığı at en sondadır ama O yine neşelidir. Kaybetmiş olmanın yürek ezikliğiyle şöyle der: – O gözuni sevduğumun atına bak. At deduğun ha boyle olur, bakın bütün atlari nasil katarlayi (kovalıyor).

İnceluğa bak

Temel, İstanbul’a yeni gelmişti. Gittiği her yerde yerel şive ile konuştuğundan garipseniyor, kimileri de dudak ucuyla gülüp küçümsüyorlardı. Buna fena halde içerleyen Temel sonunda dayanamayıp parladı: – Ula baa bakın bakayım… Siz dersuğuz fındık, biz deruk finduk, siz dersuğuz avukat, biz deruk abukat, siz dersuğuz amca, bir derik emice… Habunun hangisu kaba? Bizdeki inceluğa bak, inceluğa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Tabanca kime yakışır?

Fi tarihinde Tonya’nın Karşular Mahallesi’nde düğün yapılıyordu. Gelenek gereği erkekler tabancalarını çekip havaya ateş ediyor ve bir yerde tabancalarının üstünlüğünü göstermeye çalışıyorlardı. O sırada komşu ilçelerden birinden gelip düğüne katılan Şakir adındaki konuk, tabancasını çekip bir şarjör mermiyi birbiri ardına havaya saydırınca Temel, yanındaki Cemal’i dürttü; – Habu adam da kimdur, ilk defa göriyrim? Cemal, ateş edenin komşu ilçeden Şakir olduğunu söyleyince Temel; – Yazuk tabancaya, yazuk!… diyerek görüşünü belirtir.

Geldim da gitmeyrim

Temel 10 günlüğüne İstanbul’a gidecekti. Daha ucuz olur düşüncesiyle denizyolunu tercih edip Kadeş vapuru için gidiş -, dönüş bileti alır. İstanbul’a 10 gün için gelen ve aradan 1 ay geçtikten sonra Temel’e rastlayan arkadaşı Cemal sorar: – Ula Temel, hani 10 günlüğüne geldıydın, gidiş – dönüş bileti aldıydın? Temel, dudak ucuyla güldükten sonra yanıtını verir; – Sorma Cemal, Tenuz Yollarina kazuk attum. Cemal, şaşkın şekilde sorar: – Nasi ettun o işi he? – Piletumi gidiş – geliş aldıydım ya; geldım ama gitmeyrım, Tenuz Yolları peklesun dursun beni…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sen gıdıklanmaz mıydın?

Karadeniz kadını inek beslemeyi sever. Fadime, ilk kez doğum yapan ‘Sarıkız’ adlı ineğini sağıp sütünü almak istediği her girişiminde inekten yediği tekmeler sonucu maşrabası bir yana, kendisi öte yana düşmektedir. Yaşadığı kötü durum kocası Temel’e anlatan Fadime çözüm sorar: – Ula habu sığır baa süt vermeyi… Tekmeleyi… Ne yapayım? Temel her zaman ki nüktedanlığı ile akıl verir: – Ece Fadime, ben habu bizum sığıra hak verıyrım. Evlendığımızun ilk günlerinde ben senin memene tutardım da sen beni tokatlamaz mıydın?

Çakallar mi yesun oni?

Katil suçundan yargılanıyordu. Hakim: – Arkadaşını vurduktan sonra karayemiş dalına asmışsın, neden yaptın bunu? Anlat bakalım deyince Temel: – Üyy hakim bey, asmayaydım da çakallar mi yiyeydi oni?.. der.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Unutkanlık

Temel, eskiyen şapkasını yenilemek için köyünden yürüyerek yola çıkar. Evinin bir kilometre kadar aşağısındaki oto yoluna indiğinde evde birşey unutmuş olacak ki, oğlu Cemal’e varsesiyle çağırmaya başlar: – Ulaaa Cemaaaal! – Ulaaa Cemaaaal! Cemal yanıt verir: – Ne vat bubaaaa! – Ula habu kafamun ölçisini yastuğun altunda unuttum. Çabuk getir oni baa!

Vermedunuz ki isteysınuz

Temel, sürücü ehliyetlerinin Emniyet Müdürlüklerince verildiği dönemde ehliyetten önce araba almıştı. Bu nedenle de ehliyetsiz araba kullanıyordu. Bir gün trafik kontrolünde yakalanır ve polis evrakını ister: – Lütfen ehliyetinizi veriniz? Temel, cezayı yiyecektir bunu bilir ama, derdini de söylemeden edemez: – Eee ha bu olmadi memut bey. Baa ne zaman ehliyet verdunuz da isteysunuz?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hesap tuzlu olunca…

Temel, ilk kez geldiği İstanbul’da lokantaya gider. Yeriçer, hesabı ister. Gelen pusulada ‘garsoniye’ rakamını görünce garsonu çağırır: – Uşağum habu nedur? Çorba içtum, köfte yedum, salata da… Hepisi doğr… Habu garsoniye da nedur? Pen yemeğu yalınız yedim, siz gatsoni da ortak ettunuz. O halde bölun hesabi ikiye bakayım.

Kızdi baa herhalde…

Temel, Trabzon’da sinemaya gider. Gişeden bilet alır. Gösterim kapısından tam içeri girerken kontrol görevi yapan kişi bileti elinden alıp yırtar. Temel buna akıl erdiremez. Gişeye döner, yeniden bir bilet alır. Kapıdan girerken biletini tekrar yırtarlar. Tekrar gişeye döner, üçüncü kez bilet alırken gişedeki görevli durumu fark eder ve sorar: – Sen demin bilet almadın mı? Yoksa karaborsa mı yapıyorsun? Ne yaptın demin ki bileti? Temel, derdini anlatır. Yahu ben bilet alıytım, kapıdaki adam bağa kızmiş herhalde, bileti elimden alıp yıttayi oni… Baa bi bilet daha ver, belkim bu sefer yırtmaz!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Başıma dert olursun

Temel, İstanbul Mahmutpaşa’da işportacılık yaparken aynı meslekten İdris ile kapışır. Yumruklar, tokatlar birbirini izlerken, sıkışan İdris belinde – ki tabancaya asılır. Temel ise Sürmene yapısı bıçağını çekerken, İdris’e seslenir: – Yoo dur bakalım… Tabancan alışmazsa başıma dert olursun, sen de biçak al da gel…

Radyo da dinlensin

Kurtuluş günü nedeniyle TRT Trabzon Bölge Radyosu kemençe, davul, zurna havaları çalıyordu. Meydan Parkı bu ne- denle uklım tklımdı. Saatlerce süren bu yayınla herkes adeta mest olmuştu. İki dakika önceye kadar radyoyu pür dikkat dinleyen Temel, batı müziğinin başlamasıyla adeta irkilerek kendine geldi. Sonra parka hizmet eden garsonlardan birine seslendi:- Ula uşağum, azacuk yanıma gelsana… Garson, müşterinin birşey ısmarlayacağını sanarak Tem- el’e sordu: – Buyrun efendim, birşey mi emtettiniz? Temel, epey yorgunluk ifadesiyle şöyle dedi: Uşağum habu sizun radyonun ayari iyi giderken birden bozuldi. Herhalde kafasi şişdi. Kapatta biraz dinlensun…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Niye yok midur?

Temel, gazetecilikte daha adaylık dönemini yaşamakta ve Trabzon’dan İstanbul’daki haber merkezine telefonla haber yazdırmaktadır. Ancak, telefon hatlarındaki arıza nedeniyle söyledikleri karşı taraftan anlaşılamamaktadır. Haber merkezindeki şef anlayamadığı ‘Trabzonspor’ sözcüğünün kodlanarak söylenmesini ister. Temel, başlar:Trabzon’un (T) si… – Tamam. – Trabzon’un (R)’si… – Trabzon’un (A) st… Trabzon’un (B)’ si… deyince şimdiye değin susan karşı taraftaki şef; – Oğlum Temel, sen ne diyorsun. Ne biçim kodla- ma bu böyle? diye çıkışınca Temel kendinden emin şu yanıtı verir: – Ne deysun şefim, Trabzon’da babu harfler yok midir? ©

Hoppala!…

Temel, tanıklık yapmak için mahkemeye çıkar. Hakim, hüvviyet tesbiti için belli sorular sormaya başlar. Doğum tari. hi, doğum yeri, baba adi, ana adı gibi… Anasının adının sorulması Temel’in tuhafına gider; o da ha- kime sorar:Benum anamun adıni mi soraysın hakim bey? Hakim biraz bozulur ve Yok, benimkini… der. Bunun üzerine Temel, rahatlar. Haçan hakim bey, ben senun anağun aduni nere- den bileceğum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Aldatamadım

Temel de diğer komşuları gibi geçimini denizden sağlar. Takasi ile çıktığı balık avından her seferinde bol avla dönerken, nedense son seferinde hiçbir şey yakalayamaz. Akşam eve döndüğünde eşi Fadime sorar: – Ula Cemal, hani paluklar? Temel, balık avlayamadığı için üzgündür ama, karam- sarlığının eşini de etkilemesini istemez, işi şakaya vurur: – Ne yapayım Fadime… Habu pen bugüne kadar baluklari aldattum; şimdi ise onlar peni… Vurmadiler oltama…

Nasi anlarum?

Temel, yeni aldığı şemsiyeyi terziye götürür, bir delik açmasını ister. İster ama, terzi bunun anlamsız olduğunu, ya- parsa şemsiyeye yazık olacağını söyler ve ilavç eder: – Beni dinlersen, şemsiyeye delik açmayalım. Temel, kararlıdır ve itiraz eder: – Ula, ne anlamaz adamsun, yağmurun dinduğuni sonra nasil anlayacağum?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sığırlardan da becit misin?

Karadeniz kadınının inek beslediğini ve ineğini çok sev: diğini herkes bilir. Temel’in eşi Fadime de inek hastasıdır. Bir akşam üzeri ahıra inip ineklerine yal verdiği sırada eve gelen Temel, mutfaktan seslenir:Kuuz Fadimcce!… Çabuk sofrayi kur! Çok ac oldum. Fadime ahırdan doğru yanıt verir: – Götmey misın haburda işim var. Sığırlara yal veriyrım. Sen sığırlardan becit misun, otur da bekle!.

O zaman binmezduk

İstanbul’da Beşiktaş – Eminönü otobüsüne binen Temel ayakta kalmıştı. Üstelik otobüs yağmur nedeniyle tıklım tıklım doluydu. Yol boyu her durakta inenden çok binen vardı. Bi- letçi de bir yandan:İlerleyelim arkadaşlar… İlerleyelim!… diye ikaz ya- parak gelen yolculara yer sağlıyordu. Her durakta aynı şekilde ikaz yapan biletçiye kızan Temel, sonunda dayana- mayıp sesini yükseltti: Has deysın, eyi deysın, ilerleyelum, yürüyelim deysun ama, haçan yütüyeceğduk o zaman otobosü binmezduk.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Büyük – küçük farkı

Temel, iyi bir yönetici, kültürlü bir ilkokul müdürüdür. Günlerden bir gün, birinci sınıfların eğitim çalışmalarını izlemek için sınıfa girer. Öğretmen karatahtaya, (yeni yıl gel- di) fiş cümlesini asmıştır. Ancak, cümle başı olan (Y) harfi büyük, yani kapital olarak değil (y) şeklinde küçük harf olarak yazılıdır. Müdür Temel, öğretmene sessizce: – Hocam, o (y) harfi büyük yazılmayacak mıydı? Öğretmen fiş cümlesindeki (yeni yıl geldi) yazısının tüm sınıfın uzaktan rahatça okunması için büyük şekilde yazmıştı. Bu görüşle Müdür Temel’e: – Müdür beyim, görmüyor musunuz büyük büyük yazdım. – Yoook… O (y) harfi o haliyle büyük değildir. – Canım, daha ne kadar büyük yazacaktım Müdür Bey! – Kardeşim, bu (y) harfinin bu haliyle lm. 2m. hatta tavandan döşemeye değin uzatsan yine de küçüktür, anla artık.

Çürük kafa

Köy merasının taksimi işinde çıkan kavgada Temel, arka- daşı Cemal’in kafasını yarmış iş mahkemeye intikal Gtmişti. Mahkemede C. Savcısı iddianameyi okuduktan sonra sıra Temel’in savunmasına gelince masumane şöyle dedi: – Uyy Hakim bey, ben ne bileyim habunun ka- fasının habu kadar çürük olduğun… Bi vurdum kafasi içine geçti…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Bedava haber yok

Temel nüktedanlığı ile sevilen – sayılan ve aranılan bir kişiliğe sahiptir. Uzun süre ortaklıkta görünmeyen Temel’e çarşı ortasında rastlayan arkadaşı Cemal nükte ile karışık sataşır: – Ula Temel, seni öldi dedilerdi, nereden çıktın geldin böyle? Her zamanki hazırcevaplılığı ile tanınan Temel gülümsedikten sonra şöyle dedi: -Açıkgöz… Bobandan haber soraysan, ver kahve paralarını da konuşalım. Öyle bedavadan haber yok.©

Hani reçeten?

Temel’in çalıştığı eczane o gece nöbetçiydi. Her zamanki gibi müşteriler tek tük geliyordu. Gecenin ilerleyen saatinde eczanenin kapısı tekme gürültüsü ile açıldı ve içeriye elinde tabanca olan maskeli bir soyguncu girerek, Temel’e seslenir: – Kasadaki paraları çabuk boşalt!… Temel, işin ciddiyetini kavramıştır ama yine de söylemeden edemez: – Ula deli misun, nesun? Hani reçeten?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Amorti niye yok?

Temel, Spor – Toto oynamıştı. 13 artı 1 tutturup köşe ol- mak istiyordu. Bir hafta boyu çeşitli hayaller kurdu bu nedenle Hafta sonunda tüm maçlar oynanmış sonuçlar ilan edilmişti. Temel, yine hüsrana uğramış, ancak son iki maçı tutturabilmişti. Yeniden Spor – Toto oynamak için gittiği bayiye sordu: – Haboyle iş olur mi hiç? Son iki maçı bildum, amor- tisi bilem yok…

Nuh tufanında taka…

Temel, her konuşmasında kendi sülalesinin çok eskilere dayandığını iddia ediyordu. Yine böyle bir konuşmasında ipin ucunu o kadar kaçır dı ki; Bizum sülale Yusuf Peygambere kadar gideyi, der. Arkadaşları Temel’in bu denli atmasına içerlerler ama gugırın sürmesi için havayı bozmazlar, Dinleyenlerden Cemal atılır: – Ula çok ataysın… Nerdeyse sülaleğun Nuh Pey- gamber’in gemisune binduğuni söyleyecesun… Bu sözlere alınan Temel, söz altında kalmaz, yanıtını şöyle verir; O kadar da değil, bizumkilerun o zamanlar kendi takalari var imiş…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zam geldi de…

Temel çok kötü şekilde üşütmüş, o nedenle de hasta- lanmıştı. Arkadaşları arabaya atıp doktora götürdüler. Doktor, Temel’i bir güzel muayene ettikten sonra onu getiren arkadaşlarına “Bi dakika…” deyip onları muayene odasının dışına çağırdı. Belli ki, Temel duyup morali bozulmasın diye hastalığın ciddiyeti konusunda arkadaşlarına birşeyler söylecekti. Bir – iki dakika sonra doktor odaya girip reçete yazmaya başlayınca Temel de elbiselerini giymiş, ayakkabılarının bağını bağlarken sordu: – Toktor bey, aca kaç metreluk kefen yazaysın? Ke- fcnc zam geldi da…

Patlama… Biletçi bilir.

İlk defa İstanbul’a gelen Temel ile Cemal tramvaya biner- ler. Biletçi her durakta durak adlarını söyledikçe yolcular da iner. Biletçi bağırdıkça inenleri gören ve henüz İstanbul’u bil- mediği için heyecanlanan Cemal arkadaşı Temel’e; Ula, biz nerede ineceğuk? diye sorar. Temel, arkadaşını küçümseyerek yanıtlar: – Patladun mi? Helbette bezum da ismimuzi soyleyecak, piletçi nerede ineceğumuzi bilur.,
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ördeğin beline geliyor

1990 yılı Haziran’ında Karadeniz’de büyük sel felaketi yaşanmıştı. Bu.nedenle dereler / çaylar taşmış, çevresine büyük zarar vermiş, çoğu köprüler sele kapılmıştı. Temel ile Cemal selden sonra köye döneceklerdi ama sel, köyün köprüsünü alıp götürmüştü. Dere kenarına gelen Te- mel ile Cemal çaresiz ne yapacaklarını düşünürken, Cemal birden atıldı: – Uyy!… Temel ya bak ha şu ördeğa… Yüzup karşiye geçti. Onun kadar olamayruk. Temele yanıt vermeye fırsat vermeyen Cemal, kendini sel sularını attı. Tabii ki Cemal sel sularını kapılıp giderken ‘İmdaaat!’ diye bağırması boşunaydı. Biraz sonra Temel’in ahlanıp / vahlanıp ağladığını görenler nedenini sordular. Tem- el, Cemal’in sel sularına kapıldığını üzüntü ile anlattıktan sonra; – Ben da bişey anlamadım. Demincek karşiya bir ördek geçti. Su ancak beline kadar gelıyidi. Cemal suya daldi, kayboldi – gitti.

Ahmak mi sandun beni?

Fi tarihinde Temel, radyo satan bir dükkanın önünden geçerken kulağına kemençe sesi gelir. Derhal dükkandan içeri girer ve sesin radyodan geldiğini öğrenir. Radyonun £i- yatını Sorar ve satın alır. Radyocu radyonun nasıl çalıştığını bir güzel anlatır ve Temel’i uğurlar. Temel, akşam köydeki evine gider, radyosunu kurar ve istasyonu çevirir. Fakat radyodan kemençe sesi yerine alafranga müzik sesi gelir. Buna fena bozulan Temel, ertesi gün soluğu radyocuda alır ve hışımla sorar: – Ya bak baa bakayım, sen beni ahmak mi sandun? Habu radyo kemençe çalınayi!…

Kaynak: https://masaloku.com.tkomik-fikralar
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.11.03 15:42 masalokucomtr Deneme

Deneme
https://preview.redd.it/5l3jwcsxghw31.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=6197574d1e24e06d215b100d74f17e2884fc2541

Bugün Altı Yaşındayım

Bugün ruhum bi garip. Bugün altı yaşındayım. Düşe kalktığım sokaklarda kulağındaki yarım yamalak çeken radyoda türküler dinliyorum. Forsumdan geçilmiyor. Dağlar, tepeler, kırlar benim. Yüksek yerlerde daha iyi çekiyor radyom. Belki de hala bu yüzden seviyorum dağları, tepeleri. Hele bir de bildiğim bir türkü çalıyorsa, benim sesim radyodan daha çok çıkıyor. O kadar mutluyum ki bilmediğim türküye bile eşlik ediyorum. Ahh ne güzel kırlara uzanıp gökyüzüne aşıklar gibi gazeller dizmek. Ahh ne güzel hayatımda para ve madde yok, sadece insanlar ve çocukluğum var. En büyük derdim radyomun biten pili. Biten pili güneşte bekletip, güneş enerjisiyle yeniden çalıştırıyorum, hışırtılı radyomu.. Uçmayı yeni öğrenmiş kuşlar gibi gökyüzünü yeniden keşfediyorum. Kayboluyorum hayallerde… Miss kekik kokuları arasında ruhumu dinliyorum. O kadar kaybediyorum ki kendimi günün bitmek üzere olduğunu akşam serinliğinde esen rüzgarın üşümesi ile fark ediyorum. Apar topar toparlanıyorum. Güneşin yüzünde, beni karanlığa bıraktığı için kızıl bir utanma var. Güneş gidince radyomun da enerjisi bitiyor ve son türkü yarım kalıyor… Ama ben güneşi o kadar çok seviyorum ki bırakıp gitmesine bile kızamıyorum. Son türkümü yarım bıraktın, diyemedim. Hayatımın sadece altı yaşına kadar olan kısmını hatırlıyorum. Eve her gün paçaları çamurlu gelirdim. Babam, bir gün de eve temiz gel, diye kızardı hep bana. Ben ona hiçbir zaman “baba ben gökyüzüne aşık oldum ve gökyüzüne aşık olanın kalbini dünya kirletemez.” diyemedim. Hayatı boyunca fakir yaşamış babama deseydim bu sırrımı, bana “gökyüzüne bakacağına önüne baksaydın paçaların temiz gelirdin eve” diyeceğini biliyordum. Hala önüme bakamıyorum, gökyüzüne bakmaktan ve üstelik hala paçalarım kirli.
Beni hiçbir zaman bırakmayan gökyüzünü ben de bırakmayacağım, paçalarımın kirli olması pahasına da…
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Papatyalar ve İnsanlar

Daha önce bahar görmemiş gibi tatlı heyecanıyla geldi yine ilkbahar. Çiçekler anavatanına tekrar dönmenin sevinci içinde. Ağaçlar şen şakrak rüzgarla dans etmekte. Bahara aşık ne kadar kelebek varsa hepsi üç günlük ömürlerinin baharına dönüyor. Kuşların mutluluktan uçtuğu tek mevsim olan ilkbaharda yatağına sığmayan nehirler, bahara muştu hacı leylekler ve yeniden şenlenip coşan dağlar tepeler… Güneşin doğduğu yerden gelen ilkbaharda sitemli olan tek çiçek, kırlara sarı ve beyaz elbisesini giydiren papatyalardır. John Steinbeck yaşasaydı, fareler ve insanlar yerine insanlar ve papatyalar diye başlardı, hayat hikayesine. İnsan evladı ne acaip bir varlık! Adına sevmek diyerek, tüm özgürlüklere kafes oldu. Emin olduğu veya olmadığı duygusunun sağlamasını bir papatyanın yaprağına kıyarak yapan insanoğlu hayatta aradığını hiçbir zaman bulamamıştır. Seviyor, sevmiyor diyerek bir papatyanın yaprağında bir kaderi aramak, ne büyük keder!
Deneme Denemeler Hikayeler Hikaye

Beşir Yetişir Yetişir Beşir

Güneşten önce uyanır, adeta güneşe meydan okurdu. Güneşten sonra uyandı mı büyük bir günah işlemiş gibi kendini suçlar, affetmezdi. Bu halini gören ahali, kendisine deli lakabını uygun görmüştü. Deli Beşir demelerine aldırmadan avazı çıktığı kadar bağırarak susardı, “deliyim delilim de yaşamak” diye. Kimse bilmezdi, adı deliye çıkmış Beşir efendinin hikayesini. Aslında kimse onun hikayesini anlayacak ya da anlamaya çalışacak samimiyete de sahip değildi. Herkes kolay yolu bulmuştu; deli, meczup de geç. Kimin umrundaydı ki deli Beşir? Hem dünyalık değildi ki yaşadığı, neden kıymet görsün ki? Yaşam delisi yaptıkları deli Beşir için alaylı ve kafiyeli satırlar da düşünmüştü, dünya akıllıları: “Beşir yetişir, yetişir Beşir” diye. Yine kolayı ve kaybetmeyi seçmişti, akıllılar. Günler ayları, aylar yılları, yıllar Beşir’i kovaladı ve nihayet Beşir de yorgun düştü, yetişemeden. Şimdi kulaklarda “Beşir yetişir, yetişir Beşir” sesleri maziden… Beşir de yetişemedi, yaşayacaklarına. Belki de yetişemeyeceğini bildiği için güneş doğmadan, o kör karanlıkta uykunun canına kıydı. Belki de… Kimse bilmedi bu delinin belkilerini… Aylar mevsim, mevsimler ölüm oldu ama kimse yetişemedi belkilerine, kimse yetişemedi yaşayamadıklarına…
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Bu Gördüğün Ben Değilim

Kalbimdekilerle bir ömür sussam Senden kaçarken sana yakalansam Ve sadece gözlerinde konuşsam Bu gördüğün ben değilim…
Martı gagasinda bir parça susam Olsun bir umudum sende yaşasam Varlık denizinde sende boğulsam Deniz tutsun beni bir el çırpınırsam
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler Aşk Şiirler

İnsan Hangi Kelimelerle Susar

Son kez konuşacağım, ölümlü olmak için… İnsan en çok hangi kelimelerle susar? Sakladıklarımı artık ben de bilmiyorum. Gözyaşlarımla sildim. Duyduklarımı görmüyorum. Gördüklerim beni herkese kör etti. Ama içimdeki çocuk bahçesine duvarlar inşa ettirmem. Ben yalnız da oynarım. Hem yalnızlık öyle herkesle paylaşılmaz ki zaten. Ee konuşacağım dedin ama hala konuşarak susuyorsun! Gökyüzü neden mavi? Kuşlar neden uçuyor? Dağlar neden hala bu yükü taşıyor? Bak hep farklı sorular ama hepsinin cevabı aslında aynı. Sorduğun sorunun cevabı da belki aynıdır…
Deneme Denemeler Hikayeler Hikaye
Yazan: Metin Zengin

Bu Gördüğün Son Bahar

Bir garip rüzgar dokundu duygularıma. Aklım tutsak, kalbim kırık… Umutlar, suskun uçurumlar… Varlık ateşten kor. Bir yalnız ağaç ve son yaprak… Artık ruhum hür… Bu gördüğün son bahar.
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler
Yazan: Metin Zengin

Bir Damla Bengisu

Uzun patika bir yol… Güneş, sanki işlenen her günah için, için için yanmakta. Ortalıkta en ufak bir yaşam belirtisi yok. Hayale aldanmış gerçekler kadar uzak bir yerden gelen hayat yorgunu,yaşam delisi bir adam… Bir nefes dinlenmek için nefessiz bir ağacın yarı gölgesinde buldu kendini. Sırtında taşıdığı dünyasından(çantasından) yaşam belirtisi olarak görülen bir şişe su çıkardı. Bir kaç yudum içtikten sonra geri kalanını dalında bir tek yaprağı kalmış bu kuru ağaca bir vefa burcu olarak verdi ve gitti(gelecek). Buna şahit olan bir kuş, hemen gelip nasibini aldı o bengisudan ve o son bir yaprağı kalmış bu kuru ağacın dalına kondu. Sonra diğer kuşlar da o son yaprağın verdiği umutla, kuru ağaçta birer yaprak misali o ağaçta bitiverdiler. Kuru ağaç şaşkın ve yıllar sonra heyecanlı… Kalbinin çarptığını hissetti.
Hey gidi son bir yaprağı kalmış kuru bir ağaç olan dünya, bir damla bengisuya hasretsin sen de, her yürek gibi.
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Ah İstanbul Ahh

Ahh İstanbul ahh! Bu kadar külfetle bi o kadar sitem dolu sana. Yalnızlığının gölgesinde bi ton umutsuz kalabalık. Ama seni büyük yapan da bu yalnızlığın değil mi? Anlamak seni ve yaşamak o eşsiz ruhunu… Kendi gözyaşlarinda boğulan kız kulen… Yalnızlığının bilinmeyen yüzü Ayasofyan… Ağlayan gökyüzünde açan Gülhanen.. Karacaahmet dedikçe yanan boğazın.. Ölüm telaşını kıskandiran Kapalıçarşın.. Sana gelirken seni unutan Beyoğlun.. Yeditepende sana aşık yedi güzel insan…
Hikaye Oku Hikayeler Hikayeler Kısa
Yazan: Metin Zengin

Zamansız Sorular

Zamansız Sorular Zaman, en gerçek aynayken aynada gördüğün nedir? Düşler, en büyük tuzakken en büyük suç nedir? Hayat, en büyük oyunken en büyük kural nedir? Yalan, tek gerçekse ölüm nedir? Kalp, en hassas teraziyse en büyük ceza nedir?
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler
Yazan: Metin Zengin

Gülümseyin Çekiyorum

Fotoğraf çeken ve çektirenlerdeki anlık telaşı bilirsiniz. Hemen tez bir el çabukluğuyla üstbaş düzeltmeler… Ve sizden gülmeniz istenir, içinizdekileri bilmeden. Her şey o anki kare içindir. Çünkü o karenin sonsuz olacağına inanırlar ve o yüzden o karede yalandan da olsa mutlu görünmek isterler.. Hayat kaç kare ya da hayat kaç kere ? Kaç karesinde sonsuz, kaç karesinde ölümlü , kaç karesinde masum, kaç karesinde vicdan mahkumu ve kaç karesinde özgürüz? Ya da insan bir kare içinde ne kadar özgür olabilir ki? Neyse siz bana bakmayın. Hadi gülümseyin çekiyorum…
Deneme Denemeler Hikayeler Hikaye
Yazan: Metin Zengin

Araftaki Boşluk

Geceden süzülen ay ışığı alıyor, kayıp benliğimi. Bir ulvi alemde yalnızlığa dans eden yıldızlar sarmış karanlıkları. Hayale aldanmış gerçekler kadar uzak bir yerlerde arıyorum zamanı. Sonsuzluk hayalinin yolunda yakamozlar canım…
Yazan: Metin Zengin

Derdimiz Sayılar

Benim bu hayatta hiç sayı takıntım olmadı. Sayıyla ifade edilebilen her şey anlamsız ve değersiz geldi hep bana. Bir sayıyla başka bir sayı arasındaki tek fark yine bir sayı sadece. Size bir sır vereyim mi bay bayan insan ? Sayılarla ifade edilemeyen , anlatılamayan duygular gerçektir sadece bu hayatta. Ne kadar mutlusun? Ne kadar yalnızsın? Ne kadar insansın? vs Bizi insan yapan duygularda sayılar sadece bir sembolik yorumlama. Başkada bir kıymeti yok. Şimdi bu adamın neyi var diyeceksiniz? Benim sayılarla ifade edebileceğim hiçbir şeyim yok sayın insan.
Yazan: Metin Zengin
Konu: Denemeler

Dün Bugün Yarın

En yakın durağı ölüm olan uzun bir yoldu hayat..Zamanın bittiği bir zamanda ortaya çıkan DÜN BUGÜN ve YARIN bu yolun ilk yolcuları oldu. Dün pişmanlıklarını düşünmekten gideceği yolu unuttu. Yarın ise içine düştüğü bu endişe bataklığında kendi sonunu yazdı bugünden. En yakın durağa(ölüm) en uzak olan yarın, doğasına aykırı bir tezatla ilk o indi bu durakta. Yarın, bu yolculuğuna son verince onun telaşını da bugün aldı. Yarının telaşı ve dünün pişmanlıkları da sırtına yüklenen bugün, her şeyi eline yüzüne bulaştırdı ve bu yolculuğun ikinci kaybı oldu. Şimdi bu yolculukta geriye sadece dün mü kaldı ? Dedi boşluk!
Hayır! Eğer dün yaşasaydı, bugün ölmezdi zaten dedi, olmayan zaman. Ne kadar zor bir yolmuş bu? Kimse kalmadı, dedi boşluk. Aslında o kadar da zor değil. Her şey sadece bir adıma bağlı. Yarına bir adım atacaksın ama dünden de bir adım uzaklaşmayacaksın, dedi zaman. Ama bu nasıl olur ki ? ileriye bir adım at ama geçmişten de uzaklaşma! Marifet bu yaa ! Yoksam herkes yaşardı, dedi zaman. Nerden mi biliyorum bunu? Çünkü ben de öldüm !
Yazan: Metin Zengin
Konu: Hikayeler

Eskidi Zaman

Eskidi zaman, tren raylarında. Geçmişe düştü notlar, gözyaşlarıyla. Beklemek, ölüm tabutunda açacak çiçekleri. Var mi gökyüzünden haber, gidenlerden? Neden küskün uçuyor kuşlar? Bir şiirlik ömrümüz vardi. Onu da uçurtma yapıp uçurttuk suskun uçurumlara. Belki de bu yüzden hüzünlü uçuyor kuşlar. Gelmedi baharı bekleyen gözler. ..
Yazan: Metin Zengin

Yokluğun Kader

Avazın çıktığı kadar suskun Sustuğun kadar yandın Yandığın kadar varlığın Varlığın kadar yokluğun Yokluğun kader….
Yazan: Metin Zengin

Onu Bekledi

Yorgun ve hüzünlü bir gecenin gölgesine karışıyordu.. Yüzünde esen sert poyraza rağmen üşümüyordu. Kulaklarında hafif bir tınıyla onu yaşıyordu. Yüreği yansa duymayacak kadar bi haber kendinden… Öylece yürüyordu. Yürüdükçe düşündü. Düşündükçe yürüdü. Yürüdüğü yaşam yolu dünyadan başka ne sunmuştu ki?
Yüzü gölgelendi.. Sonra sessizliğe gömüldü. Her adımda bir zaman tutulması yaşıyordu. Iraklar gibi uzun uzun terkediyordu bu bedeni. Mevsimlerin yaşanmadığı, zamanın bittiği bu kentte daha kalamazdı… Zaman dondu bi an… Sonra beyninde şimşekler çaktı. Böyle düşündüğü için suçluluk duymaya başladı. Başka bir gökyüzü var miydi ki? Kimden , nereye kaçacaktı? “insan önce kendinden özür dilemeli sonra af dilemeli” sözlerini hatırlamıştı. Hem bu sözü de o söylemişti. Bunu nasıl yok sayabilirdi ki? Belki söylenecek çok söz , çok sitem vardi ama Süleymaniye’nin hatırı vardı. Kapısında çöktü… Onu bekledi.
Yazan: Metin Zengin

BEN i Öldür Bu Mevsim Değişsin

İster kuzeyden güneye, ister güneyden kuzeye ya da doğudan batıya veya batıdan doğuya gidin artık her yer soğuk. Hepimiz tek bir mevsimi yaşıyoruz:”Ölüm”. Bu mevsimde bırakın ağacı çiçeği, insan bile yetişmez. Kim bizi inandırdı, savaştan sonra barışın geleceğine? Daha kaç barış öleceğiz, savaş için? Suçlu mu kim? Çare mi ne? Hangi soru daha önemli acaba? Bakın sorunun altında 4 veya 5 hazır seçenek olmayınca düşünmeyi bile unutmuşuz. Ya yazılmayan ama daha keskin çözümlü başka bir seçenek daha varsa! Kafan çok mu karıştı? Düşünmeye başladın, ondandır. Kızma hemen ,sana demedim. İçimdeki BEN le kavga ediyorum. Zaten tek bir savaş olmalı, o da BEN le… Ee sen de bir şeçenek sundun, sistem gibi; der halin! Tamam korkma ben sistem değilim! Biraz düşünürsen sen de bir sürü seçenek üretebilirsin zaten. Nasıl mı? Bak yine düşünmeyi unuttun! Sistemin sana müsade ettiği kadar düşünmen varlığına delil değil, bay varlık! Çok uzattın amaa!! Bak ne güzel, yine düşünmeye başladın. Biraz daha zorlayalım mı o varlığına inandığımız ama kullanmadıkça bize yük olan kutsal emaneti? Dur hemen heyheylenme! Dedim ya BEN le kavga ediyorum. Yaa ne uzattın amaa! Ben uzatmadım bay varlık, hayat kısa ondan. Tamam tamam söylüyorum, patlama hemen. Suçlu kim demiştin? Bize aynada kalbimizi göstermeyen aklımız. Çare ne demiştin? “BEN i öldür, bu mevsim(ölüm) değişsin. Şeyy sen ama senn…. Hiç bana öyle bakma! Aklım olsaydı bunları yazamazdım….
Yazan: Metin Zengin
Kaynak: https://masaloku.com.tdeneme
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.10.23 23:46 furkantopal KGB'nin devam edeceğinin garantisi ve KGB tarihinin uyandırdığı hislere dair

Şimdi bu üstteki "KGB Tarihi" flairina tıkladığınızda gerçekten geçmişe, bize, bu oluşumun tarihine bir yolculuk yapıyorsunuz.
Bu aslında çok uzun hikaye ama üzerinde biraz bir şeyler yazma gereksinimi hissetmedim değil, çünkü bende çok farklı hisler uyandırdı. "Tüm bunlar nasıl oldu?" dedirtti, kendime bir dışardan baktım, anası babası ayrı tek başına bir şeyler yapmaya çalışan, o zamanlar için konuşmak gerekirse "20'li yaşlarına yeni girmiş bir genç nasıl bu kadar insanı bir arada toplamayı başardı?" diye sordum.
Bu grup buralara gelene kadar benle olduğu süreden çok bensiz oldu, kurucusu olsam da farklı sebeplerden dolayı gerçekten de başında durduğum süre başında durmadığım süreden daha azdır. Hep moderatörlere vs emanet edip bi kaybolma durumum oldu farklı sebeplerden dolayı. Şimdi 2015-2016 zamanlarından beri aslında ilk defa bu kadar başında durabildiğim için bi yeniden șahlanmaya doğru gidiyoruz. Fakat tabi özel durumum olmasaydı emin olun bu çok daha hızlı ve efektif olurdu, ama böyle de underground ve samimi zaten, sıkıntı yok. Ben memnunum. Hem de çok memnunum.
Bazen düşünüyorum hani çünkü hep bi enkaz toparladığımdan ve şimdiki zamanın görüntüsü insanın zihnini yanılttığından "Geçmişte de o kadar büyük değil miydik acaba?" gibisinden bi şüpheye düşer gibi oluyorum, ama hayır, biz KGB olarak gerçekten piyasanın amına koyduk. Şu 'KGB Tarihi' flairında gezinince beynimde flashbackler çaktı harbiden. Yolu KGB'den geçmeyen veya KGB'yi duymayan çok az ünlü var. Zirve youtuberlardan, zirve instagram fenomenlerine kadar KGB'nin içinde olan çok insan vardı, hatta televizyon kanallarında çalışan üyelerimiz KGB'ye selam yollatırdı, KGB'ye 500binden fazla katılma isteği olduğundan kim bilir daha kimlerin isteği kabul edilmedi. Zaten sosyal medyadaki büyük mizah sayfası adminlerinin nerdeyse hepsi tanır beni de burayı da. Bilenler bilir, 2016 yılında bir çılgınlık yapıp 100 bin kişinin isteğini kabul edip gruba almıştım. Çılgın rakamlar değil mi? İsteği silinen 500 bin kişiden öncesinde de bi 200 bin insan daha kapının dışında kalmıştı, ve gruba o kadar çok katılım isteği vardı ki Facebook buga giriyordu, grup yöneticilere falan gözükmez olmuştu uzun bir süre isteklerden dolayı. Şu an Facebook'ta duvarı kapalı olan yedek grupta hala 100 bin civarı istek olduğunu tahmin ediyorum. Ama şahsi sosyal medya hesaplarımı şu an aktif olarak kullanamam burdakilerin bildiği benim malum sebeplerimden dolayı.
İtiraf etmek gerekirse o zamanlar bunun bir başarı olduğunun farkında değildim. Hatta bu gruptan nefret ettiğim zamanlar da oldu. Kişisel olarak darlanmaktan nefret eden bir insan olarak her Allah'ın günü yüzlerce mesaj gelmesinden bunalmıştım. Bir de zirvede olduğun zaman etrafın yavşaklarla doluyor, kimin dost olmak için kimin rant sağlamak için sana yaklaştığını ayırt etmek zorlaşıyordu. Birçok mesaja, artık öncesinde kaç mesajla boğuşmușsam, nasıl daralmışsam, gereksiz küfürler yağdırarak cevaplar verdiğim de çok olmuştur. Başkasının yerimde olsa prim yapmak için daldan dala atlayacağı fırsatlar doluyken ben hoşuma gitmeyen insanlarla çalışmadım, samimi bulmadığım işleri yapmadım. Burda bana kimlerin kimlerin birlikte video çekmek için, bir şekilde bi proje yapmak tekliflerde bulunduğunu açıklamayacağım etik ve kendi karakterim gereği ama ben başkasının yerimde olsa direkt zıplayacağı insanları reddetmiş adamım. Buna ego diyenler de oldu, benim için zor insan diyen de oldu, ama sadece kafa yapımın uyuştuğunu düşünmediğim, açıkçası seviyemde görmediğim insanlardı bunlar. Hala da öyle zaten çoğu kendisini geliştirmiş değil.
E tabi işin üzücü yani şimdi bana insanlar şunu diyor, "Senin adam ettiklerin, senin götünde dolaşanlar şimdi şu kadar şu kadar takipçiye sahip" gibisinden, veya "Senin kurduğun, yarattığın konseptle adamlar şu kadar takipçi yapıp paranın amına koyuyor, hatta senin sayfanın fakesinin 2 buçuk milyon takipçisi var, bi storyden binlerce lira kazanıyorlar, senin içinde olduğun duruma bak." diye. Ben de hep diyorum ki "Ürün benim. Kendi hayatıma kavuştuğum zaman yine yaparım." ve gerçekten de hep böyle görüyorum. Çünkü bunun kaynağı özgünlükten gelir, ve özgünlük sadece doğuştan bir yetenekle ortaya çıkmaz, bu özgünlüğe kavuşmak için aynı zamanda sıradıșı bir hayat ve çok farklı şeylerin tecrübesi, bilgi birikimi gerekir. Ve bunun insanlara aktarımında ise dürüstlük ve samimiyet gerekir, o da karakter özelliğidir. Hala da gerçek bu zaten yani ürün benim, o yüzden aşırı derecede bi içerleme durumu yok. Ama tabi ki de hak ettiğimin bu olmadığının ben de farkındayım.
Buna sebep olan şeyler var:
Birincisi Türkiye'nin en yüksek erişimli sayfasının (20,5 milyon haftalık erişime ulaşmıştım) kurucusu olmuşken, sayfamın haksız yere kapatılması.
İkincisi bana hükümeti eleştirdiğim için, elimin altındaki kitleyi, ülkede tüm vatandaşları ilgilendiren iğrenç gelişmeler yaşanırken beyaz Türk'lük yapmayıp her şeyi açık açık ne düşünüyorsam ve gerçek neyse onları yazıp insanları bilinçlendirme misyonunu kendime yüklediğim için devletin bana dava açması ve trajikomik bir şekilde fetö propagandası yapmak suç isnadıyla bana sorușturma açılması.
Sayfamın kapanmasından dolayı hevesimi kaybetmem, sevenlerim çoğunlukta olmasına rağmen haterlarımın sürekli olarak bir şekilde beni aşağılama çabaları (OGB, BGY gibi gruplar zaten KGB'den banlananlardan ve bana haterlık yapanlardan oluşuyordu, oldlar bilir BGY grubunun ilk 1.5 senesinde Furkan Topal haterlığı en popüler şeylerden biriydi ve gerçekten çok aşırıydı, bunu ilerleyen yıllarda en son ateşkes yaparak halletmiştik) bende gına getirmişti ve tüm her şeyin üst üste gelmesi bende gerçekten sosyal medyaya karşı bir mide bulantısı yaratmıştı. Reel hayatım o zamanlar yine çok çalkantılıydı ve sanalda lord olup reelde evsiz, ailesiz, parasız şehir şehir gezdiğim psikoloji bozan bi sürece de girmiştim. Tamamen bi kaosun içinde tek başımaydım.
Sonrasında bir de benden beklenmeyecek bir şey olmasına rağmen bir de aşık oldum, tamamen reel hayatı yaşamaya koyuldum ve bu süreçte ticaretle, pazarcılıkla, alakam olmayan geri plandaki işlerle uğraştım, yaklaşık iki sene de bu şekilde geçtikten sonra, ki kız arkadaşımla ilişkim devam ederken bile tutuklanmıştım o üzerime açılan soruşturmadan dolayı iki kere alıkonulmuștum, nezaretlik falan olmuştum, savcı hepsinde serbest bıraktı, sevgilimle ayrıldık, ağır bi depresyonun ardından müziğe tekrar çok keskin bir dönüş yapmak üzereydim ki üstüne bir de hapse düştüm. Bir senem de hapiste geçti. Ama öncesi (hapis kararının kesinleşmesiyle girmem arasında yaklaşık 5 ay var) ve sonrası (hapisten çıktım ama normal şekillerde değil, o yüzden tam anlamıyla özgür değilim bu ülkeden gitmeden ve 5 aydır durumdayım) totalde iki seneyi buluyor. Bu arada söylemeyi es geçtim ve kimse bunu bilmez ama bu kadar dökülmüşken şunu da itiraf edeyim, bu süreçte ben 12 yaşındayken bana konulan ve o zamanlar tedavi görüp atlattığım ileri derecede obsesif kompulsif bozukluğum yıllar sonra hiç olmadığı kadar tetiklendi ve bir de dışarıdaki hayatla mücadele ettiğim yetmiyormuş gibi kendi beynimle çok ağır bi savaşa girdim. Takıntılarım azdı ve çok kez çıldırdım gerçekten. Bunu sadece bu hastalığa sahip olanlar anlayabilir. Sinirin, gerginliğin, üzüntünün, kafayı yemelerin, bitikliğin zirvelerinde dolaştım. (İşte zaten bana öyle geliyor ki ben bu yüzden özgün mizah yapabiliyorum ve müzik konusunda doğuştan yeteneğimin yanısıra kafamın içinde bu yüzden insan ruhuna dokunabilen üretken bi beste makinası var, çünkü bende çok yaşanmışlık var.)
Anlayacağınız o kadar şey geldi ki başıma, zaten tam olamamış hayatım hepten karardı. Bunlar bana sürekli bir şeyler katmaya ve beni geliştirmeye devam ediyor, her ne kadar beni kemirmiș olsa da yaşadıklarım. İnsan olgunlaşıyor.
Size diyeceğim o ki, benim zaten zor şartlarda 21 Temmuz 2015'te yazın Mersin Erdemli'nin Harfilli köyündeyken kurduğum ve oradan da tüm Türkiye'ye ve hatta dünyanın farklı yerlerindeki Türklerle yayılan KGB, çetrefilli yaşantım, grubun kaotik tarihine rağmen ayakta kaldı, kanadı ama ölmedi, düştü ama yok olmadı, tüm bunlara rağmen bu grup her zaman orijinalliğini de, içerik yelpazesindekj genişliği de korudu, bizi güldürmekle kalmadı, gerçekten birleştirdi ve geliştirdi de, çok insanlar geldi geçti, has oldlar kaldı, benim safımda yer alanlar kaldı. İşte bu yüzden ben aslında 3 yıldır aktif olarak sosyal medyada boy göstermemiş olsam da, elimde kimsenin prim yapmak isteyeceği, gönderisini tutturup sayfaya çıkmak isteyeceği hiçbir dışarıya dönük sosyal medya gücüm kalmasa da, yıllar sonra, hapisten çıkıp kapalı olan orijinal KGB'yi açtığımda bi gönderimde binlerce insan toplandı, o grup kapandı, ben hapisteyken açılan küçücük bi yedek grupta buraya, reddit'e geçiyoruz dedim, ki o grup da üç gün sonra kapandı ama o üç gün içerisinde bakın 10bine yakın insan buraya geldi tek bir lafımla. İşte bunun sebebi insanların yüreklerinde bıraktığım izlerdir. Ve şimdi sayımız 20bin ve büyümeye devam ediyoruz.
Ben şahsi olarak çok git-geller yaşadım, bu grubu hayatımın merkezine bile koymadım belki yükseliş zamanlarımızda bile, ama burdaki insanların sadakati bir mizah grubundan gerçekten de fazlası. Ben ne kadar özgünsem, bu grup ne kadar özgünse, bu gruba ve bana karşı bu bağlılığa sahip olanlar da işte o kadar özgün.
Yaşadıklarımız değerliydi, ve yine değerli şeyler yaşamaya devam edeceğiz. Gönüllerimizde efsane olan bu ortam, işte bu zor şartlara rağmen hala ayakta, bir de tüm bu zorlukların içinden çıktığım ve hayatı yendiğim zaman bu grubun nerelere yükseleceğini ve bu grubu benimsemiş herkesin ne kadar gurur duyacağını bir düşünün. Gururlanın dostlar, gururlanın eyyy KGB'liler. Yer altında yine, yeniden bir efsane yaratıyoruz. İşte hala birlikteyiz. Yıllar sonra hala buradayız. Yıllar sonra yine burada olacağız. O yüzden şunu bilin ki, en kötü zamanlarında yıkılmayan bu yer, gelecekte ana siker ocak söndürür. Gururlanın!
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.10.16 09:00 flatartagency Da Vinci’nin Şifresini Çözen Yazar Dan Brown Hakkında Bilinmeyenler!

Da Vinci’nin Şifresini Çözen Yazar Dan Brown Hakkında Bilinmeyenler!
Kitapları tüm dünyada çok satanlar listelerinden inmeyen, 2005 yılında TIME Dergisi tarafından “Dünyadaki En Etkili 100 Kişi” arasında gösterilen yazar Dan Brown‘ı yakından tanımaya ne dersiniz?
Sizin için bilinmeyen yönleri, keşfedilemeyen sırları ve röportajlarıyla detaylı bir Dan Brown rehberi hazırladık…

Dan Brown Kimdir?


https://preview.redd.it/wweuk6zqpus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=8ca4474c9a13985334b710b03c3fa8b32bb254e9
Dan Brown, tüm zamanların en çok satan romanlarını yazan, okuyucular hatta akademisyenler arasında entelektüel bir tartışma konusu olan bir isim. Brown’un romanları o kadar etkili ki dünya çapında 56 dilde 200 milyondan fazla basılmış.
“Yayıncılık sektörünü ayakta tutan kişi” olarak anılan bir isim Dan Brown.
Eğitim döneminde bilim ve din arasındaki çelişik etkileşime, şifre çözmeye ve gizli hükemet örgütlerine hayranlık duymaya başlamış Brown. Bu temalar daha sonra kitaplarının arka planını oluşturdu. Brown’un romanları semboller, komplolar ve gizli toplum içerikleriyle bilinir. Gizemli yazarımızın kitaplarında kendinizi olayın içinde hisseder ve kitaba başladığınızda elinden bırakamaz

Dan Brown’ın Hayatı


https://preview.redd.it/s8r1v8mupus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=08b295b7bce5bd49a61ec5fe6fcd38e1dbc879f4
Brown, babasının matematik öğretmeni olduğu New Hampshire’da büyüdü. Annesi bir müzisyendi. Amherst College ve Phillips Exeter Academy’den mezun olmuş. 1986’da Amherst College’tan mezun olduktan sonra Los Angeles’ta bir şarkıcı-şarkı yazarı olarak çalışmaya giden Dan Brown müzik kariyerinde başarısız olduğunda 1993’te evine geri döndü ve Phillips Exeter’de İngilizce öğretmeni oldu. Daha sonra kurgu yazmaya başladı.
Dan Brown sembollerle dolu kitaplarını yazmadan önce yoğun araştırmalar yapan bir isim. Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi Blythe Brown ise araştırmalarına yardım edip ve eşinin eserlerine fon sağlamakta olan bir isim. Dan Brown dünyanın en zengin yazarlarından biri olmasına rağmen her sabah 4 ‘te kalkıp haftanın her günü yazı yazarmış. Öyle ki yılbaşı tatillerinde dahi yazmayı bırakmazmış. Ayrıca yazar yedi dil öğrendiğini ancak bu dilleri pek kullanmadığını söylüyor.

Dan Brown Hakkında Az Bilinen 10 Gerçek


https://preview.redd.it/meyp8f2wpus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=90fb3ee5e3ad28402a988a62bedb062dfbb40f26
*Dan Brown Tahiti ziyaretinde sahilde uzanırken gördüğü Sydney Sheldon‘ın kitabı olan The Doomsday Conspiracy Türkçe adıyla Sheldon’ın Kıyamet Komplosu kitabını okumuş. Bunu bir kader olarak nitelendiren Brown, Sydney Sheldon’dan aldığı ilhamla kitap yazmaya karar vermiş.
\Romancı olmasına rağmen *roman okumaktan** nefret edermiş.
*Dan Brown’un yaşadığı New Hampshire’da bulunan 10 milyonluk evinin içinde sayısız geçit varmış. Brown’ın romanlarını yazdığı odasına ise bir tablonun arkasında bulunan düğmeye basılarak girilebiliyormuş.
*Başarılı yazar, yazılarını yazarken masasında antika bir kum saati bulundururmuş. Bu sayede her saatte bir mola vererek şınav ve gerilme gibi egzersizlerini yaparmış.
* Brown yazmak için ilham bulamadığı zamanlarda baş aşağı durarak düşünürmüş.
*Brown’un karakterleri için seçtiği isimlerin çoğu gerçek yaşamda tanıştığı insanlardan geliyormuş.
*Brown, şarkıcılık ve şarkı yazarlığında başarısız olmasına rağmen halen boş zamanlarında şarkı söylemeye ve yazmaya devam ediyor.
*Brown ve karısı, Da Vinci Yasası’nın film uyarlamasında yer aldı. Langdon’ın kitap anlaşmaları imzaladığı sahnede arka planda.
*Brown’un karısıyla birlikte yayınladığı ilk kitap, çok başarısız olduğu için basımdan kaldırılmış.
*Brown’un kitapları yayınlanmadan önce, editör ve çevirmenler yeri açıklanmayan ve internetin olmadığı bir odada tutuluyormuş. Ayrıca yanlarına özel eşyalarını almalarına dahi izin verilmeyip odada had safhada güvenlik önlemleri alındığı söyleniyor.

Vatikan Tarafından Kara Listeye Alınmasına Neden Olan Kitap: Da Vinci Şifresi


https://preview.redd.it/lzxez0fypus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=a2324d36452f6488ff5396ed52461b8f030c4091
Gizemli yazar Dan Brown 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabıyla dünyaya ün saldı demiştik. Sıra kitabın konusuna ve diğer ayrıntılara göz atmakta!

Da Vinci Şifresi’nin İlgi Çeken Konusu


https://preview.redd.it/ghjgupd0qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=f5b6c5566a124438d71010c0900343c37b5650bc
Kitapta İsa ile ilgili tarihi sırlar ve Da Vinci’nin eserlerinde bu sırlarla ilgili ipuçları bıraktığı anlatılıyor. Ayrıca Da Vinci’nin gizli bir tarikata üye olduğu da belirtiyor. Dan Brown’un, sinemalarda da ilgi gören eseri bir cinayetle başlıyor. Cinayetin çözümü sırasında İsa’nın evlenmiş ve soyunun ilerlemiş olduğu fikri öne sürülüyor. Kitap da Leonardo da Vinci’nin yaptığı Son Akşam Yemeği adlı freskte, İsa’nın yanında oturan kişinin Havari Yuhanna değil; Magdalalı Meryem olabileceği ve Mecdeli Meryem’in İsa’nın eşi olduğu fikri ortaya atılıyor.
Romanda anlatılan bu teorilerin ise Sion Tarikatı tarafından korunduğu iddia ediliyor. Kitabın Hristiyan dünyasını karıştıran en tartışmalı özelliği ise, hikâyede işlenen cinayetlerin Papa 2. Jean Paul döneminde gücünü arttırmasıyla tanınan Opus Dei tarikatının üyelerince yaptırılması.

Kitap Katolik Dünyasını Birbirine Kattı

Kitap çıktığı dönemde beğeni topladığı kadar, tepkilerle de karşılaştı. Hristiyan camiasından oldukça tepki gören kitap, insanlara incilin güvenilirliğini sorgulatmakla suçlandı. Bu onlara göre İncil’i örtbas etme çabasıydı. Özellikle kitapta anlatılan İsa’nın ölmediği ve hatta dirilmediği, Galile Denizi’nin batısında küçük bir balıkçı kasabasında Meryem ile evlenip bir kız çocuğunun olduğunun yazılması sabırları taşıran son damla olmuştu.
Kitap sadece Hristiyan dünyasını etkilemekle kalmadı. Arap ülkelerindeki ilahiyat fakülteleri kurgusal bir roman olmasına rağmen Da Vinci Şifresi’ni derslerde inceledi.

Kitabı Yazmaya Karar Vermesi

Dan Brown, Da Vinci tablosundaki gizemi ilk kez İspanya’da Seville Üniversitesi’nde çalışmalar yaparken fark etmiş. Yıllar sonraysa Brown, Melekler ve Şeytanlar için Vatikan’ın gizli arşivlerinde araştırmalar yapma şansına sahip oluyor. Bu araştırmalar sırasında Da Vinci hakkında şüpheleri tekrar karşısına çıkıyor. Yazarımız kitabı yazma öyküsünü şöyle anlatıyor:
“Louvre Müzesi’ne gittim ve Da Vinci’nin ünlü yapıtlarından bazılarının orijinallerini inceledim. O sırada bir sanat tarihçisi bana, bu tabolardaki gizemleri anlamama yardım edecek ipuçları verdi. İşte o andan itibaren bu konu beni esir aldı.”

https://preview.redd.it/vbguc2o1qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=6b8ccd9afea817998ed1d6f172ab88812553fc5c

Kitap Bir Kurgu Mu, Yoksa Gerçek Mi?

Romanın bir diğer özelliği de ‘Gizli Kardeşlik Örgütü’ hakkında bilgi vermesi. Örgüt hakkında fısıltılarla konuşulan sırlar ilk kez popüler gerilim romanı formatında bir kitapta anlatılıyor. Romanın yazarı dahi kitabın tamamen kurgusal olduğunu söylese de betimlenen tablolar, mekanlar ve tarihi belgelerin hepsi gerçek. Okuyucular da kitabın gerçek olduğuna inanmış olacak ki kitap bu başarılara imza attı. Ayrıca romanlar da anlatılan mekanlar okuyucular sayesinde ziyaretçi akınına da uğruyor.

”Ben tüm dinlerin öğrencisiyim”

“Ben tüm dinlerin öğrencisiyim. Bu konularda bilgim arttıkça, sorularım da artıyor.”
Brown kitapla ilgili yapılan sert eleştirileri ise şu sözlerle yanıtlıyor:
Hristiyan tarihini değiştirip değiştirmediğimi bilmiyorum, ama sanıyorum ki Hristiyanları İncil’deki kutsal yazıların doğruluğu ve tarihi konusunda tartışmaya teşvik ettim.

Diğer Kitapları

Kayıp Sembol


https://preview.redd.it/b1urdqi2qus31.jpg?width=403&format=pjpg&auto=webp&s=31d725dd4e4253cd4ae0dafed03e6704796bcbe8
Dan Brown, büyükbabasının mason olduğunu pek çok programda dile getirmiş bir isim. Bu yüzden evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulunduğunu ifade ediyor. Brown’ın 2009’da çıkan Kayıp Sembol( The Lost Symbol), adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülüyor Kitabın konusu masonluk.

Melekler ve Şeytanlar


https://preview.redd.it/1xg2ltt3qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=45e805a37efd1e61fba22cebeb9b78791ff1c75c
Öncelikle belirtmek gerekir ki kitap adını Dan Brown’ın müzik alanında kariyerine devam ederken çıkardığı fakat başarılı olamayan albümünden almış. Melekler ve Şeytanlar (Angels and Demons), Dan Brown’ın 2000 yılında yayınlanmış romanı. Da Vinci Şifresi romanın da baş rolde yer alan Robert Langdon bu romanda da yer alıyor.
Romanda İlluminati isimli eski bir kardeşlik örgütü ile Katolik Kilisesi arasında geçen heyecan dolu olaylar anlatılıyor. Ambigramlar ( tam tersine çevrildiğinde de okunabilen grafiksel figürler) hakkında bilgi içeren ilk roman olarak gösterilen Melekler ve Şeytanlar’ın büyük bölümü Vatikan ve Roma’da, bazı bölümleri de İsviçre’de bulunan CERN laboratuvarında geçiyor. Film uyarlaması ise 15 Mayıs 2009’da ABD’de ve Türkiye’de vizyona girdi.

Cehennem


https://preview.redd.it/vq3iem85qus31.jpg?width=480&format=pjpg&auto=webp&s=439e211de9cc858fb8e08337bf61202c373724f4
Cehennem (Inferno) Dan Brown tarafından yazılıp 2013’te basılan gerilim ve gizem romanı. Robert Langdon serisinin dördüncü kitabı. Kitap 14 Mayıs 2013’te yayınlandı. Kitapta hızlı nüfus artışı sorunu karşımıza cehennem olarak çıkıyor. Bu sorunun olumsuz sonuçları, bu soruna getirilebilecek çözümler kitabın konusunu oluşturuyor.

Origin

Yazarın 27 Eylül 2017’de yayınlanacak “Origin” isimli yeni romanı da diğer romanlarında olduğu gibi din, bilim, sanat ve mimarlık tarihinden izler taşıyacak. Romanı ilk okuyan ülke ise saat farkı sebebiyle Türkiye olacak.

Kitapların Kahramanı: Robert Langdon


https://preview.redd.it/cdvx6jc6qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=4294364ca5a4d343f227bd463c4acf27ebb73217
Harvard Üniversitesi profesörü sembol bilimci Robert Langdon karakteri Dan Brown’ın tüm kitaplarında yer alıyor. Robert Langdon’ın bir öğretmen olma sebebi ise Dan Brown’ın babasının öğretmen olması.
‘Benim için hayattaki en büyük kahramanlar öğretmenlerdir. Babam da öğretmendi. Öğrenmenin eğlenceli bir iş olduğunu düşünüyorum. Okuyucular da bunu eğlenceli buluyor. Okuyuculara bir şeyler öğretmek için bir profesör kahramandan daha iyisi olabilir mi?”

Kitaplarının Başarısının Sırrı…

Şimdi de Dan Brown’un sırlarını ve düşünce dünyasını anlattığı röportajından öne çıkan kısımlara bir bakalım:
Size “Tanrı’dan sonra en çok kitap satan yazar” deniliyor. Bu kadar çok okunmanın sırrı ya da formulü nedir? Keşke bir formülüm olsaydı, kitap yazmak daha kolay olurdu. Elbette kitaplarımda belli başlı bazı unsurlar var. Sanat var, mimari var, semboller ve şifreler var. Aynı zamanda modern bir unsurun da olması gerekiyor.
“Tanrı’dan sonra kitapları en çok satan yazar” tanımlaması hoşunuza gidiyor mu? Bunun üzerinde çok da düşünmüyorum. Bu röportajı milyonlarca kişinin okuyacağını düşünürseniz yazmakta zorlanabilirsiniz. Ben sadece okumak isteyeceğim kitapları yazmaya çalışıyorum. Yayımlandığında olacakları düşünmüyorum. Dış etkenlere kapalı bir modda oluyorum.

https://preview.redd.it/13cwbni7qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=ab0af6c7b1ca70f2abc66642e35b555aaad59743
Kitaplarınızdaki komplo teorilerinin ne kadarına gerçekten inanıyorsunuz? Ben bir komplo teorisyeninden ziyade şüpheciyim. Kaosu sevmiyoruz. Otobüsü süren birinin olduğunu, iplerin birinin elinde olduğunu bilmek istiyoruz. İnsanların olayların rastgele gerçekleşmediğine, arkalarında birilerinin bulunduğuna inanması gerekir. Dinlerin de kökeni budur. Kuralların olduğuna inanma arzumuzdur.
Peki başarınızda pazarlama ve halkla ilişkiler faaliyetlerinin rolü nedir? Elbette pazarlama çok önemli. Ama insanlara sevmedikleri bir şeyi satamazsınız. Sonuçta önemli olan birilerinin kitabı okuyup arkadaşlarını araması ve “Harika bir kitap okudum” demesidir.
Çok satan bir yazar olmak sizi kısıtlıyor mu? İnsanların benim kitaplarımda sevdiği şeylerden biri de içlerinde bulmacalar ve sırlar olması. İyi adam kim, kötü adam kim hiçbir zaman tam emin olamıyorsunuz. Çok fazla illüzyon var. Bunu bilinçli yapıyorum. Okuyucunun bir sonraki sayfaya bakar bakmaz sırrı hemen çözmemesini sağlamak için büyük bir emek gerekiyor.
Bu illüzyonu nasıl yaratıyorsunuz? Kitabı yazarken her detay kafanızda önceden belirlenmiş oluyor mu? Bunun için devasa bir altyapı oluşturmak gerekiyor. Son kitabımın ana taslağı 100 sayfaydı. Kitabın sonunda ne olacağını, nasıl ilerleyeceğini bilmeniz gerekiyor.

”İstanbul Beni Büyüledi.”

Türkiye’ye gitmeden önceki fikirleriniz ve gittikten sonraki izlenimleriniz arasında nasıl bir fark var? Beni tamamen afallatan şey İstanbul’un modernliği oldu. Jimmy Choo’ları, Gucci’leri, Prada’ları görüyorsunuz. İstanbul, üst sınıf, modern, dünyevi, ticari bir tarz ve felsefenin karışımı. Üstelik bunlar Ayasofya’nın yanı başında. Bu şoke edici bir birliktelik. Sizden İslam’ı merkez alan bir kitap bekleyebilir miyiz? İslam’ı daha iyi anlamadan hakkında yazmak istemem. İslam’ı büyüleyici buluyorum. İslam hakkında bir gün yazabilirim ama şu an için böyle bir planım yok.
Eğer Dan Brown’nu daha önce hiç okumamışsanız yeni kitabına aylar kala seriye başlamak için mükemmel bir zamanda olduğunu söylemek mümkün. Sizin de sırlarla dolu kitapları ve Dan Brown hakkındaki yorumlarınızı merak ediyor, yorumlarınızı bekliyoruz…
Kaynak: https://emoji.com.tdan-brown/
submitted by flatartagency to u/flatartagency [link] [comments]


2019.01.15 22:16 fragmanlife Muhtesem ikili dizisi konusu ve oyunculari

Muhtesem ikili dizisi konusu ve oyunculari Hikaye ve Künye Biri Anadolu diğeri Avrupa Yakasının en iddialı Organize Şube komiseri olan herkesin soyadı ile hitap ettiği Mert Barca ile Mustafa Kerim Can, teşkilatta bilinen adı ile MKC bir uyuşturucu operasyonu için bir araya gelmek zorunda kalırlar. Operasyon Barca’nın cesareti, MKC’nin zekası ile başarı ile sonuçlanırken, yıllardır birbirinden uzak durmaya çalışan bu iki adam ortak bir düşman edinmiş olur. İki polis, birbirleriyle olan sorunlarını bir kenara bırakmak ve ortak düşmanlarına karşı birlikte savaşmak zorunda kalırlar. Düşmanları çok güçlü, mücadeleleri zorludur ama birbirlerine tahammül etmeleri daha zor olacaktır.
İş hayatında oldukça başarılı iki komiserden Barca, kaybettiği karısının yasını tutarken, MKC ise büyük bir aşkla bağlı olduğu ancak ayrıldığı eski karısını aklından çıkaramamıştır. Barca ve MKC, bir yandan özel hayatlarında aldıkları yaraları sarmak için çabalarken bir yandan da düşmanlarını alt etmek için beraber çalışacaklardır.
Yapım: TMC
Yapımcı: Erol Avcı
Yönetmen: M.Çağatay Tosun
Senaryo: Başar Başaran, Emre Özdur Uygulayıcı
Yapımcı: Engin Sarıal
Müzik: Hasan Özsüt,Işıl Özsüt
Görüntü Yönetmeni: Selim Demiratar
Sanat Yönetmeni: Burhan Türk
2.Yönetmen: Filiz Adıgüzel
Kostüm Tasarım: Yasemin Akdaş Tekel
Oyuncular: İbrahim Çelikkol (Barca), Kerem Bürsin (Mustafa Kerim Can), Özge Gürel (Nilüfer), Öykü Karayel (Yağmur), Engin Şenkan (Feridun Barca), Zafer Algöz (Yüksel), Bora Koçak (Semih Karan), Sabahattin Yakut (Volkan Önder), Özbek Kaplan (Metin Meriç), Alper Baytekin (Saffet), Gökay Müftüoğlu (Hasan), Onur Ayçelik (Barbaros), Su Demirel (Yasemin), Fatih Odabaş (Mehmet Kaan Can), Erden Alkan (Sabri Hoca), Alptekin Ertürk (Bekir Hazan)
İbrahim Çelikkol Mert Barca
Mert Barca ya da emniyette tanındığı ismi ile Barca, Anadolu Yakası Organize Şube’nin en iyi polisi. Oldukça yakışıklı ama bir o kadar da dış görünüşünü önemsemeyen bir adam. Geçmişte ona düzenlenen bir suikastta karısını ve doğmamış bebeğini kaybetmiş. Karısının ve çocuğunun katili bulunmamış. Organize şubeden emekli babası dışında kimsesi yok. İşi ve karısının intikamı her şeyi.
Kerem Bürsin Mustafa Kerim Can
Mustafa Kerim Can, MKC olarak tanınan, Avrupa Yakası Organize Şube’nin en iyi polisi. Zenginliği ile tanınıyor ama bu zenginliğinin nerden geldiğini kimse bilmiyor. Huysuzluğu ve söylenmesi ile ünlü, bir de gözü karardığında delice bir güce kavuşmasıyla. Şıklığına önem veren, bakımlı bir adam. Her şeyi de kendisi kadar ciddiye alıyor. Boşandığı eski karısı Yağmur’a hala aşık. Oğlu Mehmet Kaan Can’a çok bağlı.
Özge Gürel Nilüfer
Nilüfer, MKC’nin kız kardeşi. Tam bir özgür ruh. MKC ile başa çıkabilen tek, ona laf yetiştirebilen son kişi. Güçlü, akıllı, güzel ve çekici bir kadın. Kendi işinin başında. Abisine eyvallahı yok. Küçük yaşta annesi ve babası boşanınca annesiyle yaşadığı için onun huylarına sahip. Annesi gibi bir İstanbul kızı. Baba eksikliğini ise her zaman içinde taşımış.
Öykü Karayel Yağmur
MKC’nin eski karısı, oğlu Mehmet Kaan’ın annesi. Başarılı bir avukat. İnatçı, başarı azmi olan bir kadın. MKC nin aşırı kontrolcülüğüne boyun eğecek bir karakter değil. O yüzden boşanmışlar. İçten içe hala MKC‘yi sevse de MKC değişmediği sürece onu hayatına kabul etmeye niyeti yok.
Engin Şenkan Feridun Barca
Mert Barca’nın emekli emniyet amiri babası. Polislik yılları başarılı operasyonlarla geçmiş bir eski kurt. Oğlu için endişeli. Organize şubede çalışmanın ne demek olduğunu biliyor. Barca içini açsa, oğlunun yanında olmak istiyor ama mesafeli bir ilişkileri var.
Zafer Algöz Yüksel Amir
Yüksel, Barca ve MKC’nin bağlı olduğu organize şubenin amiri. Çok komik olmasının yanı sıra yeri geldiğinde de çok ciddi bir insan. Bütün organize şubeyi kontrol eden Yüksel, konu MKC ve Barca’ya geldiğinde tansiyon aletini yakınında tutmak ister. Buna rağmen onlardan ayrı kalamaz çünkü onları iyi tanıdığı için onlardan nasıl faydalanacağını en iyi o bilir. Yüksel, Barca ve MKC’nin zayıf noktalarının da farkında, güçlü yanlarının da.
Eren Hacısalihoğlu Demiray Hazan
Demiray Hazan, uluslararası bir yasa dışı kaçakçılık kartelinin Türkiye’deki hareketlerini yönetmektedir. Varlığı bilinmektedir ama kendi adamlarından ve bağlı olduğu kartelin üst düzey yöneticilerinden başka yüzünü gören kimse olmadığı gibi kayıtlarda ismi de geçmemektedir. Babası Bekir Hazan ise, MKC ve Barca sayesinde başarısızlıkla sonuçlanan bir uyuşturucu kaçakçılığı işinden sonra örgüt tarafından cezalandırılır.
Barca yavaş yavaş Nilüfer’e olan duygularından emin olmaya başlar. MKC ise, her zamanki gibi yalnızlığı ile baş başadır. MKC’nin tüm zayıf noktalarını bilmekte olan Ahsen onun bu yalnızlığından faydalanıp ona yaklaşır. Fakat Barca ve Nilüfer’in yakınlaşmaya başladıklarını fark edince oku onların aşkına çevirir. Ahsen’in Muhteşem İkili’nin mutlu olmasına tahammülü yoktur…
Barca’ya Ahsen’den gelen telefondan sonra artık Muhteşem İkili Ahsen’in çok yakınlarında olduğundan emindir. Ama Ahsen neden iletişim kurmamaktadır? Muhteşem İkili’nin gündemini bu meşgul eder. Yılbaşı akşamı Feridun bütün aileyi bir arada toplayacaktır. Ahsen ise iyice yakınlaşmış olan Barca ve Nilüfer’in arasını bozmak için yeni planlarla sahneye çıkar. Arka arkaya cinayetler işleyen boksör ise Barca ve MKC’nin ilgilendikleri diğer gizemli konudur.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 02:01 fragmanlife Bir Zamanlar cukurova dizi Konusu ve oyunculari

Bir Zamanlar Çukurova Dizi Konusu;
1970 li yıllarda, İstanbulda evlenmeye hazırlanan iki gencin başına hiç hesaba katmadıkları bir olay gelir. Kader bu çifti, Adanada Çukurovanın uçsuz bucaksız coğrafyasına bırakıverir. Her şeye rağmen aşklarını yaşamaya kararlı bu çiftin kaderi, çiftliklerinde çalıştıkları Yaman ailesiyle tanıştıktan sonra sonsuza kadar değişir.
Bir Zamanlar Çukurova Dizisi Oyuncuları ve Künye;
Oyuncular: Vahide Perçin (Hünkar Yaman), Uğur Güneş (Yılmaz), Murat Ünalmış (Demir Yaman), Hilal Altınbilek (Züleyha), Bülent Polat (Gaffur), Turgay Aydın (Sabahattin), Selin Yeninci (Saniye), Sibel Taşçıoğlu (Şermin), Selin Genç (Gülten), Polen Emre (Fadik), Mustafa Açılan (Veli) ve Serpil Tamur (Haminne) ve Kerem Alışık (Fekeli)
Bir Zamanlar Çukurova yeni bölüm fragmanı izle, Bir Zamanlar Çukurova fragmanı, Bir Zamanlar Çukurova dizisi, Bir Zamanlar Çukurova Atv, Bir Zamanlar Çukurova Son Bölüm Fragmanı Seyret
Vahide Perçin Hünkar Yaman Çukurova'nın en büyük beylerinden biri olan Demir Yaman'ın annesi. Adı gibi hükümran, adı gibi kararlı, dirayetli bir kadın. Oğlu Demir'in sahip olduğu toprakların hanım ağası, ırgatların büyükhanımı. Hünkar Yaman için Demir'den ve Demir'in itibarından daha değerli hiçbir şey yok. Tek dileği soylarının sürmesi ve oğlunun sahip olduğu bu toprakların ileride emin ellere geçmesi. Ama bir gün oğlunun itibarının sarsılmak üzere olduğunu anlar ve çok tehlikeli bir oyun kurar.
Uğur Güneş Yılmaz Akkaya İstanbul'un yakışıklı, mütevazı ve iyi yürekli çocuğu, çalışkan bir aşık. Parada pulda şanda şerefte gözü yok. Hayatta en büyük dileği canından çok sevdiği Züleyha'sıyla evlenip mutlu bir yuva kurmak. Ama bir gün hayattan yediği bir darbe ile geleceği de hayalleri de tümüyle değişir. Sevdiği için elini kana bulayan Yılmaz'ın içine düştüğü kaçak hayatı onu hiç beklemediği yollara sürükler. Aşkı için her şeyi göze alan Yılmaz kaderine hükmedebilecek mi?
Murat Ünalmış Demir Yaman Büyük bir servetin sahibi. Çukurova'nın en büyüğü, bu bereketli toprakların tek hükümdarı olmayı hedefleyen, bunun için her şeyi yapabilecek kadar hırslı, gözü kara bir adam. Ama babasından kalan bu uçsuz bucaksız toprakları günü gelince miras bırakacağı bir evladı yok. Demir, Züleyha'ya görür görmez aşık olur. Aşk Çukurova'nın bu yakışıklı ve hırslı beyini değiştirebilecek mi? Demir Yaman aşkı ve toprakları için gözünü ne kadar karartacak?
Hilal Altınbilek Züleyha Talihin olanca güzelliği verip birazcık şansı ve kısmeti esirgediği, mütevazı, iyi niyetli ama gerektiğinde kararlı, inatçı olabilen, zeki bir genç kız. Parada pulda gözü olmayan Züleyha'nın en büyük hayali Yılmaz'la evlenip yuva kurmak ve mutlu olmak. Ama bir gün üvey abisi Züleyha'nın hayatını mahvedecek bir adım atar. Bu adımla darmadağın olan Züleyha'nın tek çaresi Yılmaz'la birlikte Adana'ya kaçmaktır. Ama kader Züleyha'yı sınamaktan vazgeçmeyecek, onu ölümden daha zor kararlar vermek zorunda bırakacaktır.
Züleyha İstanbul'a mı kaçıyor?
Çukurova'da kartlar yeniden karılıyor! Yılmaz'ın kendi elleriyle kurduğu Sanayi Odası'nın Başkanı kim olacak? Kuşaklardır Adanalı olan Demir Yaman mı yoksa İstanbul'dan gelen Yılmaz mı? Züleyha yeni arabasıyla İstanbul'a mı kaçıyor? Demir kendi elleriyle kendi kuyusunu mu kazıyor? Züleyha'ya aldığı, konağın dilinden düşmeyen araba, Züleyha'nın kaçış planının bir parçası mı olacak? Sırlar bir bir ortaya çıkıyor, yer yerinden oynuyor. Kendi kafasına göre iş yapan Gaffur, bunun bedelini nasıl ödeyecek? Uhuletle ve suhuletle, Yamanların Demir'ini bitirme operasyonlarına devam eden Fekeli ve Yılmaz'ın sıradaki planları ne? Yeni karşılaşmalar, yine Çukurova'da olayların fitilini ateşleyecek.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2018.10.31 19:12 throwmefaway Arı Filmi Senaryosu

. Bilinen tüm havacılık kurallarına göre. bir arının uçabilmesi mümkün değildir . Kanatları şişko ufak vücudunu yerden kaldırmak için çok küçüktür . Arılar her şeye rağmen uçar. çünkü arılar insanların imkansız dedikleri şeyleri takmaz . Sarı siyah. Sarı siyah. Sarı siyah . Aaa siyah ve sarı! Haydi bugün biraz farklı takılalım . BAL. Barry! Kahvaltı hazır! Geliyorum! Bir saniye bekle . Alo? Barry? Adam? Bu olaya inanabiliyor musun? İnanamıyorum. Geçerken alırım seni . Çakı gibiyim . Merdivenleri kullan. Baban onlara dünyanın parasını verdi . Çok heyecanlıyım . Mezunumuz da geldi. Seninle gurur duyuyoruz oğlum . Notların da harika . Çok gurur duyuyoruz . Anne! Şekil yaptım o kadar ya . Üstün tüylenmiş. Ah! Beni yoluyorsun! El salla! 'ninci sırada olacağız. Hoşça kalın! Barry sana ne dedim? Evde uçmak yok! Merhaba Adam. Selam Barry . Tüy jölesi mi bu? Biraz. Bugün özel bir gün . Başaramam sanıyordum . Üç gün ilkokul üç gün lise . Lise günleri korkunçtu . Üç gün üniversite. İyi ki bir gün ara verip otostopla kovanı dolaşmışım . Döndüğünde farklı biriydin . Merhaba Barry. Artie bıyık mı bıraktın? Yakışmış . Frankie'yi duydun mu? Duydum . Cenazesine gidecek misin? Hayır gitmeyeceğim . Birini sokarsan ölürsün . Bu hakkını da bir sincapta kullanmazsın. Asabi herif . Yoldan çekilmeyi akıl edebilirdi . Yollarımızdaki bu lunapark uygulamasını çok seviyorum . Tatile ihtiyaç duymamamızın nedeni de bu . Vay be çok heyecanlı. Yani bu koşullar altında . Adam bugün erkek oluyoruz. Aynen! Arı beyler. Süper! Yaşasın! Öğrenciler fakülte ve değerli arı mensupları. karşınızda dekanımız Sayın Vızvızoğlu . Hoş geldiniz güzide Kovan Şehri'mizin sevgili. MEZUNLARI. mezunları . Mezuniyet törenimiz sona ermiştir . BALYAP şirketindeki kariyeriniz başlamış bulunmaktadır! İşimizi bugün mü seçeceğiz? Sadece eğitim dönemi diye duydum . Dikkat! İşte başlıyor . Lütfen ellerinizi ve antenlerinizi her zaman vagonun içinde tutunuz . TEBRİKLER İYİ ŞANSLAR. Acaba nasıl olacak? Biraz ürkütücü . Balyap'a hoş geldiniz Balsan Şirketi'nin. ve Baltıgen Şirketler Grubu'nun bir parçası . İşte bu! Vay canına . Vay canına . Siz arılar ömrünüz boyunca çok çalışacağınız. bu noktaya gelebilmek için bir ömür boyu çabaladınız . Bal gözüpek Polen Gücü ekibinin kovanımıza getirdiği nektarla başlar . Çok gizli formülümüz. renklendirilip koku ayarı ve baloncuk ayrıştırma işlemi yapılarak. altın gibi parıldayan. tatlı şuruba dönüşmesiyle oluşur ki biz buna. Bal deriz! Çok seksi. O benim kuzenim! Öyle mi? Hepimiz kuzeniz . Haklısın. Balyap arı halkının varlığının. her açıdan korunması için durmaksızın çabalar . Bu arılar yeni kasklarımızın dayanıklılık testini yapıyorlar . Ne kadar kazanıyor acaba? Ne kadar alsa az . Ve işte en son icadımız Krelman . Ne işe yarıyor bu? Balı döktükten sonra. kenarda kalanları toplar. Milyonlar kazandırıyor bize . Krelman'da çalışmak mümkün mü? Tabii ki. Birçok arı işi küçük işlerdir. Ancak arılar bilir ki. her iş küçük de olsa eğer iyi yapılıyorsa çok önemlidir . Fakat mesleğinizi dikkatli seçin. çünkü seçmiş olduğunuz meslekte ömrünüzün sonuna kadar kalacaksınız . Ömrümün sonuna kadar aynı işi mi yapacağım? Bunu bilmiyordum . Ne fark eder ki? Şunu bilmek sizi çok mutlu edecektir arı halkı tam milyon yıl boyunca. bir gün bile izin yapmamıştır . Ölümüne mi çalıştıracaksınız bizi? Deneyeceğiz . Balyap. Vay be! Aklımı başımdan aldı! "Ne fark eder ki?" Nasıl böyle bir şey dersin? Sonsuza dek bir tek iş. Bu yapılabilecek en çılgınca seçim . Ben rahatladım. Hayatımızda tek seçim yapacağız . Nasıl olur da bunu bize söylemezler? Barry neden her şeyi sorguluyorsun? Biz arıyız . Yeryüzünün en mükemmel işleyen topluluğuyuz . Burada her şeyin biraz fazla iyi işlediği hiç mi aklına gelmiyor? Bana bir örnek ver . Ne bileyim ben ama neden bahsettiğimi biliyorsun . Kapıyı boşaltın. "Kraliyet Balözü Kuvvetleri" inişe geçiyor . Dur bir dakika . Hey bunlar Polen Gücü! Vay canına . Hiç bu kadar yakından görmemiştim . Kovanın dışını biliyorlar . Ama bazıları geri dönmüyor . Selam! Merhaba Polenciler! Nektar. Harikaydınız beyler! Sizler canavarsınız! Göklerin kralısınız! Bayılıyorum size! Acaba neredeydiler. Bilmem . Onların günleri planlı değil . Kovanın dışında nerelere gidip neler yapıyorlar kim bilir? Pat diye Polen Gücü'ne katılamazsın. Ona göre yetiştirilmelisin . Haklısın . İkimizin ömür boyu göremeyeceği kadar polen var burada . Alt tarafı bir itibar göstergesi. Arılar bunu biraz fazla önemsiyor . Belki. Üzerinde varsa ve kızlar bunu görüyorsa işler değişir . Şu kızlar mı? Onlar da kuzenimiz değil mi peki? Uzaktan. Uzaktan . Şu ikisine bakın . İki tane kovan miskini. Şunlarla biraz dalga geçelim . Polen Gücü'nde olmak tehlikeli olmalı . Evet. Bir keresinde bir ayı beni bir mantara sıkıştırdı . Bir pençesi boğazımdaydı. Diğeriyle sağlı sollu tokatlatıp duruyordu beni! Vay canına! Yenebileceğimi tahmin etmezdim . Bunlar olurken sen ne yapıyordun? Yetkililere haber veriyordum . İmzalayabilirim . Bugün dışarısı sarstı değil mi beyler? Evet . Yarın buradan km. Uzaklıktaki ayçiçeği tarlalarına gidiyoruz . kilometre mi? Barry! Bizim için kısa mesafe ama belki sana uygun değildir . Belki de uygundur. Hayır değildir! J Kapısından sıfır dokuz sıfır sıfır'da kalkıyoruz . Ne dersin vızvız çocuk? Yeterince güçlü müsün? Olabilirim. Sıfır dokuz sıfır sıfır'ın ne demek olduğuna bağlı . Hey Balyap! Beni korkuttun baba . Hangi işi istediğine karar verebildin mi? Bir sürü seçenek var. Ama sadece birini seçebilirsin . Her gün aynı işi yapmaktan sıkıldığın oldu mu hiç? Karıştırmanın ne olduğunu anlatayım . Sopayı tutarsın şöyle bir gezdirirsin güzelce karıştırırsın . Bir ritim tutturursun kendine. Çok güzel bir şeydir . Düşünüyorum da. belki de bu bal alemi bana göre değildir . Ne düşünüyordun baloncu olmayı mı? İğnesi olan biri için kötü bir meslek . Janet oğlun bal işine girmek istediğinden emin değilmiş! Barry bazen çok komik oluyorsun. Olmaya çalışmıyorum . Bal işine giriyorsun. Oğlumuz Karıştırıcı olacak! Karıştırıcı mı olacaksın? Kimse beni dinlemiyor! Senin için özel sopalarım var . Şu anda ne istersem söyleyebilirim. Dövme yaptıracağım! Haydi taze bir bal açıp bunu kutlayalım! Belki burnuma da küpe taktırırım. Antenlerimi kazıtırım . Bir çekirgeyle çıkarım. Altın diş taktırıp önüme gelene "kanka" derim! Gurur duyuyorum . Bugün işe başlıyoruz! Büyük gün . Haydi! Bütün iyi işleri kaptıracağız . Evet. Tabii . Polen Sayma Dublör Arı Boşaltma Karıştırıcı Danışma Masası Saç. Hala boş mu? İki kişi kaldı! ÇERÇÖP TOPLAMA. Ve bir tanesi de sen oldun! Hangisini aldın? Çerçöp toplama . Vay canına! Çaylak mısınız? Evet efendim! İlk günümüz! Hazırız! Seçiminizi yapın . İstersen sen başla. Hayır sen . Tanrım. Neler müsait acaba? Tuvalet görevlisi her zaman açık ama düşündüğün nedenden değil . Krelman olabilir mi? Elbette. Krelman senin . KRELMAN DOLU. Üzgünüm az önce dolmuş . Balmumu tamiri açık . Krelman tekrar açıldı . Ne oldu? Bir arı öldüğünde onun yeri açılır. Gördün mü? Ölmüş. Ölü. Bir ölü daha . Bu da ölü. Ölümcül ölü. İki ölü daha . Baş üstü ölü. Baş altı ölü. Hayat böyle! Bu çok zor! Isıtma Soğutma Dublör Arı Boşaltıcı Karıştırıcı. Uğultucu Tuvalet Müfettişi İplik Koordinatörü Şerit Amiri. Larva terbiyecisi. Barry sence hangisini Barry? Barry! Pekâlâ dokuzuncu bölgede bir ayçiçeği tarlası bulunuyor. Neredesin? Dışarı çıkacağım. Nereye dışarı? Kovandan dışarı. Olmaz! Ömrümün sonuna kadar çalışmadan önce buna mecburum . Öleceksin! Delirmişsin sen! Biri arıyor . Eğer kendini cesur hisseden varsa . Caddedeki çiçekçiye. yeni güller gelecek bugün . Selam millet . Şuna bakın. Bu dün gördüğümüz çocuk değil mi? Kalkış pistine girmek yasak evlat . Sorun yok Lou. Bizimle gelecek bugün . Ballı çocuk seni . Burayı imzala burayı. Şuraya da paraf at . Teşekkürler. Tamam . Bugün yağmur ihbarı aldık ve. hepinizin bildiğiniz üzere arılar yağmurda uçamaz . O yüzden dikkatli olun. Ve her zamanki gibi süpürgelere. terliklere köpeklere kuşlara ve ayılara dikkat edin . Bazı evlerde üzerimize enerji içeceği döküldüğü rapor edildi . Murphy bu yüzden şu an revirde ve çekirge gibi durmadan zıplıyor! Bu korkunç. Kuralı hatırlatayım. kesinlikle insanlarla konuşmak yok! Pekâlâ kalkış pozisyonu! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz! Siyahla Sarı! Alemin Kralı! Hazır mısın Cesur Çocuk? Evet. Tabii ki . Rüzgar Tamam . Telsizler Tamam. Balözü takım Tamam . Kanatlar Tamam. İğne Tamam . Altına kaçıranlar Tamam . Pekâlâ kızlar. haydi kalkıyoruz! Sömürün o sardunyaları çizgili canavarlarım! Emrediyorum kurutun o çiçekleri! Vay canına! Dışarıdayım! Kovandan çıktığıma inanamıyorum! Ne kadar da mavi . Hızlı ve özgür hissediyorum kendimi! Uçurtma! Vay be! Çiçekler! Burası Mavi Lider. Güllerle görsel temas var . derece dönün . Güller! derece tamam. Dönüyoruz . Kenara çekil ufaklık. Geri tepebilir . Nektar. İşte buna "Nektar Toplar" denir . Polenleme görmüş müydün hiç? Hayır efendim . Buradan biraz polen alıp şuralara serpiyorum. Biraz da buraya. bir tutam da şuraya. Biraz sihir gibi . Bu inanılmaz. Peki niye yapıyoruz bunu? Polen gücü. Ne kadar polen o kadar çiçek o kadar balözü o kadar bal . Harika . Parlak bir sarılık görüyorum. Papatyalar olabilir . Ben de gördüm tamam . Durun. Çiçeklerden biri hareket ediyor . Tekrar et. Hareket eden bir çiçek mi rapor ediyorsun? Olumlu . O top içerdeydi! En güzeli bu. Nedir bu? Bilmiyorum ama bu renge bayılıyorum . Güzel kokuyor. Çiçek gibi değil ama hoşuma gitti . Evet tüylü . Kimyasal da . Dikkatli olun çocuklar. Biraz yapışkan . Arı Maya aşkına! Mankafa buraya gel çabuk! Eyvah! Çocuklar! Bu hiç iyi değil . Olumlu . Ucuz kurtulduk . Canım yanacak . Ana kuzusu . Pozisyonunu kaybettin çaylak! Füze gibi geri yollayacağım sana! Yardım edin! Galiba bunlar çiçek değil . Ona söyleyelim mi? Bence biliyor . Bu da nesi? Maç sayısı! Toparlanmaya başlasan iyi olur tatlım çünkü birazdan kafana yiyeceksin! İmdat! KLİMA KONTROL. İğrenç . Arabada arı var! Bir şey yap! Direksiyondayım! Merhaba Arı. Arkaya geldi! Beni sokacak şimdi! Kimse kıpırdamasın! Kıpırdamazsanız hiçbirimizi sokmaz. Kıpırdamayın! Göz kırptı! Sprey sık ona! Ne yapıyorsun? Vay. Dışarıdaki gerginlik katsayısı inanılmaz . Eve dönmeliyim . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . İmdat! İmdat! Arı düşüyor! Ken pencereyi kapatır mısın? Yeni hazırladığım özgeçmişime bak. Katlanabilir bir broşür seklinde . Gördün mü? Katlanıyor . Oh hayır gene insanlar. Yeter artık ama . Bu da ne böyle? Bu kez olacak. Bu kez. Bu kez. Bu kez! Perde! Şeytani bir şey bu . Harika oldu. Tüm özel yeteneklerim. hatta en sevdiğim on film bile var . İlki hangisi? "Yıldız Savaşları mı"? Hayır Ben sevmiyorum öyle. filmleri . Konuşmamıza neden izin verilmediği belli. Delirmiş bunlar . İş görüşmesine gittiğimde şaşırıyorlar. Söylediklerime inanamıyorlar . İşte güneş orada. Belki oradan çıkabilirim . Güneşin üstünde yazıyor muydu? Küresel ısınmayı ben tahmin etmiştim . Sıcaklığı hissediyordum ama önceleri benim ateşim sandım . Hey! Dur! Arı! Geri çekilin. Kışlık bot bunlar . Dur! Öldürme onu! Arılara alerjim var. Bu arı beni öldürebilir! Onun hayatı neden seninkinden değersiz olsun? Onun hayatı niye benimkinden değersiz? Söyleyeceğin bu mu? Her hayatın bir anlamı var. Onun neler hissedebileceğini bilmiyorsun . Broşürüm! Haydi bakalım ufaklık . Korktuğumu sanmayın. Alerjim var . Özgeçmişine bunu da yaz . Yüzüm balon gibi şişebilirdi . Bunu da "özel yeteneklerine" eklersin . Birini bir yumrukta indirmek de özel bir yetenek . Hoşça kal Vanessa. Teşekkürler . Vanessa haftaya yoğurt yemeye? Tabii Ken. Nasıl istersen . Üzerine keçiboynuzu koyabilirsin. Güle güle . Kalorisi daha azmış. Güle güle . Bir şey söylemeliyim . Hayatımı kurtardı. Bir şey söylemeliyim . Haydi bakalım . ARIGE DİYET TON. Olmaz . Ne diyeceğim? Başım belaya girebilir . Arı yasası. Bir insanla konuşamazsın . Bunu yaptığıma inanamıyorum . Yapmalıyım . Yapamam. Haydi ama! Yapamam. Haydi ama! Yap şunu. Yapamam . Lafa nasıl gireceğim? "Jazz sever misin?" İyi fikir değil . İşte geliyor! Konuşsana salak! Merhaba! Affedersin . Konuşuyorsun. Biliyorum . Konuşuyorsun! Çok özür dilerim . Önemli değil. Rüya görüyorum. ama yatağa gittiğimi hatırlamıyorum . Eminim bu biraz sinir bozucudur . Benim için sürpriz oldu. Yani sen bir arısın! Ben bir arıyım. Aslında bunu yapmamalıydım ama. beni öldürmeye çalıştılar . Sen olmasaydın. Sana teşekkür etmeliydim. Ben böyle yetiştirildim . Bu biraz garip oldu . Bir arıyla konuşuyorum. Evet . Bir arıyla konuşuyorum. Ve bir arı benimle konuşuyor! Minnettar olduğumu söylemek istedim. Gideyim artık . Bekle! Bunu yapmayı nerede öğrendin? Neyi? Konuşma olayını . Senin öğrendiğin gibi. "Anne. Baba. Bal" Öyle başladım . Bu gerçekten komik. Evet . Evet. Arılar komiktir. Gülmüyorsak ağlarız böyle başa çıkıyoruz hayatla . Neyse . Acaba. bir şey içer miydin? Ne gibi? Bilmem. Belki Kahve? Sana zahmet vermek istemem . Ne zahmeti canım. İki dakikamı alır . Alt tarafı kahve. Zahmet olmasın . Saçmalama lütfen! Aslında bir fincan alırım . Romlu kek de ister misin? Almasam. Bir parça al . Yok almayayım. Haydi ama! Birkaç mikrogram vermeye çalışıyorum da . Nerede? Çizgiler şişman gösteriyor . Harika görünüyorsun! Modadan anlıyor musun emin değilim . Sen iyi misin? Hayır . Kravatını takside bağlayıp uçarak gitmiş Manhattan'a . Sonunda oraya varmış . Kilisenin merdivenlerini koşarak çıkmış. Düğün başlamış bile . Sonra da demiş ki "Mısır mı?" Ben de "Mısırlı" dedin sanmıştım . "Bir mısırla neden evleneyim ki?". Arı fıkrası mı bu? Biz arılara ait bir tarz bu . Evet farklı . Peki ne yapacaksın Barry? İş konusunda mı? Bilmiyorum . Kovandaki görevimi yapmak istiyorum ama onların istediği şekilde değil . Ne hissettiğini anlıyorum . Öyle mi? Elbette . Ailem avukat ya da doktor olmamı istiyordu. Ben çiçekçi olmak istedim . Sahi mi? Benim bütün hayatım çiçekler . Yeni kraliçemiz de aynı slogan sayesinde seçildi . Neyse şuraya bakarsan. benim kovanım tam şurada. Görüyor musun? Sen Central Park'ta yaşıyorsun! Evet! Kaplumbağa Köprüsü'nün yanında! Biliyorum orayı. Orada ayağıma taktığım yüzüğümü kaybetmiştim . Neden kızlar ayağına yüzük takar? Niye takmasınlar? Dizine şapka takmak gibi bir şey bu. Bunu bir denemeliyim . İyi misiniz bayan? Evet. İyiyim . Öyle iki kahve birden içeyim dedim! Her neyse bu harika oldu. Kahve için teşekkür ederim . Önemli değil . Özür dilerim bitiremedim. Bitirseydim ömür boyu uyuyamazdım . Sen ee. Bir parça yanıma alabilir miyim? Tabii! Haydi bir kırıntı al . Teşekkürler! Bir şey değil . Pekâlâ o zaman ee sanırım görüşürüz . Ya da görüşmeyiz . Tamam Barry . Ve tekrar çok teşekkür ederim. Hayatımı kurtardın . Hiç önemi yok . Önemsiz değildi ama Her neyse. DENEY SÜRECİ DEVAM EDİYOR. KASIRGADAN KURTULMA DENEYİ. Bu işe yaramayacak . Hazır. Deneyebiliriz . Pekâlâ Dave paraşütü çek . İnanılmazmış. İnanılmazdı! Hayatımın en korkunç en mutlu günüydü . İnsanlarla olduğuna inanamıyorum! Korkunç dev insanlar! Nasıllardı? Büyük ve deli. Deli gibi konuşuyorlar . Deli gibi yiyorlar. Deli gibi kullanıyorlar . Öldürmeye çalıştılar mı seni? Bazıları evet ama bazıları değil . Nasıl döndün? Kanişe bindim . Gittin ve buna sevindim. Ne görmek istiyorsan gördün. ve çok istediğin "tecrübeyi" yaşadın. Artık işini seçip normal olabilirsin . Ama Ama? Biriyle tanıştım . Biriyle mi tanıştın? Arıgillerden mi peki? Eşek arısı mı? Annenler seni öldürür! Hayır . Örümcek mi? Örümceklerden hoşlanmıyorum . Biliyorum seksiler sekiz bacakları var . Ama yüzleri çok çirkin . Kim peki? O bir ee insan . Hayır hayır. Arı yasası bu. Bunu da çiğnemiş olamazsın . Adı Vanessa. Tanrım . O kadar güzel ki. Üstelik çiçekçi! Olamaz! Çiçekçi bir insanla çıkıyorsun! Çıkmıyoruz . Kovandan dışarı uçuyorsun. Ellerinde tazyikli hortumlar maytaplarla. evlerimize saldıran insanlarla konuşuyorsun. Dinamitten farkı yok! Hayatımı kurtardı! Üstelik beni anlıyor . Bu iş bitecek! Ye şunu . Bu iş bitmeyecek! Neydi bu? Buna kırıntı diyorlar. Bu ne güzeller güzeli bir şey! Üstelik bu yedikleri değil. Yediklerinden yere dökülenler! Cinnabon ne biliyor musun? Hayır . Ekmeği tarçını şekeri alıyorlar. Üçünü birden iyice. Otur şuraya! ısıtıyorlar! Beni iyi dinle! Biz onlar değiliz! Biz biziz. Biz ve onlar! Evet ama arzu dolu bu kalbi kimse görmeyecek mi? Arzulamak yok. Bırak arzulamayı . Artık biraz arı gibi düşün dostum. Arı gibi düşün! Arı gibi düşün. Arı gibi düşün . Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! İşte orada havuza girmiş . Senin sorunun ne biliyor musun? Arı gibi düşünmeye mi başlamalıyım? Daha ne kadar devam edecek bu? Üç gün oldu! Niye hala çalışmıyorsun? Hayatımla ilgili almam gereken önemli kararlar var . Ne hayatı? Bir hayatın yok ki! İşin yok. Sadece bir arısın işte! Biraz bal yapsan ölür müsün? Barry çık havuzdan. Baban seninle konuşuyor . Martin konuş onunla . Barry seninle konuşuyorum! Geliyor musun? Her şeyi aldın mı? Her şey hazır! Sen önden git. Ben yetişirim . Çok geç kalma . Bak şimdi! Vanessa! Hala buradayız. Sana ona bağırma demiştim . Bağırdığın zaman cevap vermiyor sana! Sen niye bağırıyorsun? Çünkü dinlemiyorsun . Bunu dinlemeyeceğim . Çıkmalıyım . Nereye gidiyorsun? Arkadaşımla buluşacağım . Bir kızla mı? Bu yüzden mi karar veremiyorsun? Görüşürüz . Umarım kız Arıgillerdendir . VANESSA'NIN ÇİÇEKÇİSİ. Her yıl Pasadena'da çiçeklerle dolu bir geçit töreni mi yapıyorlar? Güller Turnuvası'nda olmak her çiçekçinin hayalidir! Arabanın üstündesin. Her yer çiçek dolu. İnsanlar seni alkışlıyor . Bir turnuva. Güller spor müsabakalarına katılabiliyor mu? Hayır. Pekâlâ sıra bende. Nasıl oluyor da her yere uçamıyorsun? Yorucu oluyor. Sen niye her yere koşmuyorsun? Daha hızlı değil mi? Tamam anladım. Sıra sende . Video. Televizyonda o an ne varsa kaydediyor mu? Bu çılgınlık! Sizde onlardan yok mu? Bizde Osteo var ama bir hastalık bu. Hem de korkunç bir hastalık . Olamaz . Aptal arılar! Eminim sokmak istiyorsundur böyle salakları . Aslında sokmamaya çalışıyoruz. Bizim için çok tehlikeli . Yani sürekli sinirlerine hakim olmalısın . Hem de çok. Duvarları tekmeler yürüyüşe çıkar. sinirle bir mektup yazıp çöpe atarsın. Duygularını bastırıyorsun işte . Öfke kıskançlık şehvet . Aman Tanrım! İyi misin sen? Evet . Derdin ne senin? Ama böcek o . Kimseyi rahatsız etmiyor. Çek git buradan gerizekalı! Neydi o? Mizah dergisi falan mı? Evet. Nereden anladın? On sayfalık falan bir şeydi. sayfaya kadar dayanabiliyoruz . Bu işin matematiğini çözmüşsün . Mecburen. Kuzenimi Vogue öldürmüştü. Hiç şaşmam . Gölgelerin Gücü Adına! Bu da ne böyle? BAL. Bu nereden çıktı? Tatlı arı. Altın Çiçek . Ray Liotta Özel Koleksiyonu mu? Şu aktör değil mi bu? Hiç duymadım . Bu niye burada? İnsanlar için. Yiyelim diye . Yeterince yemeğiniz yok mu? Şey var. Nereden buldunuz peki? Arılar yapıyor. Kimin yaptığını biliyorum! Ve yapması da çok zordur! Isıtmak soğutmak ve karıştırmak gerek. Bir de Krelman denen şey var! Organik bu. Bizim organımız! Alt tarafı bal Barry . Alt tarafı ne? Arılar bunu bilmiyor ama! Bunun adı hırsızlık! Evlerimizi okullarımızı hastanelerimizi alıyorsunuz! % İNDİRİM. İndirimde mi? Bunun hesabını soracağım! Hepsini soracağım! Hector . Bitti mi işin? Bitiyor . Buralarda. Hissediyorum . Eve gidebilirim artık . Şu güzel balı da açık bırakayım hazır kimse de yok . Yakalandın paketçi çocuk! Bir şey duyduğumu biliyordum. Demek konuşabiliyorsun! Evet konuşabiliyorum. Şimdi de sen konuş bakalım! Nereden getiriyorsunuz bu malları? Malları satan kim? Anlamıyorum. Dost değil miyiz? Yapmak isteyeceğimiz en son şey siz arıları kızdırmak! Çok geç kaldın! Bizim oldu artık! Siz bayım yanlış adama kılıç çektiniz! Siz de dostum iguanam Ignacio'ya öğle yemeği olacaksınız . Ballar nereden geliyor? Nereden dedim! Bal Çiftliği! Bal Çiftliği'nden geliyor! Bal ÇİFTLİĞİ. Seni manyak adam! Neler oldu burada? Şu suratlarına bak. Kamyon çarpmış gibiler. Ve şimdi de. bilinmezliğe sürükleniyorlar! Hareket etme . Sen ölü değil misin? Ölüye benziyor muyum? Hareket edeni temizliyorlar. Nereye gidiyorsun? Bal Çiftliğine. Çok büyük bir iş peşindeyim . Ben Alaska'ya gidiyorum. Geyik kanı manyak bir şey. Feci kafa yapıyor! Tacoma'ya gidiyorum . Ya sen nereye? O gerçekten ölü . Anladım . Eyvah! Nedir bu? Hayır! Silecekler! Üç bıçaklı! Üç bıçaklı mı? Atla haydi! Tek şansın var arı! Niye her şeyiniz bu kadar temiz olmak zorunda? Daha ne görmeniz gerekiyor? Gözünüzü açın! Kafanızı da çıkarın! Ben Washington Ulusal Radyo Haberleri'nden Carl Kasell . Böcek öldürmeye son verin artık! Arı! Geyik kanı manyağı! Bir ses duydun mu? Ne gibi? Minik çığlıklar gibi . Radyoyu kapat . Nasıl gidiyor arı çocuk? İyidir Geyik . Ve göz alabildiğince yan yana dizilmiş bal kavanozları duruyordu . Vay be! Bu kamyon nereye gidiyorsa balları oradan alıyor olmalılar . O ballar bize ait . Arılar omuz omuza. Öyleyiz . Kovanda birbirimize yakınız . Biz değiliz adamım. Biz tek takılırız. Her sivrisinek ayrı takılır . Ya başınız belaya girerse? Sivrisineksen sen belasındır . Kimse bizi sevmez. Vurmayı bilirler sadece. Bizi görünce Vur vur! En azından dışarıdasınız. Bir sürü kızla tanışıyorsunuzdur . Bizim kızların gözü yüksektedir. Güvelerle yusufçuklarla takılırlar . Sivrisinek kızları bize yüz vermez . Şaka yapıyorsunuz! KAN BANKASI. Geyikkan binayı terk ediyor! Görüşürüz arı! Selam millet! Geyikkan! Sizi burada ebeleyeceğimi biliyordum. Kamış getirdiniz mi yanınızda? Bal ÇİFTLİĞİ. Sonra kavanozlara doldurup etiket yapıştırıyoruz. Çok karlı bir iş . Burası da ne böyle? Bu arıların susam kadar beyni yok . Beyinsiz bunlar! Beyinsiz . Yeni körüğe bak. Çok güzel . Thomas modeli! Körük mü? Dakikada üfleme yarı otomatik. İki kat nikotin ve katran . Bir iki nefeste indiriyor bunları yere . Onlar yapar balları biz toplarız paraları . "Onlar yapar balları biz toplarız paraları" mı? Olamaz! Burada neler oluyor? Siz iyi misiniz? Evet. Fazla uzun sürmüyor . Sahte bir kovanda olduğunuzun farkında mısınız? Kraliçemiz buraya taşındı. Başka çaremiz yoktu . Kraliçeniz mi? Kadın kılığına girmiş bir erkek bu! Arıbeyi bu! Bu da nesi? Oh hayır . Yüzlerce kovan var burada! Arı balı . Bizim balımız yüzsüzce bir dalavereyle elimizden alınıyor! Ayıların bize yaptıklarından bile daha kötü. Bu konuda bir şeyler yapmalıyız . Ah Barry . İnsanların balımızı mı alıyor? Bu sadece bir söylenti . Bunlar söylentiye benziyor mu? Komplo teorisi bunlar. Bu resimler de montaj . Bütün bunları nereden biliyorsun sen? İnsanlarla konuşuyor . Ne? İnsanlar mı? İnsan bir kız arkadaşı var. Üstelik öpüşüyorlar! Öpüşmek mi? Öpüşmüyoruz . İstiyorsun ama. Kimden yanasın sen? Arılardan! San Antonio'da bir cırcırböceğiyle çıkmıştım. O bacaklar beni uyutmadı . Barry hayatın adına yapmak istediğin bu mu? Hepimizin adına yapmak istiyorum. Kimse arılar kadar çok çalışmıyor! Baba bazen o kadar çalışmış oluyordun ki. ellerin kendi kendine karıştırıyordu durduramıyordun . Hatırlıyorum . Balımızı almaya ne hakları var? Yılda iki kapla yaşamaya çalışıyoruz. Onlar balı dudak kremine bile koyuyor! Haklı bile olsan bir arı ne yapabilir? Onları en acıyacak yerlerinden sokacağım . Suratlarından! Gözleri! Çok can yakar. Hayır . Burundan mı? Ölürler acıdan . İnsanları sokabileceğimiz tek yerleri var. Onlar için önemli olan tek bir yer . "Kovan'da Olan" Her gün saat 'te bir saat boyunca kovandan haberler . Sakala hayır! Bob Yabanarı ile günün içinden . Bora Batıran'la hava durumu . Vızz Larva ile spor . Ve Jeanette Chung . İyi akşamlar. Ben Bob Yabanarı. Ve ben Jeanette Chung . Kovanşehir arılarından Barry Benson. insan ırkını ballarımızı çalmak suçundan mahkemeye vereceğini. balımızı yasadışı yollarla sattıklarını iddia etti! ARI LARRY KING. Yarın akşam Arı Larry King'de. Baltıgen yayınları tarafından çıkartılan. "Zarif Kadınlar" isimli kitap hakkında konuşacağız . Bu geceki konuğumuz Barry Benson . "Ben sıradan bir çocuğum başaramam." diye düşündün mü hiç? Arılar dünyayı değiştirmekten hiç korkmadı . Arıstoph Kolomb'a bakın. Arındıra Gandi'ye. Arı Terim'e . Geldiğim yerde insanları dava etmeyi düşünmezdik . Bizler daha çok çelik çomak ya da cirit oynardık . Kaç yaşındasın? Tüm arı halkı seni bu haklı davanda destekliyor. ki sanırım arılar için yüzyılın davası olacak bu . Biliyor musun insanların dünyasında da bir Larry King var . Çok kullanılan bir isim. Önümüzdeki hafta. Tıpkı sana benziyor ve onun da gömleğinde askılar arkasında renkli. Önümüzdeki hafta. Şişe dibi gözlükleri duymana rağmen konuktan yapılan altyazılar da aynı . Ayı Haftası gelecek hafta! Korkunçlar kıllılar ve haftaya canlı yayındalar .
submitted by throwmefaway to TurkeyJerky [link] [comments]


Saliha Kadın Nasıl Olunur 1 Gün erkek\kız olmak{gacha life türkçe} - YouTube Açık ve kapalı kızlar için okulda cool olmak için tüyolar Nasıl Daha Akıllı Olursun? Zekanı Geliştirmene Yardımcı Olacak Birbirinden Zorlu Bulmaca Oyunları Nur Dersi - Tesettür - Hür Olmak İçin Örtünüyorum - 1 Çocuğu Olan Herkes İzlemeli - Baba ve Kızı Nasıl seksi olunur Nasıl Tumblr Kızı Olunur // TUMBLR GIRL OLMAK - YouTube BİR KIZ OLMAK HAKKINDAKİ GERÇEK Tumblr Girl Olmak için

Zapatista kadınlardan ‘Enternasyonal Kadın Buluşması’na ...

  1. Saliha Kadın Nasıl Olunur
  2. 1 Gün erkek\kız olmak{gacha life türkçe} - YouTube
  3. Açık ve kapalı kızlar için okulda cool olmak için tüyolar
  4. Nasıl Daha Akıllı Olursun? Zekanı Geliştirmene Yardımcı Olacak Birbirinden Zorlu Bulmaca Oyunları
  5. Nur Dersi - Tesettür - Hür Olmak İçin Örtünüyorum - 1
  6. Çocuğu Olan Herkes İzlemeli - Baba ve Kızı
  7. Nasıl seksi olunur
  8. Nasıl Tumblr Kızı Olunur // TUMBLR GIRL OLMAK - YouTube
  9. BİR KIZ OLMAK HAKKINDAKİ GERÇEK
  10. Tumblr Girl Olmak için

Kız Çocuğu Cennetin Yoludur - Nureddin Yıldız - sosyaldoku.com - Duration: ... Kız Babası Olmak (Venhar SAĞIROĞLU) - Duration: 4:54. Venhar SAĞIROĞLU 7,805 views. 7x Fatiha, 7x Ayat Kursi, 7x Ihlas, Falak, Nas SiHR, MAGiC, JiNN, Evil Eye Mishary Rashid YouT - Duration: 34:23. Mishary مشاري Rashid راشد Recommended for you Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. ZAMAN BİLGİLERİ: 00:04 Bir kız olmak nasıl bir his 02:57 Güzellik acı verir 06:41 Kızların gerçek hayattaki sorunları ★ '5 Dakikada Hallet - Gençler' Kanalın... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. TÜM KADINLARI ETKİLEMENİN YOLU - ALFA ERKEK OLMAK - Duration: 6:59. Modern Alfa 157,098 views. ... Nasıl Bad Girl Olunur?¿ //Neler Alınması gerek //nasıl davranmalıyız - Duration: ... Saliha Kadın Nasıl Olunur ... Salih ve Saliha Eş / Muhammed Emin Yıldırım (41. ... ⭐️ 100 ⭐️ÇOK GÜÇLÜ PARA MIKNATISI OLUMLAMASI ⭐️ ZENGİN OLMAK SENİNDE HAKKIN ... Nasıl Daha Akıllı Olursun? Zekanı Geliştirmene Yardımcı Olacak Birbirinden Zorlu Bulmaca Oyunları. Bakalım bu bilmece ve zeka sorularını en hızlı kimler çözebilecek. Bulmaca ... Erkeklerin Gözünde Çekici Kadın Olmak - Obsesyonizt - Duration: 2:31. ... Erkekler nasıl azar 7 baştan çıkarıcı taktik - Duration: 8:32. Sağlıklı Yaşam 817,489 views. ABONE OLMAYI UNUTMAYIN Yaren ERDOĞAN. Eiffel Tower Paris, Elevator Ride Top Floor - 🇫🇷 France - 4K Virtual Tour - Duration: 30:38. Wanderlust Travel Videos Recommended for you